[go: up one dir, main page]

6 Aralık 2017 Çarşamba

"Benim akıl oyunlarım.." .. 1- 2- 3... 4

                                                                                        
                                                                    28/Kasım2017
Akıl Oyunlarım..(1)

Bilâistisna her gün, yazacaklarımı düşünüp, sonra da onları yazdım zannetmekten yorgun düştüm..
İnanın o yazdım zannettiklerimdeki destanımsı anlattıklarımın hiç birisini hatırlamadığım için aynısını yeniden yazamıyorum.. En iyisi, beynim yazmaya başlayınca oturup dikte etmek.
***
Mesela yukarıdaki satırları 4 gün önce yazmış sonra inanın dakikalarca beklemiş ve devamını getirememiştim.. Oysa o gün öğretmenler günü idi.. Yazacağım, daha doğrusu yazacağımı zannettiğim o kadar çok anım ve haberlerim vardı ki.. nereden başlayıp hangisi ile bağlantı kursam da, masalımsı olsa yazacaklarım… diye düşünceye dalınca, kendimi o masalın içinde buluverdim.!!

Sonra karanlık ürkütücü olunca da, elektriği yakmayı unuttuğumu fark ettim.. kalkıp açtım ve aklıma saate bakmak geldi!! Ki,… beni ilk kez ürküten de o oldu.. Tam 4 saattir tek kelime yazmadan yazdım zannettiklerimi okuyormuşum beynimden..

Hani bir film vardı beyin oyunları mıydı neydi adı.. o geldi aklıma.. belki de beyin oyunlarımla meşgul olunca yalnızlığımı fark etmediğim için canım sıkılmıyor..

Neyse.. yazacaklarım bunlar  değildi tahmin edersiniz. Ama ne yazacağımı hiç ama hiç düşünmeden oturduğumu tahmin edeceğinizi pek sanmıyorum..

Aslında akıl oyunlarında olduğu gibi hayalimde  bir şeyler yazdım… okudum… beğenmediğim yerleri değiştirdim düzelttim… SONRA…  neydi o düşündüklerim ve aklım sıra yazdıklarım?? HEPSİNİ UNUTTUM !

Şimdi, sizler, eğer hâlâ benim sayfalarımı ziyarete gelen varsa, gelip okuyan mevcutsa eğer, SİZLER, eğer hiçbir şey yazamazsam,  eğer zamanınızı harcadığınıza değmiyorsa yazacaklarım, sizden ricam sessizce kapıyı kapatmanız!!

Çünki bugünden hatta şu andan itibaren bir karar aldım.. Bundan sonra burası, kalan  ömrümün hatıra defteri olsun..

Yani tıpkı ama TIPKI bir hatıra defteri tutar gibi her gün veya zaman zaman, buraya düşüncelerimi.. dertlerimi… varsa mutlu olma sebeplerimi.. ve akıl oyunlarımı bu sayfaya devam ederek yazmak istiyorum..

Her yenilediğim yazımı farklı renklerde yazarsam  ve ilgilenen olursa belki dikkatini çeker diye düşündüm..

Canı deli saçması okumak isteyen olursa
… BEKLERİM!



                                                                               3/Aralık
 
                                                                  

Akıl oyunlarım (2)
                                                           

Ya başıma gelirse diye düşünmediğin onlarca hatta yüzlerce şeyle karşılaşınca bir gün, şaşıracağını sanıyorsan yanılıyorsun..Ya umurunda olmuyor artık.. ya da merak ettiğini bile hatırlamıyorsun.. veya, ya doğal karşılıyorsun ya da aklına yazılmadan silinip gidiyor..  


Pek çoklarınızın anne babalarından… bazılarınızın eşinden ve kendisinden görüp şahit olduğu ne çok şey vardır.. Bunları yazmamın bir sebebi yok.. yani, bir fikir beyan etmiyorum veya başıma gelen bir olay olarak anlatmıyorum.

 

Bu,  bilâistisna 70 yaş üstü kişilerin bir gün farkında bile olmadan kabullenmeye başlayacağı bir süreç.. Mesela önce isimleri unutmakla başlıyor isyanına hafızan..

O çok güvendiğin.. o seni onurlandıran ve hiç mahcup etmeyen hafızan!! TIK diye kalıyorsun cümlenin ortasında.. Bunun ilk başlarda alzaymerle bir ilgisi yok... bunamayla da pek ilgili değil.. Bu, dolup taşırdığın, lüzumlu lüzumsuz bir yığın teferruatı yığıp ezberlediğin hafızanın isyanı!..

Bakıyor ki sen hâlâ dolduruyorsun olur olmaz sözcükleri o zaman o da dipte köşede ne varsa boşaltmaya başlıyor..
 
Sonra eski konu komşunun akrabaların eski
ne kadar tanıdık varsa onların isimlerini yok ediyor hafıza hanım!!! Sonra… sonra ne oluyor biliyor musunuz ?.. insan hafızası yani hafıza-i beşer, nisyan ile maluldür sözünü hatırlıyorsun ve bir tek onu artık hiç unutmuyorsun.
Çünki, bu cümle, "İnsan hafızası unutkanlık hastasıdır" anlamındaki bu cümle, insanın yaşamını devam ettirebilmesi adına anlık heyecan, sevinç, üzüntü gibi kendisine yaradılıştan eklenen özellikleri yaşamak için, pek çok şeyi  unutmak zorunda olduğunu belirtir..

Şimdi… ister inanın ister inanmayın, yazmayı düşündüklerim bunlar değildi.. ve şu an neyi yazmak istediğimi hatırlamıyorum..
 
Hata sizde.. Ben masumum ! İlk baştan, yazacaklarımın deli saçması olacağını itiraf etmiştim.. 

 

                                                   6/Aralık


                                                   
 Akıl oyunlarım... (3)..


Bugün buraya yazmaya başlamadan, yazdıklarımı okudum önce.. Onları yazarken hiç aklıma gelmeyen ama şimdi okurken hatırladığım bir anım oldu. 


Tam dirseklerimi masaya dayayıp o eski anımın kuyusuna düşmek üzereydim ki.. kendimi toparladım ve kendime hafifçe hürmetlerimi sunarak..  "düşünme yaz"  komutu verdim artık beni pek takmayan beyin efendiye..

Bakalım etkili olabildim mi?

 

Çocukluk yıllarımdan, eski zaman diliminde yaşadıklarımdan sizlere bu sayfada çok şeyler anlattım. Belki hatırlayanlarınız olur.. Akla hayale gelmeyecek kadar, hele de bu devre göre muhteşem bir çocukluk yaşadım ben. Varlık açısından değil.. hür düşünce ve insana duyulan saygı açısından..
 
Çok büyük koca bir kiliseden bozma üç katlı bir evde, alabildiğine büyük ve bakımlı bahçesinde bütün kardeşler ve komşu çocukları hür ve mutlu bir çocukluk yaşadık.

Babamın kuyumcu olan yaşlı bir arkadaşı vardı.. Şafi bey amcası idi tüm çocukların.  Annem ne zaman su böreği yapsa, babam Şafi amcamızı çağırırdı yemeğe.. Deli olurduk sevinçten.. Öyle masalımsı öyle acaip güzel anılarını anlatırdı ki .. masal gibi ağzımız bir karış açık dinlerdik “çocukluğumda….” diye başladığında anlatmaya..
 
Bir gece dayanamadım.. 6-7 yaşlarında idim.. “şafi bey amca sen yaşlısın nasıl unutmadın çocukluğunda olanları?” diye sordum.. Önce uzun uzun acı bir tebessümle güldü yüzüme bakarak.. sonra, “Bak iyi belle anlatacaklarımı cadı kız..” dedi ve başladı anlatmaya..
 
“İnsanın beyni raf gibidir. Hani mutfakta bardakları tabakları dizdiğimiz raf var ya.. hah işte aynen onun gibidir. Duyduğumuz .. öğrendiğimiz.. ne varsa beynimiz onları o raflara itina ile yerleştirir.. sonra.. yıllar sonra .. o raf(!)lar dolduğunda bu defa öğrendiklerimizi, rafların kenarına köşesine arasına sıkıştırırmaya başlar.
O sonradan sıkıştırılanlar bir müddet sonra düşer kırılır.. yani unutulur! Ama ilk yerleştirdiklerin hiç kırılmadan koyduğun yerde kalır..” ..

O yıllarda, 50 yaşı geçen insan YAŞLI insandı.. yani dede idi veya nene idi.. Dedeler akşam olunca ellerindeki bastonlarına abana abana ağır aksak evlerine dönerdi.. Neneler ise evlerinin köşe penceresi önünde oturup dantel yaparlar örgü örerler ve gelen geçeni seyrederlerdi.. Kabul günlerinde en baş köşe onlar için ayrılırdı.

Bunları bana anlattığında Samsun’un ve bizlerin Şafi bey amcası ise 70 yaşlarında idi..


Yani benden gençti!

 

 


 

Akıl Oyunlarım .. (4)

Düşününce.. daha doğrusu yazdıklarımı farklı bir gözle tekrar okuyunca.. Yani.. ay aman neyse ne.. yazayım olsun bitsin.. Lügat parçalamanın sırası değil !!

Bu tür yazdıklarım  ve yazmayı düşündüklerim sizleri ilgilendirecek ya da ilgi çekecek şeyler değil. Evet okunması hoşuma gidiyor.. hele içten yapılan paylaşımlara bayılıyorum ama.. ben zevkten bayılayım diye sizleri farklı konumda baymaya gerek yok..

Hepiniz.. bilâistisna hepinizi evlat gibi öğrencilerim gibi sevdiğimi bilin ve unutmayın..

Yeni yıl,  umarım ve dilerim bu yılı aratmaz..

 

 

 

16 Ekim 2017 Pazartesi

gavur parası !!


Bilmem hatırlar mısınız, eskiden, beğenilmeyen memnun kalınmayan bir kişi veya durum için “gavur parasıyla beş para etmez” denirdi..

Hani paramızın para olduğu.. değerinin üstün tutulduğu.. insanların zor kazanıp daha zor harcadığı… iktisat nedir paranın kıymeti nasıl bilinir çocuklukta öğrenip yetişkinlikte unutmadığı yıllarda!!… Hatırladınız mı??

Hani alın teri ile kazanılan paranın kıymetinin bilindiği yıllar!!..

Nereden aklıma geldiyse !!

Hamam böceği gibi üreyen ve kendilerini bi bok zanneden insanlar çoğaldıkça ve beşer onar üredikçe.. ve böylece kendilerini ne zannediyorlarsa işte aynen onun gibi para harcayanlar da çoğaldıkça.. vebalı gibi sakladıkları bir - iki sene önceki fotoğraflarını görenlerin sadaka vermeyi düşündüğü bu kişiler eğer… seni beni bizi beğenmez hale geldiyse..

Yani sözün özü, satılık bir uşak olarak  gavur parası ile PARA ediyorlarsa!! 

o zaman:

.. ÖRT Kİ ÖLEM !


 

1 Eylül 2017 Cuma

"HUZUR" !!

 "Deliye her gün bayram" diye başlasam diye düşündüm önce, sonra aklımı küstürürüm diye düşünüp vazgeçtim!.
O nedenle bu konuya hiç değinmeden (hele de bayram denen, "kurban" olunca) sizlerle sohbet etmek istedim durup dururken..

Şimdi ben buraya “biliyor musunuz ne güzel şeydir huzur??” diye yazsam… Pek çoğunuz “bu da ne şimdi?” diye, .. veya, “ay bunu bilmeyen mi var?” diye, ya da iç geçirerek ve ne demek istediğimi daha okumadan dibine kadar anlayarak buruk bir gülüşle okumaya başlar..

İnsan kaybettiği şeyin, (her ne olursa olsun) maalesef onu kaybettikten sonra anlıyor değerini.. tabii değeri varsa!.

Herkesin beyninde ‘hafıza’ denen bir kayıt cihazı vardır. O cihaz sahibine sormadan, saklanması gerekenleri kaydeder durur.. Ve bir gün.. aklına geleceğini hiç tahmin etmediğin, veya başına geleceğini asla düşünmediğin çıkmaz sokaklar içinde bulunca kendini, bakarsın gözlerinin önünde kalın ciltli bir defter, okuman için sayfalarını açıyor birer birer !!
İşte buna, ‘hatırlamak’ diyoruz biz!!

“HUZUR” da hafızanın kayda aldığı duyguların başında gelir.. hiç kıymetini bilmediğimiz .. ve bencilce, o huzuru zaten hak ettiğimiz için onu yaşıyor olduğumuzu düşünüp devamı için gayret sarf etmediğimiz !..

Oysa, bize insan olduğumuzu hatırlatan.. sağlığımızın inişe geçen adımlarını durduran.. davranışlarımızı sakinleştirip duygularımızı yoğunlaştıran, maalesef bu hiç kıymetini bilemediğimiz, huzurdur.   
Hani, kaybettiğimizi çok geç fark edip, geri gelmesini ilaçlarla sağlamaya çalıştığımız “HUZUR” !..

Biliyorum.. hatta eminim adım gibi, ki her bir okuyan bunları zaten biliyor.. Şimdi dürüstçe, BANA değil, KENDİNİZE sessizce itiraf edin, huzurunuzun kıymetini bildiniz mi? Yaşarken herkes bilir o huzurun kıymetini sorduğum o değil.. O huzuru kaybetmemek için, sağlığınızla ve mutluluğunuzla veya varlığınızla ilgili size sunulmuş o huzurun kıymetini bilip kaybetmemek için özen gösterdiniz mi?

Pek çoğunuzun “bildik tabii huzurun kıymeti bilinmez mi ilahi gülsen hocam” diye düşündüğünü veya buna benzer düşünceleri aklından geçirdiğini biliyorum. Benim yazmaya çalıştığım şey, bedenin - duyguların - kişilerin ya da o huzurun ZAMANINDA kıymetinin bilinmesi.. 


 Yoksa atı alan, sadece üsküdar’ı geçmiyor artık!!!


 

25 Ağustos 2017 Cuma

Geçmiş bir GÜN olur ki, hayali cihan değer !


Bugün yaptığım, yaz temizliği desem DEĞİL… e kış temizliği de olamayacağına göre akla zarar bir temizlik diye düşünmek en iyisi..
Eminim pek çoklarınıza da olur bu.. Benim defalarca tekrarlayan manyaklıklarımdan en zararsızı!!   

Bugün de, bilgisayar masamı ve kitaplığımı temizlemek geldi içimden.. Temizlemek dersem de siz inanmayın.. her bir şeyleri çıkartmak.. masa üstüne, yerlere, oraya buraya koymak .. (bazılarını fırlatmak).. ve bunları yaparken, o başıboş serazat uçuşan hatıraların içinde kaybolmak!..

İnanın önceleri bu kadar etkilenmiyordum.. Ama (her ne kadar sık sık gündeme getirmek istemesem de) yokuştan iniş başlayalı artık okuduklarımdan, eski kitaplardan ve en çok da sakladıklarımdan etkilenmeye başladım..

Bugün ne oldu biliyor musunuz?? Bilgisayar masamın yan büyük dolabını boşalttığımda arka taraflarda muhteşem bir deri kapaklı defter buldum..  
Ayyy deftere bayıldım!! Tam, artık bulamıyorum diye düşündüğüm kalitede.. Hemen oturdum koltuğuma ve defteri açtım..!! .. ?? ..
 

Bilmem inanacak mısınız yazacaklarıma?.. aslında pek de üstünde durduğum bir cevap değil bu soru.. Çünki varakaları görünce sizler de benim kadar şaşıracak ve inanacaksınız..

Bundan kısa bir süre önce de, yine dolap çekmece yerleştirmelerimin birinde neredeyse 20 yıl önce rahmetli Ecevit’in mektubunu bulmuş ve yayınlamıştım, Elazığ valisinin teşekkür mektubu ile. Okuyanlar eminim hatırlamıştır.

Ama bu çok farklı.. Defteri açtığımda... 1977 yılına ait kısa kısa yazdığım anılarımı buldum. Ve de, aşağıda sizlere okumanız için yayınladığım şiirleri..

BU, 1970 yılına ait bir hatıra.. Beni ben yapan.. bana ömür bahşeden mesleğimi ve öğrencilerim ile aramda olan o inanılmaz bağı hatırlatan bir belge..

Kısacası.. Bugün, 1970 yılının anneler gününde, Ankara Aydınlık evler ve Mehmet Akif ortaokulunda  girdiğim sınıfların birinden çoşku içinde çıktığım ve öğretmenler odasında bana verilen o kağıtlarda yazanları okuduğumda benimle ağlaşan meslektaşlarımı hatırladığım iki defter yaprağı  buldum..  

Ve… o yapraklarda yazılanları (şiirleri) sizlerle paylaşmazsam içimde ukde kalacağını anladım..

Bir mucize olsa diye geçirdim aklımdan .. Bu silinmeyen derin duyguları bana yazanlar, SEBATİ DURMUŞ  ve EROL ŞAHİN  bu yazdıklarımı okusa... hatırlasa... ve bana yine  iki satır yazsa..
 





 

 

1 Ağustos 2017 Salı

Bir şey istiyorum.. MERTÇE !


Yüreğimde, KİN denen pimi çekilmiş bombayı hiç barındırmadım.. Bir şeyi unutmamak ile kin tutmak arasındaki o çok ince ama çok pespaye farkı iyi bilirim.
Kindar isanların kinlerine yenik düşüp sonunda en büyük hatayı yaparak pişmanlık kuyusuna gömüldüklerini gerek tarihimizde gerekse bugüne kadarki yaşamımda çok gördüm.. Bugüne kadar olduğu gibi, yine bu ÖZEL duygu bağlarımı sizlerle paylaşırken bir gerçeğe değinmeden geçmek istemiyorum..

Ben burada dile getirmeye çalıştığım ve hiç süsleyip püslemeden, ay acaba ne düşünülür gibi bir komplekse kapılmadan yazıp paylaştığım yazılarımı yayınladıktan sonra,  istatistik detayına baktığımda, “okuyan” kişi sayısını görünce hem hayret ediyorum hem de anlatamayacağım kadar mutlu oluyorum..
İlk gün 140-160 arası değişen okuyucu kitlesi anlatmamın mümkün olmadığı kadar mutlu ediyor beni.. Ve ertesi gün bu okuyucu sayısı arttıkça sanki kan yürüyor damarlarıma!!
 
Ama... yorumlara baktığımda, “demek ki onca okuyandan, ancak bu kadar beğenen, ya da yorum yazarak vaktini benden esirgemeyen  olmuş” diye düşünüp burulan yüreğimi teselli   e-de-mi-yo-rum..

Bundan önceki 2 uzun yazımın okuyucu sayısı 286.. ama yorum yapan ; yine  bugüne kadar beni hiç yalnız bırakmayanlar!!.
İlk aklıma gelen, diğer tüm okuyanlar da keşke yazsalar neresini neyi niye beğenmediklerini diye düşünmek oluyor.. Ve bu birike birike.. yazma isteğimi ve aradaki bağın ipini inceltip duruyor!!
Sizler beni tanırsınız.. (yani ben gerçekten bunun böyle olduğunu ciddi olarak  düşünüyorum) yani, sevmediğim veya beğenmediğim olayı.. veya muhabbeti hatta kişiyi .. sev- MİŞ gibi görünemem.. Pis bir huy belki ama suskun da kalamam ve onu eğer hatalı buluyorsam veya yürek bağı kuramıyorsam bunu kendisine olanca realitesi ile anlatırım.. “face to face”   ..  :)))

İŞTE… bu yüzden sevdiğim, muhabbet kurduğum, irtibatı kesmediğim, ilgimi azaltmadığım dostlarımın ve  arkadaşlarımın okudukları yazılarımı eğer beğenmiyorlarsa ya da hatalı veya eksik buluyorlarsa bunu da “yorum” olarak yazmalarını istiyorum.
 
Belki de eski kafalı biriyim.. olabilir!! Bazen ..  hafıza bantlarını geri sarıp, uzak ve yakın geçmişi düşünür, mukayeselerde adil olmaya çalışarak ince eleyip sık dokumaya başlarım yaşanmışları.. Sonra, içimde yaşadığım ve hiç kimseyle paylaşmadığım kırgınlıklarımı koyarım önüme.. kendimi haksız buldukça çoğalırlar virüs gibi.. Savaşır dururum!..

Sonra.. yorgun düşüp tam kadere bin bilmem kaçıncı kez küserken, (aslında küfrederken)  beynimin hakimi tokmağını indirir kürsüsüne ve ruhumun tüm avukatları yüreğimin küs bölümündekilerini müdafaaya başlar..

Belki de virajı dönmeden (!), yapılması gereken de budur..


 

 

 

24 Temmuz 2017 Pazartesi

BOŞLUK !!

                                                              24/Temmuz- 2017

Bir yol var önümde..
Her şey, her taraf bomboş!

Sorduğum tüm soruları
cevapsız geri yolluyor rüzgâr.
 

gv










25 Haziran 2017 Pazar

DUYULMAYAN ÇIĞLIKLAR !!


Bugün Bayram!! 

Kaç saat oldu bilmiyorum.. oturduğum koltuk batmaya(!) başlayınca fark ettim ki ayaklarım da uyuşmuş.
Canım konuşmak, daha doğrusu dertleşmek istiyor ama bakıyorum her zamanki gibi etrafımda kimseler yok !

Ben de kalkıp sayfamın başına geçiyorum.. ve diyorum ki, yaz gülsen.. aklına ne gelirse yaz.. bugün bayram .. nasıl olsa artık sana da her gün bayram (!)olduğuna göre, kantarın topuzu kaçsa da hoş görülür eminim.. ve.. önce sizler için suya menekşeler "ay pardon papatyalar" bırakıyorum bayram hediyesi olarak :)))

İnsanın kendisini kandırması ne kadar kolay !! Hiç kimse okumasa da, herkesin okuduğunu düşünmek veya hiç anlayan olmasa da herkesin anlayacağını zannetmek!..

***

Son günlerde zaman zaman hiç kimsenin duymadığı çığlıklarımla Allaha isyan ettiğim geceler oldu.

Bazen de, "netice" ye daha kestirme ulaşabileceğim yolları düşünürken buldum kendimi !!..

Tam 47 günüm ve GECEM böyle geçti..

Şimdi Temmuz 20 sine kadar, ne kadarım bitmiş ne kadarım kalmış diye verilecek fetvayı(!) alabilmem için 35 gün daha beklemem gerekiyormuş!. 

Bu hiç bitmeyen .. gerçek anlamda hiç bitmeyen geceler boyunca düşündüm ve kendime sorup durdum..
SİZLER, hiç düşündünüz mü DOST kime denir???

Benim de sorduğum soruya bak şimdi!! Ama yine de hoş görüleceğine inanıyorum zira öğretmenlik damarım kabardı bu gece!!

Hani dillere pelesenk olmuş “yaaa dostum” diye hitap eden ve edilenler değildir şüphesiz bahse konu etmek istediğim dost!
Genelde merakını gidermek için, ya da etrafındakilere "ilgili" izlenimini vermek için gerekli gereksiz senden çok yakınlarını arayıp ilgi gösterisi yapanlar HİÇ değildir.. Ya da … aman  neys-seeee!! Ayna tutmama gerek yok!.

Ama gerçek olan, öğrenmenin yaşının olmadığı !..

BENCE DOST:


İnsanı zor gününde yalnız bırakmayandır!.

Arayan sorandır.. ve
“BİR ŞEYE İHTİYACIN VAR MI?” diye sormadan, ihtiyacın olabileceğini düşündüğünü getirendir.. Yani İLGİsini sunandır!

Rahatsız etmeden ve ısrarcı olmadan bu derin ilgiyi azaltmadan sunandır!..

Sağlığında veya yaşamında sıra dışı bir durum oluştuğunda, seni, aklıyla fikriyle ilgisiyle (mümkünse) bedeniyle yalnız bırakmayan insandır DOST!

Yani BENCE, bu düşünceler karar(!)'a döndüğünde, (aile bireyleri haricinde) bir kişinin gerçek karakteri hakkında karar verebilmenin en doğru yoludur bu.





 



 

16 Haziran 2017 Cuma


HANE’ ler!!   Ve …PARK’lar.. !!

Oynak bir lisanımız var.. Güzel Türkçemize bayılıyorum bu yüzden..  

HANE denince, Türkçemizde, insanın ilk aklına gelen  başını soktuğu evidir.. Hani pek çok kişinin iki göz bir HANEm olsun yeter diye düşündüğü..

Ama gözünü mü seveyim gözü mü çıksın bilemem bu oynak Türkçenin.. Bazı kelimelerin başına bir hece eklemiş!! Ortada ne hane kalmış ne de onu isteyen..

Başına gelebilecek hecelerden al “HASTA” hecesini mesela, koy HANE' nin başına.. !! Allah eksikliğini göstermesin ama muhtaç da etmesin. Bunun gibi PASTA’ yı al koy  veya MEY’ i al koy hane'nin başına..  Haa bir de KER var tabii…pek çok kişinin soyunun yetiştiği!!

***
 
PARK denince de sizin aklınıza ne gelir bilemem ama benim aklıma çiçeklerin yetiştiği, insanların huzur bulduğu, çocukların oynayıp koştuğu, gençliğin kaçamak yaptığı bir mekan GELMİYOR!!!

Özellikle bu kelimeyi başka bir kelime ile birleşmiş görünce nevrim dönüyor.. medikal / PARK gibi..

İçine girildiğinde, en lüks pastaHANEyi aratmayacak kadar bol ve süslü pastaları ve yiyecekleri ile… Damı tamamen cam kaplı muhteşem dizaynı ile ve kapalı mekanda yetişmiş çam ağaçları ile.. Göz alabildiğine uzanan ÇOK geniş koridorlarının yer mermerleri, duvar aynaları  ve terası ve lokantası ile medikalPARK, bir PARKı aratmayacak kadar huzur veriyor hasta insana İLK GİRİŞTE… Ohh diyor içinden bir ses hiç korkma ve üzülme bak etrafına bu hastaneye ölü girsen diri çıkarsın!!!

Ve tıbbın zaman zaman çaresiz kaldığı bir hastalığın teşhis edildiği bedenini gönül rahatlığı ile buradaki ilgili bölümde gerçekten muhteşem bir doktora  emanet ediyorsun..

Ama o da ne???? AMAN ALLAHIM.. Oldukça sık, (35günde 3 kez) yattığın yerin altından geçip  üstüne dönerek daire çizen ve Radyoterapi yapan o muazzam 4 adet devasa radyasyon veren alet tık diyor ve bozuluyor.. hatta bir başka gün tangır tungur tependen aşağı o koca aletin birisinin kapağı düşüyor..  Dışarıda seyredenler odaya girip yeterince su içmediğini söyleyerek aletin durmasında seni suçlu bulup su içmen için yarım saat mola diyerek dışarı çıkartıyor..
VE BU KIRIK ALETLERLE BEDENİNE RADYASYON VERİLİYOR. Nerene denk gelirse!!  
 
Bunu niye mi yazdım? İlgililere duyurulsun diye değil!
Bu hayati önemi olan olaya ilgisiz kalan, mesuliyet duygusundan mahrum biri/leri  varsa eğer,  ve ilgi duyması gerekenler, bir de üst makamı da işgal ediyorsa üstelik, dilerim aletin tamamı bir gün onların kafasına düşsün!.


gv

 

7 Haziran 2017 Çarşamba

Suçlu benim....


Bilmem bilir misiniz, bazen çok çok ciddiye alınması gereken, hayati önemi olan, bedeninin lime lime doğrandığı, hatta göz kapaklarının bile o bedene yük gibi geldiği zamanlar olur.. Bir tünelde yürüdüğünü düşünürsün.. girdiğin kapının ışığı yavaş yavaş azalır ama çıkmayı umduğun kapının ışığı bir türlü görünmez!..

İşte öyle!

Yaşamla aramdaki büyüyü bozmamaya çalışarak, zaman zaman geçmişe yolculuğa çıkıyorum bugünlerde..

Herhangi bir sebeple hayatımda yer tutmuş, sonra unutulmuş ama hâlâ işgal ettiği geçmişimde kalakalmış oyuncuları(!)  silip temizlik yapıyorum..

‘Zaman’ ile, yani geçmişle kavgaya tutuşmadan, içimden sadece sitemlerimi sunarak onun anlamadığı lisanla konuşmaya başlamadan önce, bir kez daha, bana tüm yaşattıklarını, acısını- tatlısını- mükemmel olanlarını veya hak etmediğimi düşündürdüklerini izliyorum geçmişimde yeniden,.. üzüldüklerime üzülerek!!

Ve sonra, sadece o yüce gücün varlığına şükrederek, hiç bir acının sonsuza kadar aynı güçte ve aynı derinlikte yaşanmadığını, hiç bir ateşin sonsuza kadar yanmadığını bana yine yeniden hatırlatan o kahpe "zaman" a küfrediyorum !..

Yorgun bedenimi ve ruhumu dinlendirmek için uzanıyorum.. Yaptığımı zannettiğim temizlik(!) yormuş beni
ama bakıyorum, yine, varmış gibi, yok olanlarla dertleşiyorum!.

Bir varmııış diyorum içimden, ama hâlâ, “bir yokmuş” diyemiyorum. İşte bu yüzden :

Vaz geçiremedim kahkahalarımı
yalan söylemekten..
Bu yüzden bilemedin

ne kadar kederli olduğumu
Gözlerime öğrettim de israfın haram olduğunu,
yüreğime geçmedi sözüm, suçlu benim!

 
Bu yüzden göremedin
saklı yalnızlığımı..
Üzüldüğüm ne varsa,
baştan sona sıralı,
senin yerine de üzüldüm

yeni baştan!.


İzin verdim
çalmayan telefonların umudu tesellisine
cevapsız kaldı böylece aramadığın telefonlar!!

İşte her yeni gün
böyle şiir gibi tesellilerime
bu yüzden kurşun sıkıyor yeniden
yalancı kahkahalar,

Suçlu benim!






27 Mayıs 2017 Cumartesi

Bazı insanlar.. ve yüreğimde yeri olanlar!


Bazı insanları dost kabul edersin..  duyguların yön çizer yüreğine kayıt yapman için..  Yüz yüze tanışmış olman da gerekmez üstelik.. O, yüreğinin mühür vurduğu dosttur .. ve öylece kalır..

Bazı insanları ise akran olarak kabul edersin yaşı kaç olursa olsun.. mizaçlar uyuşunca, kikirdeyip yaşamı hafife aldığın bile olur yanyana geldiğinizde veya telefonun öbür ucunda da olsa! .. aranızdaki yaşı temsil eden rakamlar silinir gider..

Bazılarını sırdaş seçersin .. yüz yüze tanı ya da tanıma.. 6. his denilen (ve zaman zaman insanı uçuruma fırlatacak kadar yanıltan) duyguya inanarak, böyle güvendiğin kişilere sırlarını açarsın!!..

Bazılarına her nerede ve koşulda olursa olsun sırtını dayayabileceğini bilirsin.. güven denen o kahpe duygu konusunda insanı hiç yanıltmadıkları için..

Bazıları ise evlât gibidir.. yok hayır… gibi değil.. gerçekten evlât kabul ettiklerindir.. Çoğul yazdığıma bakmayın asla çoğul değillerdir!!

Bazıları ise, ister inanın ister inanmayın, yaşın kaç olursa olsun, güven ve sevgi konusunda, yani duygulara yenilme konusunda hâlâ  akıllanmayı öğrenemediğini hatırlatan ve yanılgılarını şamar gibi yüzüne vuranlardır..

Belki bu yüzden, benim için  yeryüzündeki en güçlü ilâç, hâlâ  İLGİ !

Aranmak..
Sorulmak..
Merak edilmek..
Yani toplam olarak İLGİ.. beli doğrultmaz belki ama ruhu dimdik ayakta tutar..

Bunu, ilgiyi  gösterebilmeyi bilmek için de hüner sahibi olmaya gerek yok.. Lügat parçalayıp satırlar dolusu mail yazmaya da gerek yok.. Kendisini ilgili imiş gibi göstermeyi, ilgi çekme motifi olarak kullanmak ve ilgi bekleyeni değil de  aile bireylerini arayarak ilgili olduğunu sunmak, sadece aşağılık kompleksinin tezahürüdür ve kişinin kendi bencilliğini tatminidir.

İlgilendiğini zannettiği kişiyi de, ne mutlu eder ne de haberdar! 

Yani.. demem o ki.. Şükretmeyi bilmek meziyet midir insanlık gereği midir bilemem ama, "şükür" benim elimdeki bastonumdur ve beni dik tutar..

Sizler !..

Beni yazdıklarımla tanıyanlar..
Yazdıklarımı okuyanlar, anlayanlar, ilgilerini esirgemeyenler..
Evimde ağırladıklarımdan yüreğimde yer verdiklerime kadar..
İlgilerini hiç esirgemeden sunanlar..  

Hepinizi kucaklayarak teşekkür ediyorum.   


 
 


 

23 Mayıs 2017 Salı

"Hak helâli istemek"..


Ne yazacağımı bilmediğim gibi neyi nasıl yazacağımı da bilmiyorum şu an.. Ve bu duyguyla ilk kez tanışıyorum..
Sizler, en iyisi, yazdıklarımı okuyan kişilerle helalleşmek istediğimi düşünün..

Hak helâli istemek.. denince, nedense karşı kişinin hakkının, zaman- emek ve maddiyat olarak helâllik isteyen o kişiye geçmiş olduğu düşünülür genelde.. Doğrudur da! Oysa ödenmesi en güç olan hak, iyiliktir, dostluktur, karşılıksız olarak yapılan yardımdır..

Ve karşılık beklemeden verilen sınırsız sevgidir..

Ne zaman Hasan Hüseyin Korkmazgil’ in Nazım için yazdığı “Haziranda ölmek zor” şiirini okusam veya hatırlasam, acaba hangi ay kolay diye düşünürüm!.. Çünki hiç bir ay, Mart kadar “gitmeyi” sembolize edemez bana.. Ve, her Mart geldiğinde gerçek anlamda ailemle bile dertleşemediğim yüreğimdeki acıma olan sadakatimin, dağın ardına o ay gitmekle ödeneceğini düşündüğümü kimselere söyleyemem..


Bu yazdıklarım, duygu sömürüsü yapmaktan, edebiyat parçalamaktan, ya da olduğumdan farklı görünme çabasından çok uzak inanın. Geçip giden bunca Mart aylarında, “Burnum bile kanamadı” diye kendimi ayıpladığım, her Mart geldiğinde inlerime çekilip normal yaşamımı sürdürürsem kendimi ayıplayacağımı bildiğim için mümkün olduğunca elimi eteğimi gezmekten / eğlenmekten çekerek, herhangi bir yere gitmemeye özen gösterdim.. Ve her Mart bitip giderken “bu da bitti işte” diye düşündüm ve bugüne kadar, bunu hiç kimse ile paylaşmadım..

Şimdi.. neden mi fikir değiştirdim?? bir huzme belirdi, şimdilik belli belirsiz .. ama sanki müjde gibi!. Bir sinyal verdi bu yıl Mart!..

Sanki, Hasan Hüseyin’e “Mart’ta kolay” diyebilme hakkı doğmuş gibi..




 


1 Mayıs 2017 Pazartesi

***

Mor ve Eflâtun
en sevdiğim renk.

Leylâk ve menekşe 
bu nedenle en  sevdiğim çiçek.
Belki,  Nisan ve Mayıs aylarını sevişim de
bu yüzdendi.. 

  Ve bugün 17 Nisan..

Kader denir ya hani başa gelene.. ya da.. yolcu ettiklerine yolun açık olsun der ya insanlar hani.. işte öyle!.. 
Bir kapı açıldı yüreğimde bugün.. hiç bilmediğim .. nedir, ne zaman, nasıl diye hiç düşünmediğim bir kapı açıldı bu gün gözlerim önüne.
Ve ben ömrümde hiç olmadığım kadar sakinim.. bugüne dek yaşamadığım bir duygusuzlukla, boşluktaki salıncakta gibiyim.

Haftalar süren sıkıntılarıma ağrılarıma çaresizliğime son vereceğine inanılan ve başarı ile sonuçlandığı söylenen ameliyatım sonucunda, şu an, hastaneden gelen ve doktorumun imzasını taşıyan raporu okuyorum..

Teşhiste "KANSER" olduğum yazmakta..

***

Ve bugün de 1 Mayıs..

İlk kez takvimime işaret koymayı unutmuşum.. Meğer Mayıs gelmiş..

Yok hayır!! olamaz.. gerçekten .. yemin ederim bu kişi ben olamam.. bu sakin, bu tevekkül içinde olan.. bu bedenini bırakmış ruhun, duygusuz sahibi ben olamam!..

GÜLSEN hırçın bir kadındır .. isyankârdır!.. Kendini haklı bulduğu konularda, kendisine atılan tokada öbür yanağını çevirmez!.. 
O zaman bana cevap ver hırçın kadın ????

Bugün başlayacak olan, 35 gün süreceği söylenen, ve doktorun radyoterapi sürecinde, oluşması tıbben şart olan .. acı verecek, kişiyi çaresiz bırakacak, isyan ettirecek dönemlerin olacağını söylediği gerçeklere sessiz kalışının NEDENİ,

Aciz oluşun mu.. gidişi kabullenişin mi?

 
 
 

4 Nisan 2017 Salı

Belki lâzım olmak !!

 
"Belki lâzım olur.”  !!..
Bu düşünce, her kadının ve her annenin lügatinde kazılmış olarak vardır.. Olmayanlar da vardır mutlaka ama onlara “ne mutlu” demek gelmiyor içimden nedense..

Belki lâzım olacağını düşünmek!! .. her ne olursa olsun, ileride ister kendisi için isterse evlatları anası babası konusu komşusu… düşündükleri veya kurduğu hayalleri için,  “ belki lâzım olur” diye bir şeyler saklıyorsa bir kadın, ‘O’ benim gözümde gerçek kadındır ve annedir.. Haaa, bazılarının gözünde de ben çöpçü kadın olabilirim ve haklı da olabilirler..
 
Sanki anlattım gibi geldi,
şimdi buraya yazacaklarım!..
Ama düşündüklerimi mi yazdığımı zannediyorum, yoksa yazdıklarımı mı yeniden düşünüyorum karışıp gidiyor!!
Zaten yaşlılığın bariz özelliklerinden biri de, anlattığını unutup, o anlattıklarını tekrar tekrar anlatmasıdır.. Hani gençlerin tahammül edemediği.. hani “aaa anlatmıştın” diyerek sözü anlatanın boğazına tıktığı!! 
Geçmişte aynısını zaman zaman aile büyüklerime yapmış olsam da, ve şimdilerde aynısı artık bana yapılsa da.. tecrübelerime dayanarak derim ki, tekrarlanan anlatıyı dinlemek güzeldir... Hem unuttuklarını yeniden hatırlatır insana, hem de anlatılanların doğru mu uydurma mı olduğunu  ispatlar dinleyene!! :)
 
Ben zaman zaman karşımdakilerin (çok az sayıda olsalar da..) sabrını ölçmek isterim.. anlatmış olabileceğim bir konuya başladığımda, karşımdakinin yüz ifadelerinden daha önce anlatmış olduğumu anlar ve “anlatmıştım hani..” diye kısa keserim.. Ama o dinleyenler daha doğrusu dinleyemeyenlerin içinde, daha ben anlatmaya başlar başlamaz, ayağa kalkıp, bıkkın bir ses tonuyla “hııı anlatmıştın” diyen olduğunda, ben engel olmaya çalışsam da hükmümün geçmediği bir emir gelir beynimden yüreğime.. “gereksiz” diye.. Ve ondan sonra… o kişi her kim olursa olsun.. benim için varlığı ile değil ama duyguları ile gereksiz olur !.. Dinlemesine dinlerim ama dinlediklerim kayda geçmeden silinir gider aklımdan. 

Neysss- se!!! :) Konuyu fazla dağıtmadan ve yazmayı düşündüklerimi unutmadan!!! devam etmek en iyisi.. 

Bu aralar, hatta şu son bir hafta içinde ne kadar belki lazım olur diye itina ile sakladığım, pek çoğuna yer bulamadığım için kenara köşeye sıkıştırdığım… pek çoğunun ne için ve kim için lazım olabileceğini bile unuttuğum ne varsa temizliyorum..

Çünki çok yakın bir geçmişte de yaşadığım için, sevdiğim bir varlığı dağın ardına yolcu ettikten sonra nesi var nesi yoksa, onun da belki lazım olur diye köşe bucak sakladığı ne varsa.. hepsinin darmadağınık toplanıp hatta toplanmadan temizlenip ilgilenen ilgilenmeyen kişilere verildiğini .. pek çoğunun da, kapı önüne konan ayakkabısının kenarına bırakıldığını bildiğimden .. topladıklarıma bakarken, tam aklıma “acaba buuu…” diye bir soru geldiğinde “HAYIR” diyorum!! .. Her hayır cevabında bir hayır olduğuna inancım yüksek olduğundan 😊 😊 .. 

Ve...
 
Sonra yaslanıp arkama derin düşüncelerin ve endişelerin kucağına bırakıyorum kendimi.

“Sen” bile diyorum kendime… sen bile artık “belki lâzım” olmuyorsun Gülsen..