28/Kasım2017
Akıl Oyunlarım..(1)
İnanın o yazdım zannettiklerimdeki destanımsı anlattıklarımın hiç birisini hatırlamadığım için aynısını yeniden yazamıyorum.. En iyisi, beynim yazmaya başlayınca oturup dikte etmek.
***Mesela yukarıdaki satırları 4 gün önce yazmış sonra inanın dakikalarca beklemiş ve devamını getirememiştim.. Oysa o gün öğretmenler günü idi.. Yazacağım, daha doğrusu yazacağımı zannettiğim o kadar çok anım ve haberlerim vardı ki.. nereden başlayıp hangisi ile bağlantı kursam da, masalımsı olsa yazacaklarım… diye düşünceye dalınca, kendimi o masalın içinde buluverdim.!!
Sonra karanlık ürkütücü olunca da, elektriği
yakmayı unuttuğumu fark ettim.. kalkıp açtım ve aklıma saate bakmak geldi!! Ki,…
beni ilk kez ürküten de o oldu.. Tam 4 saattir tek kelime yazmadan yazdım
zannettiklerimi okuyormuşum beynimden..
Hani bir film vardı beyin oyunları mıydı
neydi adı.. o geldi aklıma.. belki de beyin oyunlarımla meşgul olunca
yalnızlığımı fark etmediğim için canım sıkılmıyor..
Neyse.. yazacaklarım bunlar değildi tahmin edersiniz. Ama ne yazacağımı
hiç ama hiç düşünmeden oturduğumu tahmin edeceğinizi pek sanmıyorum..
Aslında akıl oyunlarında olduğu gibi
hayalimde bir şeyler yazdım… okudum…
beğenmediğim yerleri değiştirdim düzelttim… SONRA… neydi o düşündüklerim ve aklım sıra
yazdıklarım?? HEPSİNİ UNUTTUM !
Şimdi, sizler, eğer hâlâ benim sayfalarımı
ziyarete gelen varsa, gelip okuyan mevcutsa eğer, SİZLER, eğer hiçbir şey
yazamazsam, eğer zamanınızı
harcadığınıza değmiyorsa yazacaklarım, sizden ricam sessizce kapıyı
kapatmanız!!
Çünki bugünden hatta şu andan itibaren bir karar
aldım.. Bundan sonra burası, kalan ömrümün hatıra defteri olsun..
Yani tıpkı ama TIPKI bir hatıra defteri tutar
gibi her gün veya zaman zaman, buraya düşüncelerimi.. dertlerimi… varsa mutlu
olma sebeplerimi.. ve akıl oyunlarımı bu sayfaya devam ederek yazmak istiyorum..
Her yenilediğim yazımı farklı renklerde yazarsam ve ilgilenen olursa belki dikkatini çeker diye düşündüm..
Canı deli saçması okumak isteyen olursa
… BEKLERİM!
3/Aralık
Akıl oyunlarım (2)

6/Aralık
Ya başıma gelirse diye düşünmediğin onlarca hatta yüzlerce
şeyle karşılaşınca bir gün, şaşıracağını sanıyorsan yanılıyorsun..Ya umurunda
olmuyor artık.. ya da merak ettiğini bile hatırlamıyorsun.. veya, ya doğal
karşılıyorsun ya da aklına yazılmadan silinip gidiyor..
Pek çoklarınızın anne babalarından… bazılarınızın eşinden
ve kendisinden görüp şahit olduğu ne çok şey vardır.. Bunları yazmamın bir
sebebi yok.. yani, bir fikir beyan etmiyorum veya başıma gelen bir olay olarak
anlatmıyorum.
Bu, bilâistisna 70 yaş üstü kişilerin bir gün farkında
bile olmadan kabullenmeye başlayacağı bir süreç.. Mesela önce isimleri unutmakla
başlıyor isyanına hafızan..
O çok güvendiğin.. o seni onurlandıran ve hiç
mahcup etmeyen hafızan!! TIK diye kalıyorsun cümlenin ortasında.. Bunun ilk
başlarda alzaymerle bir ilgisi yok... bunamayla da pek ilgili değil.. Bu, dolup
taşırdığın, lüzumlu lüzumsuz bir yığın teferruatı yığıp ezberlediğin hafızanın
isyanı!..
Bakıyor ki sen hâlâ dolduruyorsun olur olmaz sözcükleri o zaman o da
dipte köşede ne varsa boşaltmaya başlıyor..
Sonra eski konu komşunun
akrabaların eski
ne kadar tanıdık varsa onların isimlerini yok ediyor hafıza
hanım!!! Sonra… sonra ne oluyor biliyor musunuz ?.. insan hafızası yani
hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür sözünü hatırlıyorsun ve bir tek onu artık hiç
unutmuyorsun.
Çünki, bu cümle, "İnsan hafızası
unutkanlık hastasıdır" anlamındaki bu cümle, insanın yaşamını
devam ettirebilmesi adına anlık heyecan, sevinç, üzüntü gibi kendisine
yaradılıştan eklenen özellikleri yaşamak için, pek çok şeyi unutmak zorunda olduğunu belirtir..
Şimdi… ister inanın ister
inanmayın, yazmayı düşündüklerim bunlar değildi.. ve şu an neyi yazmak
istediğimi hatırlamıyorum..
Hata sizde.. Ben masumum ! İlk baştan, yazacaklarımın deli saçması olacağını itiraf etmiştim..
Akıl oyunlarım... (3)..
Bugün buraya yazmaya başlamadan, yazdıklarımı okudum önce.. Onları yazarken hiç aklıma gelmeyen ama şimdi okurken hatırladığım bir anım oldu.
Çocukluk yıllarımdan, eski zaman diliminde yaşadıklarımdan sizlere bu sayfada çok şeyler anlattım. Belki hatırlayanlarınız olur.. Akla hayale gelmeyecek kadar, hele de bu devre göre muhteşem bir çocukluk yaşadım ben. Varlık açısından değil.. hür düşünce ve insana duyulan saygı açısından..
Çok büyük koca bir kiliseden bozma üç katlı bir evde, alabildiğine büyük ve bakımlı bahçesinde bütün kardeşler ve komşu çocukları hür ve mutlu bir çocukluk yaşadık.
Babamın kuyumcu olan yaşlı bir arkadaşı vardı.. Şafi bey amcası idi tüm çocukların. Annem ne zaman su böreği yapsa, babam Şafi amcamızı çağırırdı yemeğe.. Deli olurduk sevinçten.. Öyle masalımsı öyle acaip güzel anılarını anlatırdı ki .. masal gibi ağzımız bir karış açık dinlerdik “çocukluğumda….” diye başladığında anlatmaya..
Bir gece dayanamadım.. 6-7 yaşlarında idim.. “şafi bey amca sen yaşlısın nasıl unutmadın çocukluğunda olanları?” diye sordum.. Önce uzun uzun acı bir tebessümle güldü yüzüme bakarak.. sonra, “Bak iyi belle anlatacaklarımı cadı kız..” dedi ve başladı anlatmaya..
“İnsanın beyni raf gibidir. Hani mutfakta bardakları tabakları dizdiğimiz raf var ya.. hah işte aynen onun gibidir. Duyduğumuz .. öğrendiğimiz.. ne varsa beynimiz onları o raflara itina ile yerleştirir.. sonra.. yıllar sonra .. o raf(!)lar dolduğunda bu defa öğrendiklerimizi, rafların kenarına köşesine arasına sıkıştırırmaya başlar.
O sonradan sıkıştırılanlar bir müddet sonra düşer kırılır.. yani unutulur! Ama ilk yerleştirdiklerin hiç kırılmadan koyduğun yerde kalır..” ..
O yıllarda, 50 yaşı geçen insan YAŞLI insandı.. yani dede idi veya nene idi.. Dedeler akşam olunca ellerindeki bastonlarına abana abana ağır aksak evlerine dönerdi.. Neneler ise evlerinin köşe penceresi önünde oturup dantel yaparlar örgü örerler ve gelen geçeni seyrederlerdi.. Kabul günlerinde en baş köşe onlar için ayrılırdı.
O yıllarda, 50 yaşı geçen insan YAŞLI insandı.. yani dede idi veya nene idi.. Dedeler akşam olunca ellerindeki bastonlarına abana abana ağır aksak evlerine dönerdi.. Neneler ise evlerinin köşe penceresi önünde oturup dantel yaparlar örgü örerler ve gelen geçeni seyrederlerdi.. Kabul günlerinde en baş köşe onlar için ayrılırdı.
Bunları bana anlattığında Samsun’un ve bizlerin Şafi bey amcası ise 70 yaşlarında idi..
Yani benden gençti!
Düşününce.. daha doğrusu yazdıklarımı farklı bir gözle tekrar
okuyunca.. Yani.. ay aman neyse ne.. yazayım olsun bitsin.. Lügat parçalamanın
sırası değil !!
Bu tür yazdıklarım ve yazmayı
düşündüklerim sizleri ilgilendirecek ya da ilgi çekecek şeyler değil. Evet
okunması hoşuma gidiyor.. hele içten yapılan paylaşımlara bayılıyorum ama.. ben
zevkten bayılayım diye sizleri farklı konumda baymaya gerek yok..
Hepiniz.. bilâistisna hepinizi evlat gibi öğrencilerim gibi sevdiğimi
bilin ve unutmayın..
Yeni yıl, umarım ve dilerim bu
yılı aratmaz..