Bazen benliğimden çıkıp kendimi seyrediyorum.. sizlerde de olur mu bu? yani kendinizi kendiniz değilmişsiniz gibi seyreder misiniz? Bazen hayran olurum kendime .. ama çoğu zaman kendime tahammül gücümü aşarım Hülâgû Han’ı düşünüp “Beni candan usandırdı / cefadan yar usanmaz mı? ..” diye sorar sanki Nedim, beni bu duruma sokan kâfirleri düşünürken!! “Can mısın canan mısın kafir” diyerek..
Dört odası var
harman yerine dönmüş yüreğimin.
Gece oldu mu,
çocukluğum sarkıyor penceresinden
düştü düşecek!..
demişim bir şiirimde.. O odaların hangisine girsem, sanki dün çıkmışım gibi içinden.. hatta az önce o odadaymışım gibi.. bu yüzden sarkıyor pencerelerden o çocuk.. Bu yüzden sarkıyor yüreğimin pişmanlıklarında kaybolan o çocukluk
gitme diye yalvarsam da..
Ne olur gitme çocuk..
Bak gün be gün sönmekte
umuttaki mum.
Sen,
tüm yollarımdan gelen tek yolcusun..
'Ar' gelene dayanırım sen varsan,
ama zor gelir,
gidişine dayanamam..
Denizde kum oluyor umut
sen elimi tuttuğunda..
Ne olur gitme!
Hiç durmadan aklıma üşüşen cümleleri hizaya sokmaya sıraya dizmeye çalışıyorum.. şiire benzemeleri için değil, şiir gibi akılda kalsın diye.. Hasret ile Vuslatı anlatmak istiyor kalemime üşüşen duygular.. bir kavga başlıyor tüm kılcal damarlarımda.. Kalemimin yazdığı yanlışlara beynimin, yazamadığı doğrulara ise yüreğimin tahammülü yok!! Biliyorum ki hasret, o hasreti çekileni sevindirir.. Vuslat ise o hasreti çekeni !.. İstiyorum ki, şiire dönüşmese de şiir gibi güzel olsun bu duygular.. kavuşma ümidi olan ya da kavuşmasız ayrılıkları dile getiren şiirlerin yazılması için şairin acı çekmesi mi şart?.
Vuslat,
şairin ölümü değildir..
Hasret,
hasreti çekileni,
Vuslat,
hasret çekeni sevindirir..
Ne olur gitme çocuk..
Bak gün be gün sönmekte
umuttaki mum.
Sen,
tüm yollarımdan gelen tek yolcusun..
'Ar' gelene dayanırım sen varsan,
ama zor gelir,
gidişine dayanamam..
Denizde kum oluyor umut
sen elimi tuttuğunda..
Ne olur gitme!
Hiç durmadan aklıma üşüşen cümleleri hizaya sokmaya sıraya dizmeye çalışıyorum.. şiire benzemeleri için değil, şiir gibi akılda kalsın diye.. Hasret ile Vuslatı anlatmak istiyor kalemime üşüşen duygular.. bir kavga başlıyor tüm kılcal damarlarımda.. Kalemimin yazdığı yanlışlara beynimin, yazamadığı doğrulara ise yüreğimin tahammülü yok!! Biliyorum ki hasret, o hasreti çekileni sevindirir.. Vuslat ise o hasreti çekeni !.. İstiyorum ki, şiire dönüşmese de şiir gibi güzel olsun bu duygular.. kavuşma ümidi olan ya da kavuşmasız ayrılıkları dile getiren şiirlerin yazılması için şairin acı çekmesi mi şart?.
Vuslat,
şairin ölümü değildir..
Hasret,
hasreti çekileni,
Vuslat,
hasret çekeni sevindirir..
demişim .. Edebiyat hocam ve gönlümün şairi Bekir Sıtkı Erdoğan'ın "güncelliğini hiç yitirmeyen bu duyguları okumak için, her duygu yüklü yüreğin demir atacağı bir liman" dediği, 2.şiir kitabım "Bende Kalanlar" 'ın 36.sayfasında.
Farklı bir sayfadaki bir şiirimin başında ise,
"tahammül surlarımın gücünü görselerdi,
dervişler bile utanıp
tutkum önünde secde ederdi”..
diye ahkâm kesmişim.. Sonra.. bir başka dörtlükte ise,
'herkese göre farklıdır baharın gelişi..
kimine göre erikler meyve verdiğinde
kimine göre
göçmen kuşlar geri geldiğinde '
diyerek, karamsar ruhumun kapısını aralamışım..
VE.. Sonra.. akıl hanesine bir nebze artı eklemeyen şiirlerime bugün, belki "deliye nasıl olsa her gün BAYRAM" diye düşündükleri için, arayıp sormayanlara, sitemsiz serzenişlerimi,
"Sen,
piyanomun tuşunda ses
gözüm yaşında tuz
şiirlerimdeki nabız"
diye sunuyorum yine anlaşılacağımı zannetme hatasına yeniden düşerek bayram şekerleri ile...