[go: up one dir, main page]

26 Şubat 2014 Çarşamba

kısa metrajlı ödülsüz bir film..!!..


Yıllar yıllar önce yaşadığı.. ama hep "sanki dün gibi" diye hatırladığı o olayın tarihini hiç unutmamıştı.. Sanki sadece ruhuna değil, bedenine de kazımıştı o tarihi  "zaman" denen kahpe!
---
O gün de yine, "Hey gidi ömrüm!!… ahhh!!.. nelere.. kimlere ikram ettim güzel zamanlarımı…" diye düşünüyordu, zorla randevu alabildiği doktora giderken.. Aklında tek bir cümle vardı.. ve gerisi yoktu! "alıp başımı gitsem".. diyordu bozuk plâk gibi.. biraz duruyor sonra yeniden başlıyordu.. "ah.. alıp başımı gitsem!!" Ne uğursuz bir yılmışsın sen diye tüm suçu yeni yıla yüklemekteydi.. Başını havaya kaldırıp derin bir nefes aldı.. ahh dedi yüreği yırtıla yırtıla.. hiç bir yılın girişine bu kadar sevinmemişken, şimdi nasıl bitecek, kalan bunca gün ve gece?.. diye düşünüyordu.. sadece bunu düşünüyordu!..
Nefesi kesildi birden. Hızlı yürümemesi gerektiğini biliyordu.. üstelik gücünün, bedeninden bunca hızla uzaklaştığı bu günlerde.. Bunları akıl edememenin ömrün takvimiyle de bir ilgisi yoktu ne yazık ki.. Kızgınlığı kendisineydi, kırgınlığı ise kendisine kızmasına sebep olana!!
O gün de, yangından mal kaçıracakmış gibi bir telâşla ve biraz kızgın çokça kırgın!! ..

ve hızla köşeyi dönünce…



 
***
-- anneee bak çaldım bak.. çalıyorum..
-- hı hıı duydum canım duydum.. aaaferin!
-- annee bak pedallara da uzanıyo ayaaam basabiliyorum artık..
-- evet canım farkettim ama sen yine de basma pedala istersen
    anneannen uyuyor!!


***
-- notaları uyduruyor mu dersin… ben anlamam da..
-- ne uydurması doktor bey bütün melodiyi notası ile söyledi,
    ay yazık yaa..
-- niye yazık canım? bacakta bir sorun yok diz parçalanmış o kadar..
    iç kanama da yok.. sol el rontgenleri gelmedi mi hâlâ?


***
-- ne yapıyorsun kızım anneannenin odasında?
-- ilaç zamanı gelmiş ama…
-- A-aa… deli misin sen? sen ne anlarsın ilaçtan sakın ha!
-- Saati kurmuştu da.. uyumuş duymadı ama… bak bu pembeleri
   içmesi lazım annee..
-- Tamam.. karışma sen .. gebertirim seni ilaçları ellersen..
    anladın mı?

***
-- Hah geldi mi rontgen? ver bakiim.. hmmm.. sol elin 4. parmak
    tendonu kopmuş baş parmak da kırık!
-- Şişmiş el zaten doktor bey rengi de hiç hoşuma gitmedi.
-- Ailesinden kimseye ulaşabildiniz mi?
-- Henüz ulaşıldığı haberi gelmedi doktor bey ama çantasını açıp
    nüfus cüzdanını almak zorunda kaldık kendisi emekli ..
    Tüm işlemleri yapıldı.

***
-- ne güzel bu bahçeee... ayyy benim düğünüm de burda olsa keşke..
-- heeeyy!!! insanın kendi düğününde vals çalması nasıl bir duygu?
-- damatla gelin dört el çalınca güzelll..
-- anne gelsene anneeee!!…
-- geldimmm hadi şimdi dans sırası sizde piyano bana emanet!!


***
-- ucundan döndü hocam.. şanslıymış.
-- izafidir şans doktor..
-- olsun yine de şanslı bence..
-- hâlâ arayan soran olmadı mı?


***
-- Balayına nereye bakiiim..?
-- Söylemem .. sır!
-- Niye? peşinden gelen mi olur???
-- Aman anneee…


***
-- Sen yine de özel odaya yatır
-- iyi de hocam emekli sandığı karşılamaz..
-- sen ne diyorsam onu yap!
-- Ama odalar..
-- Uzatma! Benim özel odama yatırılsın..


***
Bir rüzgâr üflüyor yüzüne açık pencereden saatlerdir ve uzakta birisi hiç ara vermeden şarkılar söylüyor…

“beni duyduğunu biliyoruuuum” diyor hemen yanı başında bir ses..
bir erkek sesi! Ve şarkı söyleyen ses o an susuyor.. ve rüzgâr kesiliyor.. ve kalın siyah stor perdelerini açar gibi, gözler kapaklarını aralıyor ağır ağır.. bir su birikintisinde seyredilen görüntü gibi dalgalanıyor gördüğü yüz.. Kapaklar ağır geliyor gözlere.. tam yeniden kapanacakken ses daha gür olarak tekrarlıyor…” beni duyduğunu biliyorum!..”

O zaman, çalışmaya başlayan beyninden emir geliyor, “aç gözlerini!”
***

“Bütün sırlarını öğrendim” diyor içleri gülen ve endişeli ifadeyi saklamaya çalışan gözlerle kendisine bakan.. Bomboş bir duvara adını yazmaya çalışan bir çocuk gibi hissediyor kendisini.. “sır”?.. Oh!! diyor sonra.. fısıltı gibi… “sonunda anlatabildim demek”.. Neyi anlatmış olabileceğini bilmeden.

Sonra birden tanıyor bu sesi.. Doktor bu! tüm ameliyatı boyunca o felâket detone sesiyle şarkılar söyleyen adam.. "sır tutar mısınız?" diye soruyor fısıltıyla.. Doktor elini kalbine bastırıp mahkemede şahitlik yapar gibi "mevcuttaki namus üzerine and içerim" diyor dramatik bir pozla gülerek.. "o zaman ben de, ne kadar berbat bir sesiniz olduğunu kimseye söylemem" diye cevaplıyor yoğun bakımdaki..
Kızma pozuna girip kaşlarını çatan doktor ellerini çırpıp odanın dışındaki yardımcılarını çağırıyor içeriye ve "yırttı!! .. odasına çıkabilir" diyor..

***
İnanılmayacak kadar lezzetliydi çorba.. üstelik hiç çorba sevmezdi ama nasıl olduysa hepsini bitirmişti… tam son kaşığı ağzında sıyırırken, doktor, ardında bir ordu halinde kızların çoğunlukta olduğu öğrencileri ve asistanı ile odasına girdi.. Nazının geçeceğine inanan insanların rahatlığı ile “hiç olmazsa "müsaitseniz (!)doktorlar gelecek” !!! diye haber salsaydınız dedi ağzını ve ellerini silerken.. “Burası benim özel odam bayan “ dedi doktor çok ciddi bir sesle.. “istersem gece bile gelip kapıyı çalmadan girebilirim” diye ilâve edince, arkasında hazırolda bekleyen öğrencilerden bir kahkaha tufanı yükseldi.. Ahhh diye düşündü içinden, sana verilecek ne güzel cevaplarım var ama ne yeri ne de sırası… en iyisi hasta ayaklarına yatmak!!

Ve tel bir kafes içinde sarılı duran hissiz ayağı ile ilgili bilgiler üzerine devam eden dersi dinlemeye koyuldu.. Öğrenciler soruyor bazen doktor bazen de yanındaki asistanı olan doktor hanım cevaplıyordu sorulanları.. sanki kendisi orada değildi.. ya da bahse konu olan, bir bostan korkuluğunun karga ürküten çomağı idi..

Bilgisayara konan MR çekimlerinin CD görüntüsünü odanın duvarına aksettirip son derece açık ve acıtan bir gerçekçilikle görüntü üzerinde sorular cevaplanırken, araya karışıp “tekme atabilir mi peki bu ayak?” diye sordu yataktaki…

Ellerini arkasında birleştirmiş, sırtı odaya ve görüntüye dönük, panoramik şehir ve deniz manzarasını seyreden doktor, soruyu kimin sorduğunu farketmeden; “ne o, kıçına yemekten mi korkuyorsun?” diye cevapladı soruyu.. aynı anda koro halinde odadakilerin hepsi hep bir ağızdan gülünce hızla arkasını döndü.. ve yataktaki ile gözgöze geldi!

Başlaması ile bitmesi bir olan kahkaha atanlara sert bir sesle “ders bitti marş marş” dedi yarı ciddi yarı şaka.. Grup ikiye ayrıldı ve hoca aralarından geçip odadan çıktı.. sonra da diğerleri .. ve kapı kapandı. Ve ânında yine açıldı.. Doktor, “saat tam 24.00 de odama geleceğim.. bakalım.. tekme atabilecek mi ayak?” dedi ve çıktı!..
***

Her hasta biraz doktoruna aşıktır.. Tabii buna aşk demek çok büyük bir hata olsa da.. Aslında bu his, dünyadaki en tatlı ve en kıymetli şey olan "can"ın emanet edildiği insana duyulan bir minnettir.. şükrandır ve ilk başlarda aklın alamayacağı kadar yoğundur... ancak bağımlılık yaparsa, insanı yaşadığına bile pişman edebilir.. Doktorlar da bunu bilirler zaten.. Yani farkındadırlar hastalarının kendilerine minnetle parlayan bakışlarındaki ışığın aşk olmadığının .. ancak bu da onlar için antraktır.. antreye çıkıştır.. moladır bir anlamda!..

Yattığı yerde, gözleri kapalı, gecenin koyulaşan sessizliğini dinliyordu.. Narkozun etkisindeyken hatta narkozun kollarına teslim ettiğinde bile bedenini, konuşulanları duyduğu gibi, geçmişteki görüntülerin de sesli olduğunu hayretle hatırlıyordu. Biri hariç, ah! ne güzeldi yeniden o bahçede ve o evde olmak!!

Yavaşça kalktı.. koltuk değneklerine uzandı.. Evine gitmesi ve kendisine hesap sorması gerekiyordu..

Ah o mavi araba diye düşündü.. koltuk değneğine abanarak, çok ama çok zor atarken adımlarını,.. ah dedi.. "biraz daha hızlı dönseydin ya köşeyi!"



***


                               










 



                                         

20 Şubat 2014 Perşembe

Kilisenin çanları..



Samsun'da evimiz kiliseye yakındı.. Zaten oturduğumuz ev de kiliseden bozma bir evdi.. Zaman zaman o evde geçen çocukluğumu,  genç kızlığımı.. bahçesindeki düğünümü.. ve  ailemi anlattım sizlere..
Ben sizleri gerçekten seviyorum.. Yoksa değerli onca hazinemi niye paylaşayım sizlerle?
Kilise çanlarının saati haber verdiğini de çok sonraları öğrenmiştim.. Sonra bir gün "aa.. vakitsiz çaldılar çanı anneee" diye yırtınınca, "eşraftan biri vefat etti demek ki" diye cevap almıştım..
 
Bugün, adını 'belki' koyduğum bavulun içinde, belki buraya koymuşumdur, belki bulurum diye çok önemli bir röntgeni ve raporu ararken, eski püskü bir defter buldum. Aklım yarın doktora göstermek zorunda olduğum tahlillerde ve raporda olduğundan kitaplığın kenarına koyuverdim onu.. Ortalık darmadağın oldu ama aradığımı buldum.. ve işimi hallettim..
 
Akşam geç saatte döndüm evime yorgundum ve canım demli bir çay içmek istiyordu.. yasak arzu doğurduğu için değil, çay yaşam manifestosu olduğu için!.. İlk yudumu almadan,  bana sevgili teninin kokusu gibi gelen deminin kokusunu içime çekerken, kitaplığa iliştirdiğim kapağı olmayan yaprakları sapsarı küçük defteri gördüm.. Eğreti bir tutuşla ucundan, bomboş defterin ikinci sayfasındaki yazıyı okudum.. Tarih 1954!.. "eşraf neye denir acaba?.. aileler zengin olunca eşraf mı oluyor acaba?.. Ne olur allahım biz eşraf olmayalım.. kilisenin çanları annem babam için çalmasın" ..
 
Tutamadım kendimi,  sebep arayan gözlerime sundum sebebi.. Sonra sayfanın altındaki ok işaretini gördüm . ve sayfayı çevirdim..
 
Pazar, gece yarısı
Kilisenin gongu 1 kere vurdu.
Yeni gün
pazartesi’ yi kucaklarken.

Dedim ki içimden,
Keşke hatırlatmasa biten ömrü
‘dün’ olurken,
İnsanlar tam uykuya dalarken .
 
Önce şaşırdım.. yok,, önce güldüm.. yoksa önce güldüm de sonra mı şaşkınlığım arttı ?? Gülüşüm, yazdığım çocukça duyguların el değmemiş masumiyetine idi. Şaşkınlığım, ortaokulda iken şiir denemesi yaptığımı hiç ama hiç hatırlamayışıma idi..
 
Biraz da sizler  gülün istedim.. veya, bu da şiir mi yani diye şaşırın.

 
 

12 Şubat 2014 Çarşamba

teşekkürlerimle.. HOŞBULDUK!

 


Beni defalarca telefonla arayan..
 uzun mesajlarla merakını dile getiren..
facebook sayfalarında
"güle-güle" nin  ne anlama geldiğinin
tahminlerini sıralayan..
suskunluğun sebebini tahmin ettiği için ısrarı gerekli görmeyen..
yeni yıl dilekleri ile bir kere daha yüreğime taht kuran..
ve hatta adını bile ilk defa duyduğum, yorum bırakan herkese,
tüm dostlarıma yorgun bir yürek teşekkürü sunmak,
ve önce o güzel yorumlara cevap vermek,
sonra da, müjde diyemem ama beklendiğini bildiğim
haberi vermek  istedim.
 
Sayfama bıraktığınız güzel yorumların  sırasına göre... :

NİHAN' ım.. Sen benim "sevgi" ye ve bunun dışında değerli bulduğum her şeye lâyık olansın .. Aklımda.. fikrimde olansın.. Hayalimden hiç gitmeyen 'gidenin' yerine koyduğum 'gelensin'..  Sen benim "çok şeyimsin"..
Hep benim yanımda gibi olduğun için,
Teşekkürler..

SEVGİLİ MEHMET.. (yoksa Osman mı desem?) Bu kadar tanımadığım arkadaşlar dostlar arasında görmeyi en çok istediğimsin.. Vaz geçtim 12. 14. katların balkonundan.. sıradan bir sokak bankında bile oturup senin o güzel ellerini tutmak ve sana,  'sen iyi ki dostumsun  ve iyi ki tanıdım seni'  demek istediğimsin.  Yazdığın emsalsiz şiirler için.. ifadelerindeki özel dost vurguların için.. Ve satırlarımı hiç yalnız bırakmadığın için,
Teşekkürler..

ARZU' m.. Nazenin dostum.. Yüreği güzel meslekdaşım.. Yaşama kafa tutuşuna, aklına ve becerilerine ve şarkılarda beni hatırlayışına hayran olduğumsun..  Bensiz içmediğin için,
Teşekkürler..

NAZLIM.. NAZLI GÜLÜM.. Her bir ziyaretinde, aklına her gelişimde sesimi duymak için arayışına hayran olduğum, adın gibi nazlı sesinle beni alıp alıp savuran duygusal dostum..
Sırası değil diye ikazın için,
Teşekkürler..

SEVGİLİ HİKâYEM.. Kendisini çok beğendiğimi, kendi sayfasında yorum olarak yazamadığım için kahrolduğumsun.. Öyle olduğu halde en sık çevirdiğim yaprakları yazansın..
İzne ayrıldığımı düşündüğün için,
Teşekkürler..

TUFAN.. Benim sevgili dostum.. İyi ki varsın. İyi ki tanıdım seni.. Yüreğimde dostluk tahtına kurulansın ve yaptığın her bir yorumda, mükemmelliğe imza atansın.. Nazımı kahrımı çekensin.. Ruhlara iyi geldiğini söylediğin sesimin duyulmasına sebep olduğun için,
Teşekkürler..


ESİN' im.. Sarışınım benim.. Hayran olduğum ender hemcinslerim içindesin sen..  Ve sen de, ilk kez dimdik durduğunu görüp o kaptanın gücüne hayran olduğunu söyleyensin.. Hoş gelmemi istediğin için,
Teşekkürler..

SEVGİLİ ELİF' im kelimelerimin cümle kalıplarına konmak istemediğini anlayansın.. kırmızı defterine adımı yazansın.. ve duygularını çok güzel çok sade ama derin ifade edensin. Beni hissettiğin ve hissederek okuduğun için,
Teşekkürler..

ANJELİKA' m.. Sen, azmiyle başarısıyla ve ilgisiyle gönlümde taht kuransın.. Asla herkese mavi boncuk dağıtmıyorum.. İnciler elmaslar serpsem yine de azdır dostlara.. Hiç esirgemediğin dostluğun için,
Teşekkürler..

SEVİM.. Gerçekten eskimeyen dostum.. Sıra arkadaşım.. Sana içten ve  derinden dost duygularımı yolluyorum Amerika'ya.. Dostluğun, büstü dikilecek bir örneği olduğun için,
Teşekkürler..

NALâN' ım.. Güzel meslekdaşım.. Her zaman vefalı dostluğu ile içimi ısıtansın.. Yapmacık olmayansın.. Az ve öz konuşansın.. Yakınlığın için,
Teşekkürler..

LEYAL' im.. Benim içime işleyen dostluğunla her zaman özlediğimsin.. aklımda fikrimde olansın.. yanında bir ömür geçirmekten sıkılmayacağımdan emin olduğumsun. Bana daima güç veren ilgin için,
Teşekkürler..

SEVGİLİ ALİZAFER.. Sen, tek satırından destanlar yarattığımsın!!! :)) ve çok az insan için söyleyebileceğim mükemmellikte bir insansın. Sayfalarımın dostu olduğun için,
Teşekkürler..

MAVİ İZ' im.. Benim de, izi sayfalarımdan hiç eksik olmasın diye umduğumsun.. Bıraktığın güzel izler için,
Teşekkürler..

ÇOBAN YILDIZIM.. Belki başka anlayanlar da oldu ama bunu yani "gülegüle" min sebebini ilk anlayansın. Bloğa ilk başladığım günlerden bu yana eksilmeyen dostluğun için,
Teşekkürler..

SEVGİLİ UYGAR.. Benim asil dostum.. Hiç değişmeyen tavrı ile, dürüst akıllı ve yol göstericisin. Sayfamı okumasını, bir ayrıcalık olarak kabul ettiğimsin. Yokluğumu fark ettiğin için,
Teşekkürler..

SEVGİLİ YILDIZ' ım.. Sanki farklı bir gezegende dolaşırken tanıştığımı ve bana beni anlattığını  düşündüğümsün.  Derviş ruhunla beni anladığın için,
Teşekkürler..

 M. ALİ NACAK.. Hoşgeldiniz.. Sizi tanımıyorum ama eğer yazdığınız gibi sizi mağaralarınızdan çıkartmışsa satırlarım sevinirim. Ziyaretiniz için,
Teşekkürler..

EVREN' im.. Çok sıcak günlerde, bunaldığım anlarda yazılarıyla bana serin bir rüzgar olansın.. İçimin üşüdüğü nice günlerde de yüreğimi ısıtan olmuştun.. Vakur duruşun ve gizli sevgin için,
Teşekkürler..

BANU/m.. Dönüşüne adaklar adadığımsın sevgili dostum. Gözümdeki yaşları silmeye geldiğin için,
Teşekkürler..

Ve.. gelip sigara ve çay molası verenler.. kendi hayallerine fon müziği seçenler.. yorum yapmasalar da ziyaretlerinden haberdar olduklarım.. Beni ya da sayfamı sevdikleri için ziyaretten bıkmayanlar..
Hepinize Teşekkür ediyorum ve  HOŞBULDUK diyorum..

***
 
Beklenen bir haberin sunulmasıdır bildiğim kadarı ile "müjde".
Ancak, bu vereceğim haberin bir müjde olamayacağını bilecek kadar tevazuu sahibi bir insan olduğum için ben size, "beklediğinizi umduğum haberi vermeye geldi sıra" demek istiyorum..

"CEHENNEM DERESİ"

adını verdiğim kitabımda, hem cenneti hem de cehennemi yaşayanları  anlatmayı bitirebildim sonunda. Basımının da, neredeyse yazılışı kadar uzun zaman alacağı için üzgünüm.
Ama inanıyorum ki, beni ürküten bedel ve basım süresi tamamlandığında, yani kitabımı okuduğunuz zaman,
duygularınızı yine yorum olarak benimle paylaşacaksınız.

Sizleri ÖZLEDİM.