[go: up one dir, main page]

27 Kasım 2014 Perşembe

ONAYLAMADIĞIM BİR YORUMA ALENEN VERDİĞİM CEVAP.



BU CEVAP,  BU SAYFAYA ONAYLAMADIĞIM BİR YORUM BIRAKAN  UYGAR RADİKAL DOSTUMUN YAPTIĞI YORUMUNA ALENEN VERDİĞİM CEVABIMDIR.



"CEHENNEM DERESİ" ADINDAKİ ROMANIMLA İLGİLİ  YAZDIĞINIZ YORUMU NE YAZIK Kİ YAYINLAYAMIYORUM SEVGİLİ UYGAR.. AMA BU CEVABIMI BLOĞUMDA TAM SAYFA YAYINLAYIP,  HEM ACI SÖYLEYEN DOSTLARA KAPIMIN AÇIK OLDUĞUNU HEM DE YORUMU ONAYLAMAYIŞIMIN ACI SÖYLENENLE BİR İLGİSİ OLMADIĞINI ANLATMAK İSTİYORUM.

ANCAK, SİZİN GİBİ BİR KİTAP KURDUNA, BEĞENMEMİŞ OLSA DA OKUDUĞU KİTABIN SONUNU, HERKESİN OKUYACAĞI BİR YORUMDA YAZMASINI YAKIŞTIRAMADIM.. DAHA DOĞRUSU YADIRGADIM. YOKSA, YORUMUNUZA ONAY VERMEYİŞİM YAZDIĞINIZ GİBİ ACI SÖYLEDİĞİNİZ İÇİN DEĞİL ..

BİLİRİM Kİ VE BİLİNİR Kİ DOST ACI SÖYLER.


SİZE AZ VE ÖZ BİR HATIRLATMA YAPMAK İSTERİM.
BİR KİŞİ, YAZDIĞI KİTABI, KONUSU NE OLURSA OLSUN OKUYAN BEĞENSİN DÜŞÜNCESİ İLE YAZARSA, EMEĞİNE VE HEM KENDİSİNİN HEM DE OKUYANIN ZAMANINA YAZIK OLUR.

VE NEREDEYSE HER GÜN KARŞILAŞILAN HATTA YAŞANAN YAŞAMIN ÇARPICI ACI GERÇEKLERİNE BİR KİTAPTA YER VERİLİRSE NEDEN GERÇEK DIŞI KABUL EDİLİR?
   
HARCANAN ZAMANINIZ  İÇİN TEŞEKKÜRLERİMLE SEVGİLİ UYGAR.




21 Kasım 2014 Cuma

"bir gölgeyi çiğnedim az önce.."




İlk defa bir şiirimi bitiremedim bugün.. hatta başlayamadım! Başladım başlamasına da .. olmadı! Yeniden başladım… devamı gelmedi!!

Halbuki bunca yıl.. bunca ayrı coşkuların ve acıların farklı renklerine tırmandığım yıllarda, hiç ama hiç düşünüp zorlanmadan yazmıştım adına “şiir” denen, kalemin defterle olan sohbetlerini.. Ve ilk defa bugün, coşkularımı, kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı dile getirip aktaramadım.. Dökülmedi yürekten! Zorladım ama bu defa kalem sustu. Ucunda asılı kalan hecelerimi karaladım.. o görüntü nasıl da çirkin göründü gözüme!.. “bu” şimdi şiire dönüşse ne fark eder? dedim kendi kendime.. Vaz geçtim yazmaktan! Hakimlerin kalem kırmasına sebep kararları gibiydi kararım.

bir gölgeyi çiğnedim az önce..” diye başlamıştım..
peşimi bırakıp önüme düştü yanılıp..” diye devam ediyordu.. karaladığım satırlar..

Yumup gözlerimi, o an’ ı yaşadım tekrar .. Kendi gölgemi, içimden çıkan yılana benzettim .. Sonra ezdiğim kara gölgemin içinden çıkan yılanın gerçek çehresini görüp, kendimi akladım.. Ve kendi gölgemi yine kendi peşime taktım..

Öbürünü, ezik ve kara bir leke gibi beton üstünde bırakarak çekip gidişimi anlatmak istemiştim şiire dönüşemeyen o satırlarda..

İyi oldu. "Şiir" e yakışmamıştı zaten yerde bıraktığım!          




17 Kasım 2014 Pazartesi

KIL ibik!!

 

Tanısanız bilseniz de, hatta beynelmilel olsa da tarifi “kılıbığın”, ben sizlere daha özel daha farklı bir kılıbık portresi çizmek istiyorum.




Benim gözümde kılıbık:
Hovarda olmak istemiş olamamış..
Zamparalığın her çeşidine özenmiş..
Kaçamak yapanlara hayatı boyunca imrenmiş..

Menfaatleri ön plânda olan..
Her türlü bokluğu arka plânında yedekleyen bir tiptir kılıbık!! Yani ölen horozun, çöplükte kalan gözüdür basitçe anlatımı ile!


Bir karikatürist gözü ile kılıbık:
Dana gibi karısının yanında, ellerini apış arasına sokmuş boynu çok hafif yana eğik son derece sevimli masum bir tebessümle objektife bakandır..

Bir erkek gözünde kılıbık:


Erkekliğin yüzkarasıdır!..
(her yiğidin öyle kolay kolay başarmasının mümkün olamayacağı bir sanatsal değişim olduğundan)

Bir genç kızın gözünde kılıbık:

 ‘ıyyyy’ dır!

Bir kadının gözünde kılıbık:

'waww..!!" dır!

Bir patronun gözünde kılıbık:

“ohhh be!” dir..
 

Gerek fizik, gerek kültür gerekse becerileri(!) konusunda kendisine güvenmeyen bazı Evli kadınların ise olmazsa olmazıdır!!

Bunların açılımını uzun uzun yazmaya gerek var mı bilemem ama kişiliği yarım kalmış, tam teşekkül etmemesinde aile fertlerindeki  cehaletin etken olduğu insanlarda görülen, menfaatlerini ve rahatını kaybetmek istemeyen erkek(!)lerde daha sık rastlanan bir virütik olaydır!..

Evdeki yaşamda hayatı paylaşmak değildir kılıbıklık.. Yani her ikisi de (ki günümüzde hep böyle) çalışan karı-kocaların iş paylaşımı yapmaları.. erkeğin ütü yapması ya da yemek konularında yardımcı olmaları değil kılıbıklık.. ASLA! Bunlar PAYLAŞIM!.. Alnını öperim böyle düşünenlerin.. Görüntü olarak halk arasında kılıbık modeline uyan bir görünüm olsa da bunlar, konu başlığına kapak olacak kılıbık tarifi bu değil.. Bence!

Amma.. lâkin ve fakat!!

Bence Kılıbık:
Saman altından su yürütmeye meraklı, karısına aşık pozlarda, aklınca her boku yiyebileceğini zanneden ama kıçı sıkışınca “bana ne bana ne” diyen eşek misali (umarım bu fıkrayı biliyorsunuzdur) uzaklaşan, hatta konuyu kendince kapatan bir erkek müsvettesidir..

Ve… ister sanal ister gerçek ortamda gördüğü göremediği, adını bile bilmediği, kim olduğundan emin olmadığı her cinsi-lâtif' e gönlü ve uzvu kabaran bu tip erkeklere, yani kılıbıklara prim vermeyen tek İNSAN, dik duruşundan etkilenmek istediği, kişiliğine hayran olacağı, donanımlı ve en önemlisi kendine güvenen bir erkek arayışı içinde olan KADINDIR..

“Arayış içinde olmak”.. Kaçamak yapmak… kuytulara saklanıp fingirdemek için değil.. Dolu dolu konularda konuşmak… bilgilenmek… zevkleri fikirleri paylaşmak.. paylaşılamayan fikirlerde münakaşa edebilmek… bilmediği konularda bilgilendirilmek için! Güven duygusunun sunuluşunda, aldanmadığını görebilmek için!.


Ben biraz fazla sözü sert bir kadınım.. yaşım gereği.. de diyemem.. 50 .. hatta 30 lu yaşlarımda da böyleydim!

Bu nedenle, hep kaybeden ben oldum..

Yoksa kazanan mı demeliyim?





 
 



 

13 Kasım 2014 Perşembe

konuşan fotoğraflar..



Bazı fotoğraflar vardır konuşur insanla..

Bazılarıyla da seyreden konuşur!

Bazılarına anlam yükler insan, bazıları ise yeni anlamlar yükler yüreğine insanın..

Bazen saatlerce düşünürüm bir fotoğrafın karşısında.. beklerim..

Duygularıma anlam yüklesin diye.. Beklentim boşa çıkar.. Bazen de sıradan bir fotoğrafın sesini duyarım yüreğimde.. O konuşur ben dinlerim!

Bu resme ilk baktığımda önce gezegenim olan ayın dolunay hali dikkatimi çekti. Sonra suya akseden gölgeler.. Ve gidiyor mu, dönüyor mu diye düşündüğüm, giderken götürdüklerini geri getirmeyen göçmen kuşların peşlerine takılıp giden duygularım.. Gecenin gölgelerinde fark edilmediği için sevinçten takla attığını düşündüğüm yılan balığı..

Ve o mavi sessizlik!

Belki bu yüzden ne zaman kendimi yabancı bir gözle incelesem, içimdeki çocuk başlar konuşmaya.

Kısık sesiyle anlattıkları derinlerime insin diye, gözlerimi yumarım. Öyle dürüst anlatır ki beni bana, ona kızamam.. Bazen "kes sesini" derim.. bozulup gider o sihir!. Ben yine kendimle baş başa kalırım.. Önümde anlamsızlaşan resimler...





11 Kasım 2014 Salı

Kendini ifade edebilme yolları..


             

Her insanın bir ifade ediş şekli vardır kendisini... Bazıları (ki bunların, Tanrı'nın insanlara bir lütfu olduğunu düşünürüm hep) eserleriyle ifade eder duygularını.

Boynun kopacak kadar ağrısa bile, tavandan, duvarlardan gözünü kaçırmayı sanata ihanet kabul edebileceğin, insanda ruhunu teslim edecekmiş duygusu uyandıran yapıtlardaki o aşk, o isyan, o kabullenişin ifade edilişi Michelangelo' nun ve daha nicelerinin ölümsüz eserlerini meydana getirmiştir.

Taşa can veren, her keskide taşın canını acıttığını düşünebilecek kadar duygusal heykeltraşların yarattıkları eserler gibi..

Yedi rengi tuvale vurduğunda içindeki alevi, aşkı, nefreti, özleyişi resmedebilen nice ressamların, canlanacak ve seni içine çekiverecek zannettiğin tabloları gibi..

Nobel kazanmasa da, okurken seni alıp okuduğun diyarlara götüren ve hatta uzun süre seni oralarda bırakan ve asırlardır unutulmayan o kitapları yazanlar gibi..

Ya da muhteşem kompozisyonlarında, aşkını, hıncını, kinini dile getiren .. Bach, Mozart, Bethoven, Chopin ve diğerleri gibi.. O nasıl bir ilâhi sanat aşkıdır ki, görmeden .. kör olsan bile (Bach gibi) ya da duymasan bile sesleri (Bethoven gibi) veya parmakların kesilse kangrenden, ve enstrümanı çalmaya devam edemesen de, kompozitör olarak unutulmayan eserler bestelesen (Schuman gibi) ve daha onlarcası gibi..

Bu nedenle, duyguların notaya dökülüşüdür müziği oluşturan ve en muhteşem ifade ediştir hisleri diye düşünürüm.

Sonra, o an akıllarına gelen duygularını, spontane olarak Caz yapanlar, sporun her dalı ile (bana göre boks hariç) uğraşanlar..

Çoğaltmak mümkün tabii. Bunlar her bireyin özgürce seçtiği kendini ifade edebilme yolları.

Ve maalesef bu kendini ifade edebilme yolları bazen, haksız yere insanları aşağılamak, kırmak, ya da biyolojik gücünü ispat etmek uğruna, aşağılık kompleksinin üstünlük duygusu olarak tezahür edilişi şeklinde, şiddete başvurularak da ifade edilebiliyor..

Bazıları da benim gibi acizane, eşiklere takıla takıla, ısrarla kalemi ile sohbetlerini şiir' e, veya hayâl gücünü romana dönüştürerek ifade etmeye çalışır kendisini ..

Takdir beklemeden, anlaşıldığını zannederek..
Tenakuzlara düşerek!

 

 

4 Kasım 2014 Salı

Türkân GEYLANER.. diyor ki..

Dün yine yepyeni bir kitap bitti. Oyalandım çoğu zaman fazlaca molalar verdim bitmesin diye :)
CEHENNEM DERESİ,  Sevgili Gülsen VAROL'un biz okurlara şahane armağanı...
Heyecan sarmalından kurtulamadan satırlarda kayboldum.. Kimi zaman hayret kimi zaman yüreği burkuk vaziyette okudum... hatta çoğu zaman ıslak gözlerle okumaya çalıştım beceremedim.. satırları çift görmeye başlamıştım:((
Hikâyenin şaşırtan zenginliği içinde yer alan diyaloglar muhteşem!... ve asla devrik cümlelerin yer almadıgı şahane Türkçe!
Bugüne değin okuduğum diğer Türk yazarlardan farklı kılan; işlenmemiş öyküsü bir kurgusu var bu kitabın.. Derin duygular derin acılar yaşayan kahramanlarına hayat verilmiş, okurların yüreğine bence 'kor' düşürülmüş bir hikâye...
Sevgili Face komşum, arkadaşım, güzel insan Gülsen VAROL'a bundan böyle sıkı bir okuru olarak tüm kalbimle başarılarının devamını diliyor; kendisini bu sayfalarda da olsa tanımama vesile oldugu için Sevgili Dost Mehmet Osman ÇAGLAR'a da teşekkürlerimi iletiyorum...

Türkan GEYLANER

                                                       ----

Ödeştik sevgili Türkân.. Ben de kitabımla ilgili düşüncelerini okurken ıslanan gözlerime izin verdim.. İşte yine teşekkürü, kelime olarak kifayetsiz bulmanın aczi içindeyim.. Ve izninle, sayfanda paylaştığın bu güzel yorumu herkes okusun diye sayfama taşıyorum..

gülsenvarol
 

Nurten Yiğit TARTAÇ.. diyor ki ..

En yüce duygudur sevgi. İki karşı cinsin birbirlerine duyduğu sevginin en uç noktası, sınır tanımazı, kabına sığmazı, formülsüz ve mantıksızıdır aşk... Güzeldir. Her yaşta.

En güzel aşk en zor olanıdır demişler.(!) Kavuşmak için dağlar delmek, çöllere düşüp akıldan olmak da vardır sonunda. Ve sanırım ki; aşk için çarpan kalpler özel kalplerdir. Değerini bilmek gerek.

Eğer aşkı bulmuşsanız sıkı sıkı sarılmalısınız. Siz ebediyete kadar içinizde yaşatabilirsiniz ama aşk sizi beklemeyebilir... bekleyemeyebilir... Ertelemeyin ...

                                             ***
Sevgili Gülsen Hoca'mın romanı "Cehennem Deresi" ni okudum. Hâlâ etkisindeyim.  Kısa, süsleyip püslemeden, dolandırmadan, direk hedefe /anlama/  yönelik yalın ve anlaşılır cümlelerle, çarpıcı bir... bir mi..? iki aşk hikâyesi anlatılıyor kitapta. Ve biri diğerinin gölgesinde bırakılmadan. Romanın kahramanları öyle güçlü karakterler ki; bir bakıyorsunuz, tanıdık sizden biri oluvermişler. Kitabı okuyup bitirdikten ve kütüphanenizde lâyık olduğu yere yerleştirdikten sonra; Nihan'ı, Ercan'ı, Aysel'i, Erhan'ı düşünüp onlar adına duygudan duyguya savrulur buluyorsunuz kendinizi.

 Okumalısınız !

Sevgili Hoca'm elinize kaleminize ve aşk dolu yüreğinize sağlık olsun, çok güzeldi.

                                                             ----

Her yapılan yorumda, yorumu okumaya başladığımda, yorumu yapan kişinin kültürüne ve de zevkine güveniyorsam eğer, "bu kitabı okumalıyım" diye aklımdan geçirdiğim an... o tanıtılan kitabın benim yazdığım ve sevdiklerimin kıymetli zamanına sunduğum kitap olduğunu hatırlıyorum.. O zaman başa sarıp .. tekrar okuyorum!! :))

"Sevgi" yi aşk sarmalı içinde ne kadar güzel değerlendirmişsin Nurten.. Güzel yüreğin hiç kırılmasın dilerim..

gülsenvarol

Hikâyelerdir geri kalan.. diyor ki..

Sevgili Gülsen Varol,
İnanın hiç sıkılmadan "Cehennem Deresi" kitabınızı okudum.. Öylesine yalın bir dille yazılmış ki sonrasının ne olacağı heyecanıyla kendimi öyle kaptırmışım ki, sanki radyoda arkası yarın edasıyla okudukça okudum, okudukça okudum ve bir anda kitabın bittiğini şu cümlemle fark ettim "hay allah oldu mu şimdi" !!
Herkese tavsiye ediyorum okunmasını. İçeriği o denli zengin ki;  her şey var..  duygu, aşk, sevgi, hüzün.. dedim ya her şey!..


Ben o kocaman yüreğinize çok çok çok teşekkür ediyorum zira yürekten yazmış olduğunuz bu mükemmel kitabınız verdiğiniz zamana ve emeğe değmiş..  Kaleminize sağlık.. Yine yeniden teşekkürlerimle çok içten sevgilerimle esenlikler diliyorum..

Saygılarımla.
                                                            ----

"hikâyelerdir geri kalan" adını verdiğin, sahibinin karakter ve kalitesini belli eden o güzel ve muhteşem bloğunun adından esinlenerek, ve de gerçek adını bilmediğim için, sana bunca yıl hep "hikâyem" diye seslendim.. Gerek, face de gerekse burada kitabımla ilgili,  hak etmiş olduğumu umduğum güzel anlatımın ve tavsiyelerin için teşekkür ediyorum.

gülsenvarol

3 Kasım 2014 Pazartesi

Yıldız .. (Nar taneleri) diyor ki..

Blogger arkadaşlarımın kitaplarına ulaşabilmem mümkün olmadı daha önceleri... Gurbette yaşayınca her şey elimizin altında olmuyor. Çok büyük bir kitapevinin internet sitesinde gezinirken GÜLSEN VAROL' un  son kitabına rastlayınca nasıl sevindim bilemezsiniz.. Hemen siparişimi verdim. Doğum günümden üç gün önce de elime geçti !!!
 
İlk iki gün, kitabı yavaş yavaş, içime sindire sindire, kahramanları gözümün önünde canlandırarak okudum, üçüncü gün de kitabı bitirdim.. Nasıl bitti halen ben de bilmiyorum.. Kitabın sonu unutulması imkansız bir sondu..  Aysel ve Erhan´ ın yaşadıklarına bayıldım, geç bulanan her şey bu kadar kıymetli oluyormuş demek....
 
Kitabın devamını bekliyorum ben. Emeğinize yüreğinize sağlık GÜLSEN VAROL ÖĞRETMENiM...  
 
Yıldız (Nartaneleri)
 
---
 
Şu ana kadar, ister özel mail olarak isterse bloğumda yayınlanmak üzere yollanan veya kendi face sayfasında yayınlanan yorumlar içinde sadece iki kişi bu ifadeye yer verdi satırlarında Yıldız'ım:  "Kitabın devamını bekliyorum.." !!
Bunu, satırların yarattığı etkinin gücüne mi bağlamalıyım, yoksa bir isyanın yok edilmek istenmesine mi? Keşke devam etmesi gerektiği düşünülen ya da devam etmesini düşündüğümüz her şeyi devam ettirebilme gücümüz olsaydı :))
 
gülsenvarol