[go: up one dir, main page]

31 Temmuz 2016 Pazar

"Tesadüf"..

“bak karışmam.. sonra bir gün”… diye söze başladığında büyüklerimiz, (evde olsun - okulda olsun) devamının “çoook ararsın” diye geleceğini bildiğimizden canımız sıkılırdı..
Sonunu bildiğimiz bir romanın, okurken atlaya atlaya okunması gibi.. sınıftaysak, ya ‘yine başladı’ diye yazardık defterimizin bir kenarına yanımızdaki okusun diye… ya da evdeysek, kendimizi teselli edercesine ‘yaa bu kaçıncı nasihat be’ diye düşünüp dinleme pozunda elimizdeki kalemi çevirmeye başlardık..

Ama o gün böyle olmadı sınıfta..
“Sonra bir gün..” .. diye başladı öğretmenimiz..
ve tam sınıf gardını almaya hazırlanırken, 
'bakmışsınız ben gidivermişim' dedi.

İlk kez, konuşmaya başlayabilmek için kelime bulamayışımdı o an!.


O zamanlar, “bişeysi yoktu midesi ağrıyordu.. gidiverdi” dendiği zaman dilimiydi.. Mikrop nedir, nerelerde bulunur, nasıl bulaşır onu bilirdik.. üşütmemek, terli su içmemek, abur cuburla karın doyurmamaktan ibaretti sağlık bilgimiz.. Eve ayakkabı ile girmeyip, yemeklerden önce eller yıkanıp, yatmadan önce de dişler fırçalanınca tüm hastalıklara meydan okuduğumuzu düşünürdük.


O gün, ilk kez “kanser” kelimesini duymuştuk.. sonra da hep duyduk zaten.


Tarih öğretmenimizdi. En sevdiğim dersin, taptığım öğretmeniydi.  Her derse girdiğinde tahtaya , ünlü kişilere ait bir cümle yazardı.. ve onunla ilgili sınıfla sohbete başlardı.. Bir gün derse girdiğinde tahtaya "İnsanlaɾın çoğu köɾ olaɾak doğaɾ. Biɾ geɾçek gözleɾine batıncaya kadaɾ da bunun faɾkına vaɾamazlaɾ."  diye yazmıştı.. Öyle güzel konulara dalar ve o kadar muhteşem anlatırdı ki biz, arada geçiş yapıp aslında o gün anlatacağı tarih dersini anlattığını ders bittiğinde fark ederdik.. Ama anlattıkları belleğimize kazındığından aklımızdan hiç çıkmazdı..

O gün de tahtaya, "Tesadüf, Tanrının fark edilmeden geçip gitmek için büründüğü biçimdir" diye yazmıştı.


Hastalığının yurt dışı gezisinde büyük bir tesadüf eseri bir doktor tarafından teşhis edilip tedaviye başlandığını kısacık bir özetle anlatmış ama Jean Cocteau’ nun bu cümlesi ile ilgili saatlerce yorum yaparak, o “tesadüf” ün sayesinde iyileşeceğine inandığını söylemişti..

Aradan geçen yıllar içinde kimler nerelerde nasıl ne şekilde gelip geçerken şekle bürünen tesadüf le karşılaştı bilemem, ama bir gün, beynime kazınmışken unuttuğum bu cümleyi, inanıyorum ki fark edilmemek için geçip giderken kendisini hatırlamama sebep olsun diye bir roman hediye edildi bana.. çok çok sevdiğim bir dost tarafından.. Romanın kapağını açtım.. önsöz olarak “tesadüf, tanrının fark edilmeden geçip gitmesi için büründüğü şekildir” yazıyordu..

Aklımda yer eden ve beni etkileyen ender cümlelerle beraber her iki bloğumda da profilimin altında yer verdim.. “tesadüf” beni unutmasın diye…


Bak diğer yarısına da ulaşıverdi ömür,
Hayal evimin damında bir at üstündeyim;
İki tarafta da farklı manzara görünür,
Ama düşümden apayrı giyindikleri mevsim.

Gene söyle bana beni sevdiğini,
Her vakit seni düşünmeseydim,
Şiirlerimle kurmasaydım bu hayal evini,
Onu boş sayıp damdan düşüverirdim.

Jean Cocteau







 
 

13 Temmuz 2016 Çarşamba

"Zaman" a madik atabilmek!!

"Ben hiç sarhoş olmam abi " diyenin önünden, çaktırmadan doluları kaldırın.. siz de yavaşça toz olun" .. demişti bir gün coğrafya hocamız Sıdıka Tanyolaç. 

Yatılı okulda, aileye duyulan hasreti kısmen giderebilmek için, ders saatleri bittiğinde, okulun büyük sohbet odasında, o gün nöbetçi olan öğretmenle öğrenci sohbetlerinin yapıldığı, çaldığım piyanoya eşlik edip koro halinde şarkılar söylendiği günlerin birinde söylemişti dertli dertli!! Tecrübesinin konuştuğunu anlayamamıştık o zamanlar..


Eğitimin farklı öğretimin farklı olduğunu bilen eğitimciler ve idareciler tarafından yetiştirildiğimizin de farkında değildik yine.. Doğal geliyordu her şey bize.. olması gereken bu ! diye düşündüğümüz ve belki de gerçekten olması gereken O olduğu için doğal karşıladığımız eğitim sistemi idi uygulanan..  Keşke kıymeti bilinseydi.  

Keşke, henüz erkek çocuklara sarkan akrepler yer altındayken.. yılanlar çöreklenmiş kış uykusundayken ve ölü taklidi yapıyorken ezilebilselerdi....!!!

 Neys-se .. o gün, Sıdıka Tanyolaç hocamızın, derse geç kaldığı o gün, ben sınıf mümessili(!) olarak, “şşşşşt… valla -çaloynat- gelir de sizi ayakta görürse yandınız” dediğimde, sınıf kapısından bu söylediklerimi duyan hocamız bana ne demek istediğimi sormuştu da.. hayretle yüzüne bakıp, soyadının tersten okunuşunu nasıl bilmez bir insan diye düşünmüştüm!!!


Manyaklık parayla mı? (ayrıca pek çoğunuzun şu an adını tersten okuduğunu görebiliyorum.. :)
 
İlginç şeyler bulmaya kurguladığım an beynimi, aman allahım neler keşfederim neler!.
 
Genç kızken bu tip düşüncelerimi evde anlattığımda, babam 'bunlar boş kafa işi' demişti de ne kadar ağlamıştım!
Yanında oturduğum annem de, dizime iki şaplak atıp “hep böyle hayata madik at kızım yoksa başka türlü çekilmez” demişti, kelime dağarcığıma "madik" k-atarak katkıda bulunduğunu bilmeden!!.

O gün bugün ben, onca acıya, haklı haksız terk edilişlere, tamamı acelemden ve aptallığımdan kaynaklanan ama "nazar" denen görünmez güce yüklenen onca kazalara  rağmen hâlâ .. (hatta bugün bile), yazmaktan, sohbetten, piyano çalmaktan bile zevk alabiliyorsam, bu, zamana madik atabildiğim içindir!!.
 
 
Gençlikte,
zaman zaman
beklemediğin söylenenler,
taş gibi otursa da içine,
şuh bir kahkaha ile güler geçersin..
Yaşlandıkça,
beklediğin söylenmeyenler ise,
paslı bir iğne gibi
batar yüreğine..
Buruk bir gülüşle göçer gidersin..


 




 

5 Temmuz 2016 Salı

Kendimle bayram sohbeti..

 

Kim dedi,
zemherinin kol gezdiği gecelerde
ana rahmine düş diye!
Temmuz sıcakları bedenleri dağlarken,
tül gibi bedeninle doğacak ne vardı çocuk?
Bakarlar mı sandın ağlamana?
İster seni zevklerine meyve edenlere kız,
ister seni yok etmeyen
hipokrat yeminlilere!
İstediğin kadar ağla..
Senin hiçbir şeyin yok
seni sardıkları şu bezden başka..
Fikrin alınmadan geldiğin dünyada,
her hatanın sorumlusu seni bilecek herkes,
kes şu ağlamayı kes!
Öyle çok ağlatacak ki seni
şu başını çıkarttığın dünya,
ve ilk öğrenmen gereken şey var ya,
önce ağlamaktan vaz geç
sonra,
her şeye gül ve geç!..
Çünki artık çok geç hatta mümkün değil
geldiğin yere dönmek!..
Bir görevin var artık,
insan gibi yaşamak ve
onurunla ölmek!
Yaa.. işte böyle bebek..
Kıçına yiyince tokadı,
başlarsın soluk almaya,
tekmeyi yiyince de
öbür tarafa yollanmaya..
Varmaya çalış tadına kalan zamanın
ve hiç unutma çocuk
Ömür diyorlar adına
doyamayacağının!..