Bir
adam düşünün.. Bir gün olsun, bir kere olsun karısına “seni seviyorum” dememiş.
Bırakın bunu söylemeyi, sevdiğini belli edecek bir tavır da sergilememiş.. Ama,
bu adam tutmuş karısının yediği ve çok beğendiği bir şeftalinin çekirdeğini
ekip demiş ki “hele biraz bekle”.. !!
Çekirdek çatlayıp yeşermiş, büyüyüp fidan
olmuş. Adam, daha bir karışken fide, etrafını çitle çevirmiş ve her ay muntazam
olarak bağ makası ile dal ve yapraklarını budayıp şekillendirerek ağacın kalp şeklinde büyümesini sağlamış. İki yıl sonra, şeftali
bir adam boyuna ulaşınca ve yapraklarının arasında saklı duran verdiği tek
meyvesi de kızarınca, karısını kolundan tutup “gel” demiş, “yürek ilk meyvesini
verdi hadi kopart”..
Ben, babamın annemi romanlara konu olacak kadar sevdiğini
bilirdim.. Hiç söylememiş olsa da..
***
Bahçeye her çocuğu için değişik meyve ağaçlarının fidanlarını dikmiş ve o fidanlara çocuklarının adını vermişti.
Herkes kendi ağacının bakımından sorumluydu..
Meyvesine ne olacağına da kendisi karar veriyordu..
Ablam, kiraz ağacının meyvesini toplayıp, her akşam komşu oğlunun tam evine geliş
saatinde komşuya kiraz götürmeye başlayınca, annem müdahale etmek zorunda kalmıştı!!..
Ağabeyime de, “armudun iyisini sen yemezsin oolum biz yiyek” diyerek ağacının meyvesine el koyan mahalle delikanlılarına karşı da babam tedbir almıştı.
Henüz bahçe ile yeni tanışan küçük kardeşimize verdiği karaca erik ağacı hiç meyve vermeyince, ağabeyimle beraber manavdan aldıkları erikleri gizlice dallara tutturup, aile içi sevincin eksik kalmasını önlemişti.
Her ne kadar kaderimin belirlenmesine daha o zamanlar yardımcı olmuş gibi, bana düşen ağaç ayva olsa da, hiç şikayetçi olmamıştım o zamanlar. Sadece babamın ağacıma bakıp ayva bol oldu bu kış sert olacak demesinden hiç hoşlanmazdım soğuğu sevmediğim için.
Ağabeyime de, “armudun iyisini sen yemezsin oolum biz yiyek” diyerek ağacının meyvesine el koyan mahalle delikanlılarına karşı da babam tedbir almıştı.
Henüz bahçe ile yeni tanışan küçük kardeşimize verdiği karaca erik ağacı hiç meyve vermeyince, ağabeyimle beraber manavdan aldıkları erikleri gizlice dallara tutturup, aile içi sevincin eksik kalmasını önlemişti.
Her ne kadar kaderimin belirlenmesine daha o zamanlar yardımcı olmuş gibi, bana düşen ağaç ayva olsa da, hiç şikayetçi olmamıştım o zamanlar. Sadece babamın ağacıma bakıp ayva bol oldu bu kış sert olacak demesinden hiç hoşlanmazdım soğuğu sevmediğim için.
Başka ağaçları da hane halkının kendi zevkine göre seçip adını
vermesine izin vermişti. Mesela ben
leylak ağaçlarını, ablam mor akasyayı, kardeşim yedi veren gülü,
ağabeyim manolyayı büyük ablam hanımelini seçip bakımlarını
üstlenmiştik.. “Anneee seninki hangisi?” diye sorduğumda,
“sizler.. ” demişti...
Ben, annemin çocuklarını sevişinin de romanlara konu olacağını bilirdim..