Yıllar yıllar önce yaşadığı.. ama hep "sanki dün gibi" diye hatırladığı o olayın tarihini hiç unutmamıştı.. Sanki sadece ruhuna değil, bedenine de kazımıştı o tarihi "zaman" denen kahpe!
---
O gün de yine, "Hey gidi ömrüm!!… ahhh!!.. nelere.. kimlere ikram ettim güzel zamanlarımı…" diye düşünüyordu, zorla randevu alabildiği doktora giderken.. Aklında tek bir cümle vardı.. ve gerisi yoktu! "alıp başımı gitsem".. diyordu bozuk plâk gibi.. biraz duruyor sonra yeniden başlıyordu.. "ah.. alıp başımı gitsem!!" Ne uğursuz bir yılmışsın sen diye tüm suçu yeni yıla yüklemekteydi.. Başını havaya kaldırıp derin bir nefes aldı.. ahh dedi yüreği yırtıla yırtıla.. hiç bir yılın girişine bu kadar sevinmemişken, şimdi nasıl bitecek, kalan bunca gün ve gece?.. diye düşünüyordu.. sadece bunu düşünüyordu!..
Nefesi kesildi birden. Hızlı yürümemesi gerektiğini biliyordu.. üstelik gücünün, bedeninden bunca hızla uzaklaştığı bu günlerde.. Bunları akıl edememenin ömrün takvimiyle de bir ilgisi yoktu ne yazık ki.. Kızgınlığı kendisineydi, kırgınlığı ise kendisine kızmasına sebep olana!!
O gün de, yangından mal kaçıracakmış gibi bir telâşla ve biraz kızgın çokça kırgın!! ..
ve hızla köşeyi dönünce…
***
-- anneee bak çaldım bak.. çalıyorum..
-- hı hıı duydum canım duydum.. aaaferin!
-- annee bak pedallara da uzanıyo ayaaam basabiliyorum artık..
-- evet canım farkettim ama sen yine de basma pedala istersen
anneannen uyuyor!!
***
-- notaları uyduruyor mu dersin… ben anlamam da..
-- ne uydurması doktor bey bütün melodiyi notası ile söyledi,
ay yazık yaa..
-- niye yazık canım? bacakta bir sorun yok diz parçalanmış o kadar..
iç kanama da yok.. sol el rontgenleri gelmedi mi hâlâ?
***
-- ne yapıyorsun kızım anneannenin odasında?
-- ilaç zamanı gelmiş ama…
-- A-aa… deli misin sen? sen ne anlarsın ilaçtan sakın ha!
-- Saati kurmuştu da.. uyumuş duymadı ama… bak bu pembeleri
-- anneee bak çaldım bak.. çalıyorum..
-- hı hıı duydum canım duydum.. aaaferin!
-- annee bak pedallara da uzanıyo ayaaam basabiliyorum artık..
-- evet canım farkettim ama sen yine de basma pedala istersen
anneannen uyuyor!!
***
-- notaları uyduruyor mu dersin… ben anlamam da..
-- ne uydurması doktor bey bütün melodiyi notası ile söyledi,
ay yazık yaa..
-- niye yazık canım? bacakta bir sorun yok diz parçalanmış o kadar..
iç kanama da yok.. sol el rontgenleri gelmedi mi hâlâ?
***
-- ne yapıyorsun kızım anneannenin odasında?
-- ilaç zamanı gelmiş ama…
-- A-aa… deli misin sen? sen ne anlarsın ilaçtan sakın ha!
-- Saati kurmuştu da.. uyumuş duymadı ama… bak bu pembeleri
içmesi lazım annee..
-- Tamam.. karışma sen .. gebertirim seni ilaçları ellersen..
-- Tamam.. karışma sen .. gebertirim seni ilaçları ellersen..
anladın mı?
***
-- Hah geldi mi rontgen? ver bakiim.. hmmm.. sol elin 4. parmak
tendonu kopmuş baş parmak da kırık!
-- Şişmiş el zaten doktor bey rengi de hiç hoşuma gitmedi.
-- Ailesinden kimseye ulaşabildiniz mi?
-- Henüz ulaşıldığı haberi gelmedi doktor bey ama çantasını açıp
nüfus cüzdanını almak zorunda kaldık kendisi emekli ..
Tüm işlemleri yapıldı.
***
-- ne güzel bu bahçeee... ayyy benim düğünüm de burda olsa keşke..
-- heeeyy!!! insanın kendi düğününde vals çalması nasıl bir duygu?
-- damatla gelin dört el çalınca güzelll..
-- anne gelsene anneeee!!…
-- geldimmm hadi şimdi dans sırası sizde piyano bana emanet!!
***
-- ucundan döndü hocam.. şanslıymış.
-- izafidir şans doktor..
-- olsun yine de şanslı bence..
-- hâlâ arayan soran olmadı mı?
***
-- Balayına nereye bakiiim..?
-- Söylemem .. sır!
-- Niye? peşinden gelen mi olur???
-- Aman anneee…
***
-- Sen yine de özel odaya yatır
-- iyi de hocam emekli sandığı karşılamaz..
-- sen ne diyorsam onu yap!
-- Ama odalar..
-- Uzatma! Benim özel odama yatırılsın..
***
Bir rüzgâr üflüyor yüzüne açık pencereden saatlerdir ve uzakta birisi hiç ara vermeden şarkılar söylüyor…
“beni duyduğunu biliyoruuuum” diyor hemen yanı başında bir ses..
bir erkek sesi! Ve şarkı söyleyen ses o an susuyor.. ve rüzgâr kesiliyor.. ve kalın siyah stor perdelerini açar gibi, gözler kapaklarını aralıyor ağır ağır.. bir su birikintisinde seyredilen görüntü gibi dalgalanıyor gördüğü yüz.. Kapaklar ağır geliyor gözlere.. tam yeniden kapanacakken ses daha gür olarak tekrarlıyor…” beni duyduğunu biliyorum!..”
O zaman, çalışmaya başlayan beyninden emir geliyor, “aç gözlerini!”
***
“Bütün sırlarını öğrendim” diyor içleri gülen ve endişeli ifadeyi saklamaya çalışan gözlerle kendisine bakan.. Bomboş bir duvara adını yazmaya çalışan bir çocuk gibi hissediyor kendisini.. “sır”?.. Oh!! diyor sonra.. fısıltı gibi… “sonunda anlatabildim demek”.. Neyi anlatmış olabileceğini bilmeden.
Sonra birden tanıyor bu sesi.. Doktor bu! tüm ameliyatı boyunca o felâket detone sesiyle şarkılar söyleyen adam.. "sır tutar mısınız?" diye soruyor fısıltıyla.. Doktor elini kalbine bastırıp mahkemede şahitlik yapar gibi "mevcuttaki namus üzerine and içerim" diyor dramatik bir pozla gülerek.. "o zaman ben de, ne kadar berbat bir sesiniz olduğunu kimseye söylemem" diye cevaplıyor yoğun bakımdaki..
Kızma pozuna girip kaşlarını çatan doktor ellerini çırpıp odanın dışındaki yardımcılarını çağırıyor içeriye ve "yırttı!! .. odasına çıkabilir" diyor..
***
İnanılmayacak kadar lezzetliydi çorba.. üstelik hiç çorba sevmezdi ama nasıl olduysa hepsini bitirmişti… tam son kaşığı ağzında sıyırırken, doktor, ardında bir ordu halinde kızların çoğunlukta olduğu öğrencileri ve asistanı ile odasına girdi.. Nazının geçeceğine inanan insanların rahatlığı ile “hiç olmazsa "müsaitseniz (!)doktorlar gelecek” !!! diye haber salsaydınız dedi ağzını ve ellerini silerken.. “Burası benim özel odam bayan “ dedi doktor çok ciddi bir sesle.. “istersem gece bile gelip kapıyı çalmadan girebilirim” diye ilâve edince, arkasında hazırolda bekleyen öğrencilerden bir kahkaha tufanı yükseldi.. Ahhh diye düşündü içinden, sana verilecek ne güzel cevaplarım var ama ne yeri ne de sırası… en iyisi hasta ayaklarına yatmak!!
Ve tel bir kafes içinde sarılı duran hissiz ayağı ile ilgili bilgiler üzerine devam eden dersi dinlemeye koyuldu.. Öğrenciler soruyor bazen doktor bazen de yanındaki asistanı olan doktor hanım cevaplıyordu sorulanları.. sanki kendisi orada değildi.. ya da bahse konu olan, bir bostan korkuluğunun karga ürküten çomağı idi..
Bilgisayara konan MR çekimlerinin CD görüntüsünü odanın duvarına aksettirip son derece açık ve acıtan bir gerçekçilikle görüntü üzerinde sorular cevaplanırken, araya karışıp “tekme atabilir mi peki bu ayak?” diye sordu yataktaki…
Ellerini arkasında birleştirmiş, sırtı odaya ve görüntüye dönük, panoramik şehir ve deniz manzarasını seyreden doktor, soruyu kimin sorduğunu farketmeden; “ne o, kıçına yemekten mi korkuyorsun?” diye cevapladı soruyu.. aynı anda koro halinde odadakilerin hepsi hep bir ağızdan gülünce hızla arkasını döndü.. ve yataktaki ile gözgöze geldi!
Başlaması ile bitmesi bir olan kahkaha atanlara sert bir sesle “ders bitti marş marş” dedi yarı ciddi yarı şaka.. Grup ikiye ayrıldı ve hoca aralarından geçip odadan çıktı.. sonra da diğerleri .. ve kapı kapandı. Ve ânında yine açıldı.. Doktor, “saat tam 24.00 de odama geleceğim.. bakalım.. tekme atabilecek mi ayak?” dedi ve çıktı!..
***
Her hasta biraz doktoruna aşıktır.. Tabii buna aşk demek çok büyük bir hata olsa da.. Aslında bu his, dünyadaki en tatlı ve en kıymetli şey olan "can"ın emanet edildiği insana duyulan bir minnettir.. şükrandır ve ilk başlarda aklın alamayacağı kadar yoğundur... ancak bağımlılık yaparsa, insanı yaşadığına bile pişman edebilir.. Doktorlar da bunu bilirler zaten.. Yani farkındadırlar hastalarının kendilerine minnetle parlayan bakışlarındaki ışığın aşk olmadığının .. ancak bu da onlar için antraktır.. antreye çıkıştır.. moladır bir anlamda!..
Yattığı yerde, gözleri kapalı, gecenin koyulaşan sessizliğini dinliyordu.. Narkozun etkisindeyken hatta narkozun kollarına teslim ettiğinde bile bedenini, konuşulanları duyduğu gibi, geçmişteki görüntülerin de sesli olduğunu hayretle hatırlıyordu. Biri hariç, ah! ne güzeldi yeniden o bahçede ve o evde olmak!!
Yavaşça kalktı.. koltuk değneklerine uzandı.. Evine gitmesi ve kendisine hesap sorması gerekiyordu..
Ah o mavi araba diye düşündü.. koltuk değneğine abanarak, çok ama çok zor atarken adımlarını,.. ah dedi.. "biraz daha hızlı dönseydin ya köşeyi!"
***
***
-- Hah geldi mi rontgen? ver bakiim.. hmmm.. sol elin 4. parmak
tendonu kopmuş baş parmak da kırık!
-- Şişmiş el zaten doktor bey rengi de hiç hoşuma gitmedi.
-- Ailesinden kimseye ulaşabildiniz mi?
-- Henüz ulaşıldığı haberi gelmedi doktor bey ama çantasını açıp
nüfus cüzdanını almak zorunda kaldık kendisi emekli ..
Tüm işlemleri yapıldı.
***
-- ne güzel bu bahçeee... ayyy benim düğünüm de burda olsa keşke..
-- heeeyy!!! insanın kendi düğününde vals çalması nasıl bir duygu?
-- damatla gelin dört el çalınca güzelll..
-- anne gelsene anneeee!!…
-- geldimmm hadi şimdi dans sırası sizde piyano bana emanet!!
***
-- ucundan döndü hocam.. şanslıymış.
-- izafidir şans doktor..
-- olsun yine de şanslı bence..
-- hâlâ arayan soran olmadı mı?
***
-- Balayına nereye bakiiim..?
-- Söylemem .. sır!
-- Niye? peşinden gelen mi olur???
-- Aman anneee…
***
-- Sen yine de özel odaya yatır
-- iyi de hocam emekli sandığı karşılamaz..
-- sen ne diyorsam onu yap!
-- Ama odalar..
-- Uzatma! Benim özel odama yatırılsın..
***
Bir rüzgâr üflüyor yüzüne açık pencereden saatlerdir ve uzakta birisi hiç ara vermeden şarkılar söylüyor…
“beni duyduğunu biliyoruuuum” diyor hemen yanı başında bir ses..
bir erkek sesi! Ve şarkı söyleyen ses o an susuyor.. ve rüzgâr kesiliyor.. ve kalın siyah stor perdelerini açar gibi, gözler kapaklarını aralıyor ağır ağır.. bir su birikintisinde seyredilen görüntü gibi dalgalanıyor gördüğü yüz.. Kapaklar ağır geliyor gözlere.. tam yeniden kapanacakken ses daha gür olarak tekrarlıyor…” beni duyduğunu biliyorum!..”
O zaman, çalışmaya başlayan beyninden emir geliyor, “aç gözlerini!”
***
“Bütün sırlarını öğrendim” diyor içleri gülen ve endişeli ifadeyi saklamaya çalışan gözlerle kendisine bakan.. Bomboş bir duvara adını yazmaya çalışan bir çocuk gibi hissediyor kendisini.. “sır”?.. Oh!! diyor sonra.. fısıltı gibi… “sonunda anlatabildim demek”.. Neyi anlatmış olabileceğini bilmeden.
Sonra birden tanıyor bu sesi.. Doktor bu! tüm ameliyatı boyunca o felâket detone sesiyle şarkılar söyleyen adam.. "sır tutar mısınız?" diye soruyor fısıltıyla.. Doktor elini kalbine bastırıp mahkemede şahitlik yapar gibi "mevcuttaki namus üzerine and içerim" diyor dramatik bir pozla gülerek.. "o zaman ben de, ne kadar berbat bir sesiniz olduğunu kimseye söylemem" diye cevaplıyor yoğun bakımdaki..
Kızma pozuna girip kaşlarını çatan doktor ellerini çırpıp odanın dışındaki yardımcılarını çağırıyor içeriye ve "yırttı!! .. odasına çıkabilir" diyor..
***
İnanılmayacak kadar lezzetliydi çorba.. üstelik hiç çorba sevmezdi ama nasıl olduysa hepsini bitirmişti… tam son kaşığı ağzında sıyırırken, doktor, ardında bir ordu halinde kızların çoğunlukta olduğu öğrencileri ve asistanı ile odasına girdi.. Nazının geçeceğine inanan insanların rahatlığı ile “hiç olmazsa "müsaitseniz (!)doktorlar gelecek” !!! diye haber salsaydınız dedi ağzını ve ellerini silerken.. “Burası benim özel odam bayan “ dedi doktor çok ciddi bir sesle.. “istersem gece bile gelip kapıyı çalmadan girebilirim” diye ilâve edince, arkasında hazırolda bekleyen öğrencilerden bir kahkaha tufanı yükseldi.. Ahhh diye düşündü içinden, sana verilecek ne güzel cevaplarım var ama ne yeri ne de sırası… en iyisi hasta ayaklarına yatmak!!
Ve tel bir kafes içinde sarılı duran hissiz ayağı ile ilgili bilgiler üzerine devam eden dersi dinlemeye koyuldu.. Öğrenciler soruyor bazen doktor bazen de yanındaki asistanı olan doktor hanım cevaplıyordu sorulanları.. sanki kendisi orada değildi.. ya da bahse konu olan, bir bostan korkuluğunun karga ürküten çomağı idi..
Bilgisayara konan MR çekimlerinin CD görüntüsünü odanın duvarına aksettirip son derece açık ve acıtan bir gerçekçilikle görüntü üzerinde sorular cevaplanırken, araya karışıp “tekme atabilir mi peki bu ayak?” diye sordu yataktaki…
Ellerini arkasında birleştirmiş, sırtı odaya ve görüntüye dönük, panoramik şehir ve deniz manzarasını seyreden doktor, soruyu kimin sorduğunu farketmeden; “ne o, kıçına yemekten mi korkuyorsun?” diye cevapladı soruyu.. aynı anda koro halinde odadakilerin hepsi hep bir ağızdan gülünce hızla arkasını döndü.. ve yataktaki ile gözgöze geldi!
Başlaması ile bitmesi bir olan kahkaha atanlara sert bir sesle “ders bitti marş marş” dedi yarı ciddi yarı şaka.. Grup ikiye ayrıldı ve hoca aralarından geçip odadan çıktı.. sonra da diğerleri .. ve kapı kapandı. Ve ânında yine açıldı.. Doktor, “saat tam 24.00 de odama geleceğim.. bakalım.. tekme atabilecek mi ayak?” dedi ve çıktı!..
***
Her hasta biraz doktoruna aşıktır.. Tabii buna aşk demek çok büyük bir hata olsa da.. Aslında bu his, dünyadaki en tatlı ve en kıymetli şey olan "can"ın emanet edildiği insana duyulan bir minnettir.. şükrandır ve ilk başlarda aklın alamayacağı kadar yoğundur... ancak bağımlılık yaparsa, insanı yaşadığına bile pişman edebilir.. Doktorlar da bunu bilirler zaten.. Yani farkındadırlar hastalarının kendilerine minnetle parlayan bakışlarındaki ışığın aşk olmadığının .. ancak bu da onlar için antraktır.. antreye çıkıştır.. moladır bir anlamda!..
Yattığı yerde, gözleri kapalı, gecenin koyulaşan sessizliğini dinliyordu.. Narkozun etkisindeyken hatta narkozun kollarına teslim ettiğinde bile bedenini, konuşulanları duyduğu gibi, geçmişteki görüntülerin de sesli olduğunu hayretle hatırlıyordu. Biri hariç, ah! ne güzeldi yeniden o bahçede ve o evde olmak!!
Yavaşça kalktı.. koltuk değneklerine uzandı.. Evine gitmesi ve kendisine hesap sorması gerekiyordu..
Ah o mavi araba diye düşündü.. koltuk değneğine abanarak, çok ama çok zor atarken adımlarını,.. ah dedi.. "biraz daha hızlı dönseydin ya köşeyi!"
***