Sizlerde de olur mu, bazen sebepsiz yaptığınız uğraşlara ad verememek?
Meselâ, durup dururken dolaplardaki tabakları indirmek.. elindeki bez hiç kirlenmese de rafları ve kapaklarını silmek… veya çekmeceleri boşaltmak?? Salondaki büfede duran ve süs olmaktan öte gitmeyen kristalleri boşaltıp yıkamak?
Her zaman yaptığım gibi atılacaklar ile verilecekleri ayırmak? Sonra her gidenin ardından yapıldığını gördüğüm için dağıtılanları, verilenleri, atılanları.. En doğrusunu ben yapayım bari diye düşünüp tüm rafları dolapları çekmeceleri tamtakır eylemek!!
Var mı içinizde aynı halet-i ruhiye içinde olan benim gibi bir yarım akıllı??
Neyse.. amaaan neyse ne!.. işte bir haftadır bunlarla meşgulüm.. bir de hiç kullanılmamış bir ciltli defter buldum çekmecelerin “belki lâzım olur” bölümünde ve oturdum o deftere de neyin nerede olduğunu, nelerin önemli, değerli, nelerin anlamlı olduğunu yazdım.. Evin kira kontratını, sözleşmelerin ve faturaların konduğu bir dosya düzenledim. Ve de vasiyet gibi ilettiğim, yapılmasını veya yapılmamasını istediğim şeyleri yazdığım bir de defter edindim. Üst kapağına da “vasiyetimsi bir defter” diye yazıp kitaplığın üstüne koydum..
Tüm bu harcadığım süre içinde, üzerine kocaman harflerle “önemli” diye yazmış olduğum üç zarfı klase ettiğim bir de mini bir dosya buldum!.
Zarfların üçü de çok ilginç geldi bana ve çok etkilendim.. Çok önceleri yayınlayıp yayınlayamadığımı düşündüm ama hatırlamak için yormadım beynimi ve bulduklarımı sizlerle paylaşmaya karar verdim.
En üstteki VAN/Erciş kaymakamından gelen bir mektup. Yıl 2006
Kapı kapı dolaşıp dilendiğim, kiminde hakarete uğradığım, kiminin benimle ağladığı kapılardan ve şirketlerden topladığım neredeyse yarım kamyon yardım malzemesi ve çabam için bana teşekkür ediyor ve çektirdiği fotoğraflarla çocuk yüreklerinin sevincini paylaştığını söylüyor bana.
Ve o sevinci paylaşan öğrencilerin o coşku dolu fotoğraflarını yolluyor.
Sonra baktım.. diğer zarf rahmetli Ecevit’ten gelmiş iç içe iki mektup! Yıl 1978..
O yıllarda çalıştığım İzmir Namık Kemal Lisesine yollanmış..
Annemin ölümü için başsağlığı diliyor Başbakan olarak..
ve ayrı bir resmi zarf içinde de güven oyu alarak Başbakan oluşunun sevincini paylaştığım için teşekkür ediyor Bülent Ecevit..
Diğer üçüncü zarf ise Elâzığ Valisinden. Yıl 1998.. “Hasret Senfonileri” adındaki şiir kitabıma Kültür bakanlığınca ödül verilen yıl.. Uluslar arası Hazar şiir ve musiki şenliklerine davet edildiğim yıl. Davet edilenler içinde, Bekir Sıtkı Erdoğan – Nurettin Özdemir – Cemal Safi – Semih Sergen – Halil Soyuer ve diğer ünlü şairler var..
Bu muhteşem gecede, ne şiir ne de musiki alanında bir yarışma olmadığının, ama en çok alkış alan şiire ödül verileceğinin söylendiği .. Muhteşem müzik şölenlerinin sunulduğu.. o devrin tüm iktidar kodamanlarının hazır bulunduğu gerçekten muhteşem bir gece..
İçimden, “alkış süresi bir şiirin güzel olduğunu nasıl belirleyebilir.. kimin tanıdığı ise saatlerce alkışlar durur” diye düşünmüş olmanın utancını ömrüm boyunca taşıdığım gece!.
Sahnede, okuduğum şiir bittiğinde, korkup irkildiğimi hatırlıyorum dinmek bilmeyen alkışlar koptuğunda.. İşte bulduğum üçüncü mektup, o gecenin sonunda Elazığ Valisi tarafından yazılıp gönderilen mektup..
"Hazar'a öyle bir maya çaldınız ki dilden dile söylenir oldu" cümlesinin etkisinden kurtulamadığım için, bu takdir mektubunu ve yaşamımdaki TEK ve en UZUN alkışı aldığım şiirimi sizlerle paylaşmamı hoş göreceğinizi umuyorum.
Teftiş Kurulunda Mülkiye Baş Müfettişi olarak
görev yaptı.. 1993-1995 yılları arasında Hakkari Valiliği, 1995-1996 yılları
arasında Kilis Valiliği, 1996- Ağustos 2000 tarihleri arasında Elazığ Valisi
olarak görev yapan M.Lütfullah Bilgin’den, 1998 yılında davet edilip katıldığım
“hazar şenlikleri” gecesinde okuduğum
şiirim için bana gönderdiği takdir yazısı..
Dağ gibi umutlarımın tepesinde
ne hayâller kurdum..
Nasıl geçip gittiğini bilmediğim zamanı
kapımda bekler buldum..
Gidenler gitti.. kalmadı beklenecek,
Hayâllerime ışık tutmuyor artık gelecek..
Ama SEN,
hâlâ yüreğimdesin taptaze filiz gibi..
Hüzün veriyor yokluğun eski şarkılar gibi..
Gün bitimi kadar yorgun makamlarda,
bir fiske umutsun
yeni yağmış kar gibi..