[go: up one dir, main page]

31 Aralık 2010 Cuma

2011 adet yıl..

                                                                     



Bu gece, takvime göre 2011 yıl yaşına giren dünyamızda, 365 adet uykusuz gecelere hazırlanıyorum... ve 365 kere sabah rüzgârında üşümeye!..
Hükümsüz tesellileri, yine yeniden .. yeni yılda da aramaya hazırlanıyorum!.
Yine tek başımayım ve gece yarısı, tam, saat 12 adet gong vurduğunda, uğultusu kulaklarımdan hiç gitmeyen bir konser salonunun en ön sıralarına itina ile yerleştirdiğim dostlarıma, hayâlimde piyanomun başına geçip konser vermeye kararlıyım!.
ve ağlamamaya! :)

Çılgın ritimli bir yürekle karşıladığım 2010'un gidişini  seyrettiğim şu son günün son saatlerinde, ne âlemi seyrettiğim gökyüzünde, ne de âlemin beni seyredeceği yeryüzünde olmadığım için durgun bir dinginlik içindeyim.

Dünyadan bakıldığında yıldız zannedilen uzak galaksilerin birinde olduğumu düşlüyorum bu gece!..

Dünyalıların beni aradıklarını, ama bu nedenle bana ulaşamadıklarını varsayıp avunurken, kızağı ile hemen yanıbaşımdan noelbabanın geçeceğini ve bana bir çorap fırlatacağını hayâl ediyorum içinde hiç solmayan ve benden başka hiç kimseye vermeyeceği çiçekler olan!

Sonra.. Nazım Hikmet'in, (ilk defa haksız olmasını dilediğim)  bir cümlesini hatırlıyorum... 

''çiçekli badem ağaçlarını unut!
değmez bu bahiste
geri gelmesi mümkün olmayanı hatırlamak"..



Güle güle 2010!



HEPİNİZİN YENİ YILI KUTLU OLSUN DOSTLARIM
:)


.

mini not: bu pazar, pazarınıza "yanlış ritim"le limon sıkılacak.. :) 


--

26 Aralık 2010 Pazar

ÇOK sevmek..??

      

          Kimlere söylediniz, ya da kimlere söylenir yüreğin melodisi olan bu cümle?
seni çok seviyorum”!!!

"ÇOK" neyin göstergesidir? Sevginin mi?
Güldürmeyin beni!..
Sevginin zerresi bile zaten hacmini dolduran çokluktadır seven yürek için.. Yani sevmesini bilene, sevme kapasitesi derin ve engin olana, “çok” tanımlaması ne kadar gereksiz bir düşünün..
Tıpkı akıl gibidir yüreğin alma kapasitesi de.. Zekâ düzeyi ve aklı IQ olarak yükseklerde seyredenlerin anlama yani idrak ve iz'anı nasıl fazla ise ve sen daha ikikereiki ne eder hesaplarken adam  kara tahtayı dolduran formülü nasıl tak diye çözebiliyorsa, tıpkı bunun gibi insan yüreğinin sevme kapasitesi de farklıdır..
O nedenle ÇOK kelimesi hiçbir şey ifade etmez sevgisinin fazlalığını anlatmak için..


Ancak farklılığı belirtmek, çeşidi anlatabilmek, nüansı belirleyebilmek için "ÇOK" tanımlamasına gerek duyulabilir.. Bazı yazılarımda dile getirmiştir kalemim, sevgi denen emsalsiz armağanın çeşitleri ile ilgili düşüncelerimi.. Vatan sevgisi, bayrak sevgisi, ana-baba sevgisi, evlât sevgisi, doğa sevgisi, tanrı sevgisi, yâr sevgisi.. gibi!
Eğer bir insan seni çok seviyorum diyebiliyorsa karşısındakine, bu, tüm bu sevgiler kadar, tüm bu sevgiler gibi, tümü kadar, hepsinin yekûnu kadar seviyorum anlamındadır benim için..
Anlatmaya çalışmışım bir şiirimin bir yerinde.. Duru bir lisanla.. ÇOK sevgiyi!! …..


Seni hatırladım yine.
Her hatırlayışımda çoğaldın hücre gibi
bitmedin!...
Bilsen ne ÇOKsun sen..
Bazen bir evlâtsın anaç yüreğimde,
bazen,
gölgesinden güç aldığım..
Bazen çiçekler içinde doğa,
bazen bir yârsın..
Vatanım gibisin sınırlarını çizmediğim
uğruna can feda! ..
Sen!
sevmeye kıyamadığım,
öpüp başıma koyduğum
nimet!..

…..

Ne yazık ki, lâf ola beri gele, söylene söylene kanıksandı ve değerini yitirdi gözlerde ve gönüllerde “sevgi”..
Bazen,  “seni çok seviyorum” diyene… bir de dediğine bakıyorum .. tencere kapak! .. Üstelik kapak cam!! Yani içinin boş olduğunu görebiliyorsun tencerenin :)

Evet..
Pazarlarınıza limon sıkmaya ahdım var demiştim! 
Ben sözümü tutarım..  :)




22 Aralık 2010 Çarşamba

Sanki Bir İstanbul masalı..

Kızkardeşim  Nişantaşında oturur 30 yıldır.. Birbirinden güzel tabloları burada yapar. Goblen işlerini burada işler.."madam kovaks artık dönmeyecek" adlı romanını da burada yazdı.
Ve her noel geldiğinde evini baştan aşağı süsler ışıklandırır..
Bu,  abla- kardeş zevk aldığımız bir gen mirasıdır; balonları, havai fişekleri, çiçekleri ve ışıklandırmayı sevişimiz..
Her noel bu yüzden onun evine giderim.. 
Bir İstanbul masalı yaşatması için bana..
Felekten bir gün çalmak için!    



Bir sanat galerisine benzeyen evinin tüm duvarları
kendi yaptığı tabloları ve el işleri ile süslü..
Bu da evindeki noel ağacı.

 Vitrin bakmayı oldum olası....   severim diyeceğimi zannettiyseniz.... yanıldınız!! Çünki,  bakar-beğenir ve alırım! Ondan sonra da o aldığım türün aynısına bir daha başka bir vitrinde rastlasam da bakmam.. Eğer erkek olsaydım ve kırk saat vitrin bakmayı seven bir karım olsaydı ne yapardım acaba???  "Hadi vitrinlere bakmaya çıkalım" dediğinde noel ağacının resmini çekiyordum.. Suratına nasıl baktıysam .. "Ama kırmızı halılar döşedim yollara senin için" diye yemin edip beni ikna etti..

"Yollar gerçekten kilometrelerce kırmızı halı döşenmişti. "
:)




Çok farklı ...  çok zengin ... çok zevkli..
insana kendisini farklı medeni bir ülkede
yaşıyormuş gibi hissettiren görüntüleri
sizlerle paylaşmak istedim.. 

 insanın, hele de benim gibi çikolata aşığı olan bir insanın
önünden kolay ayrılamayacağı güzellikte bir vitrin..


 önce canlı zannettim .. 
konuşan , saksafon çalar gibi yapan ve kımıldayan bu heykelleri..


 
 Way be!... diyordum tam bu an...
Siyah bir çantaya ihtiyacım olduğu ve 
istediğim gibi çantayı gördüğümde, yurosunu da gördüğüm an!!

 gökyüzünden iniyor zannedilen bir görüntü ..  
hediye paketleri..  
her kesişen sokağın orta tepesinde!!..

 Bir kere girdiğim ve bir daha hiç bir gücün
beni içine sokamayacağı yer.. City's... Görüntüde 2 katlı ama
11 katı yerin altında... Hayatımın kâbusu idi diyebilirim..
Amma.. sosyetede astımı olan yok demek ki..


ah!!
...!

 Ah!... Çiçeksiz masal olur mu?? Hepsini alasım geldi.
Sonra aza kanaat edip bir mor menekşe ile susturdum hasreti! 


 abla kardeş sadece vitrine bakmadık
vitrine vuran görüntülerimize de bakıp güldük eğlendik..

 Karun'un tavanındaki avizeler.. çiçeklerle bezenmiş..


 Nişantaşının en klas el emeği göz nuru tipinde yapılan ürünlerin
satıldığı fevkalade güzel bir apartman dairesi..

                                        

 İnsan, gez gez bitmiyor ama bak bak içi gidiyor 

 Bir sokak içinde alelade bir evin sokak kapısı..


 Bu da bir apartmanın bahçe kapısı..
 demirlerin arasındaki yeşil örgüler
dallardan yapılmış..


 Nişantaşının en ünlü kuaförü..
Zarif bir hanımefendi olan işletmecisi
fotoğraf çekmemize izin verdikten sonra 
acıyan bir nazarla saçlarıma bakıp,
"biz de bekleriz.. bir kere de bizim farkımızı görün" dedi..


 Ben manken kızın maskesini düşürmeye(!) çalışırken,
ışıklı pano 2010 yılının gelmemek üzere gitmesine
10 gün 7 saat 46 dakika 47 saniye kaldığını yazıyordu..
Bana, sanki ömrümün bitişini hesaplıyormuş gibi geldi.. 


 Ve.. kırmızı halıların serildiği caddede
 kırmızılar içindeki mankeni ve
devasa fiyonk kurdelesi ile Wakko!

Mankenler içinde en güzeli.. en vakuru..


 hani içine tükürülen bir sanat vardı..
heykeltraşları haklı olarak küstüren kızdıran..
İşte onlara  açılmış sanki Nişantaşı-Şişli caddeleri..
 Sokakların kesişen her noktasında bir heykel var..   


 Sanattan anlamayan, üstelik içine tükürenlere "nah" ..
yani alnınızı karışlarım.. demek istedim..
:)

Fayton .. üstelik noelbaba sürüyor.. ama geyik değil at koşulmuş
ve kızak yerinde tekerlek var!!.. Üstelik kar da yok..
Gerçekten ılık muhteşem güzel bir hava..


owww.. bu kadar büyük bir noel ağacı görmemiştim..
boyum 165. kolumu havaya kaldırınca 2 metreyi geçer..
şöyle bir hesap yaptım ağacın  yüksekliği  en az 10 metre.. 


bu da dans eden bir rakkase manken..


çok pahalı ve az bulunan bir aksesuvar vitrini..

yavaş yavaş ışıklar yanmaya başladı..
bu dönüş vakti geldi demektir.

bir masal prensine dönüşen Abdi İpekçi'nin
katledildiği yer ve heykeli..
Uzun uzun konuştum kendisiyle ..Sesli!
 Bir el dokununca omuzuma irkildim..
Orada park eden taksinin şoförüydü.
 "ben" dedi, "buranın durak taksisiyim
daha bir gün dua etmeden geçmedim önünden.. "
Sonra beni Beşiktaş'a iskeleye götürdü .. sosyalist olduğunu .. nazım'dan başka şair tanımadığını anlattı yol boyu.. gördüğü her enteresan manzarada arabayı durdurup fotoğraf çekebileceğimi söyledi..  Kendimi gerçekten bir masalın içinde hissetmeme sebep oldu.

Tam taksiye binerken,
muhteşem bir takım elbise ilişiyor gözüme,
masalın sonunda!..
 İyi ki içinde hayâl edeceğim kimse yok!


 bu saatte vapur yolculuğu güzel olur
günün bitişini demli bir çayla seyrederken..

veee evimdeyim..
Giden güne teşekkür ettim balkonumdan, masal gibi geçtiği için..
Ve, bana kendisini felekten çalmama izin verdiği için!


 FELEKTEN ÇALACAĞINIZ GÜNLERLE DOLU BİR YIL YAŞAMANIZI DİLİYORUM ..
İYİ NOELLER !!

:) 





19 Aralık 2010 Pazar

Pazar günü .. ve Erkek ürünler..

Evvelden beri sevmem şu pazarları.. Yani,  kâr ettiklerini sanıp çürük çarık ne kadar sebze varsa alınıp, eve geldiğinin saatinde bozulduğu için yarısı atılan ürünlerin satıldığı, kadınların yarı kabul günü gibi kabul ettikleri, bir ellerinde bebe arabası diğerinde pazar arabası ile alış veriş yaptıkları.. çantasını korumaktan bebesinin çalındığının farkında olmadığı, çok ender de olsa, tanınmaktan korkar gibi hep önlerine bakarak alel acele ne bulurlarsa alıp bir an evvel bu pis kokulu curcunalı yerden kurtulmaya çalışan erkeklerin gittiği semt pazarları.. Ve.. bir de gün olarak cumartesiden sonra gelen pazarları!! 
ikisini de sevmiyorum!..

Çok küçücüklüğümden beri sevmem üstelik. haşlanma raddelerinde sıcak suyla yıkamalarından kaynaklanan bir pazar korkusu ve nefreti  olmalı şuurumun taaa altına yerleşmiş çıkartmak mümkün değil..
Ve sanki inadına inadına yapar gibi, çalışma hayatında dokuz ayın çarşambalarının biriktiği ve yapılmasının zorunlu olduğu günün pazar olması...  Evli olarak yaşanan günlerin pazarlarında,  evli olunan kişinin evde olması veya olmaması(!) .. (ki her ikisi de o günün sevilmemesine sebep teşkil edebilir)   

Gün olarak uçsuz bucaksız yeşillikler içinde düşlediğim ve gönderenden mi gönderdiğinden mi kaynaklandığını ayırt edemediğim  kısa bir süre, Pazarların da kâbus olmayabileceğine inanmamı saymazsam....  Her neyse .. pazarları sevmem oldu olası.. bugün yakınlardaki bir markete gittim.. Bir iki "erkek" kazara haşat oldu ve aşağıdaki yazıya konu oldu!..

Her pazar, hem sizlerin canını böyle absürt yazılarla sıkmaya, hem de Pazarınıza limon(!) sıkmaya ahdım var..          


Dikkatimi çeken, belki sizlerin de ilgisini çeker!!! 
              Bir satış mağazalarındaki tüm ürünler erkek!  Yani kadın-bayan-dişi olan hiç bir ürün yok.
Meselâ portakal suyu Le'porta... veya
kola,  Le'cola.. bildiğin gariban gazoz,  Le'fer!!
Sonracıııma, o minnacık zarif ağaçlarında, çoluk çocuk genç yaşlı herkesin tercih ettiği mandalina, Le'Mandy... Vay canına!!!. Hayır "Lö manda" olsa anlarım, hatta YAKIŞIR! ve daha inandırıcı gelir görene okuyana.. Hani mandalinanın ilk iki hecesini,  başına Le' (maskülen) yani er kişi(!)  anlamına gelen fransızca kökenli takıyı  koyup, kakalayanın imzası zannedileceğinden!. (Kaza ile yere düşüp kırılan İki üç erkek ürünü huşu içinde seyredip bedelini ödedim!!!!)

Halbuki,  Lâ' mandaleyna  olsa... zarif bir cinsilâtifi çağrıştırsa fena mı olur? Hem göze hem kulağa hem damağa .. neyse uzatıp, tetikte tahrik olmayı bekleyen mandalar için tahrik unsuru teşkil etmenin alemi yok.. Adamların bir bildiği var ki öyle şeyetmişler! 

Yalnız bir şey dikkatimi çekti... sadece limonatada cinsiyet yok!    ne Le'  var başında ..  ne La' ...
Ünsa.. garibim!  


İyi pazarlar ..!








17 Aralık 2010 Cuma

YANLIŞ RİTİM.. (Işıl'ın oğlu)

                                                                                             
***  **

12 Aralık 2010 Pazar

çiçek yerine müzik..

PAZAR GÜNÜ İKRAMI..

Bugün sizlere bir şey sunmak istedim.. İçimden binlerce çiçeği sayfama doldurmak ve "alın.. hepsi sizin.." demek geldi.. Ama baktım .. mevsimi geçmiş çiçeklerin!
Tam da bunları düşünürken bu müziği dinliyordum.. Sizlerin de dinlemesini istedim..
Ah!.. beni nasıl mutlu ediyor beni mutlu edenleri sizlerle paylaşmak bilseniz..  

Hepinize iyi pazarlar diliyorum!!

(İki hamleniz var!! önce üstteki chopin'i kapatın sonra sayfadaki müziği açın.  :)   







10 Aralık 2010 Cuma

"YANLIŞ RİTİM" (başlayamamak)



(Başlayamamak !..)                                                                      
                                                       
                                                                                         (2)




7 Aralık 2010 Salı

ATA TOPRAKLARI..

   Burası Artvin/Ardanuç..  Benim Baba memleketim.. 
Sevdiğine kavuşamayınca kendini dibi görünmeyen uçurumdan atarak ölen sevgilisi için "yar'dan uçtu... yar'dan uçtu " diye diye aklını yitiren kadının dağlarda yankılanan sesinin "..adanuç.." olarak algılanmasından kaynaklandığı ve yöre adının Ardanuç olarak kabul gördüğü rivayet edilir..
 "albümdekiler" i okuyanların hatırlayacakları, Sanem'im gelin gittiği, Dürrin'in büyük aşkı Serhan'a veda ettiği, o muhteşem ve ürkütücü güzellikteki yerleri, manzaraları, deli akan Çoruh nehrini, döne döne zor çıkılan dağ yamacındaki virajları, 1930 yılından bu yana pek bir doğa değişimi olmadığı halde, insan elinin neleri bozduğunu yok ettiğini sizlerle paylaşmak istedim..
Tam da bir ucu oralara dokunacak olan yeni romanı yazmaya başladığım şu günlerde..
İçimdeki coşkuyu arttıran bu görüntüleri yollayan mükemmel dost sevgili Tufan'a yürekten teşekkürlerimi sunuyorum..  




                               



3 Aralık 2010 Cuma

"YANLIŞ RİTİM"

(Başlayabilmek!)                                                             (1)

 

2 Aralık 2010 Perşembe

Çok güzel bir günden, İzler ve Yansımalar!!



Kayıp günlerimin yerine gün ekledi dostlarım..
Ziyaretime geldiler..
Akgül (Anjelika) Ayfer (Lodoscu) Zeynep (düşünce bahçesi) ve Esin.. (İzler ve yansımalar) tarafından da günün görüntüleri böyle sunuldu..
Teşekkürlerimle. 
Click to play this Smilebox slideshow
Create your own slideshow - Powered by Smilebox





BEN DE, TEŞEKKÜRLERİMİ BÖYLE SUNABİLDİM..


01.12.2010