[go: up one dir, main page]

21 Aralık 2016 Çarşamba

Yaşlanmayan duygular..

Ne sevmenin yaşı var.. 
ne de hayâl kurmanın !!!..
 
 
 
Sevmek.. sevebilmek… Tanrının, sevdiği kullarına hediyesi.. Mutlaka karşı cinse duyulması da gerekmiyor.
Ya da mutlaka sevdiğin veya sevdiğini zannettiğin kişiye kavuşman, onunla sevişmen de gerekmiyor.. 
Sevmek, evet sevmek!! Tanrının, yüreğini pırıl pırıl yarattığı kullarına bir armağanı!..

Tanrıyı sevmek ya da doğayı sevmek değil yazmaya çalıştığım.. Evet biliyorum pek çok çeşidi ve pek çok şekli var bu duygunun.. Siz, sadece şunu hiç unutmayın:
Kıymetini bilmeyenlerin veya yanlış değerlendirenlerin elinde paçavraya dönen bu duygu, aslında sadece onun kıymetini bilemeyenlerden intikam alır, onu yaşayanlardan değil..

Mutlaka karşılıklı olması da şart değil bu duygunun.. Karşılıklı olanda, kavuşma ihtimali vardır mutlaka ama hayâl ettiğin, hayâlini kurduğunda da pek çok kavuşma çeşitleri vardır .. Ayrıca gerçeğinde, o muhteşem duygunun içine sinsice giren “arzu” o duyguyu sonunda eritir çürütür.. maskara eder!.. Oysa senin, hayâlinde, sıfatlar eklediğin, bir şablon yaratıp yücelttiğin, yanında veya uzağında olsun hatta gerçekte veya hayâlinde yaşasın, o emsalsiz kişiyi düşünmek ne kadar güzel ve temiz bir duygudur!!

Ona çeşitli kaftanlar giydirip, (hayâlindeki gerçek bir kişi de olsa) onu istediğin karakter kalıbına sokup seni incitemeyecek veya senden bir beklenti içine giremeyecek bir kişilik yaptığında… onu özlediğinde.. onunla her derdini düşünceni ve arzunu paylaştığında huzur duyarsın..

Hatta istersen onunla fikir münakaşalarına da girebilirsin hatta düşüncelerinizde ters düşüğünüzde kavga da edebilirsin.. Sonra ... kapı çalınır.. veya telefon çalar... yalnızlığına geri dönersin..

Aradan bir süre geçer, yalnızlık yüreğine batmaya başladığında.. aklına “O” düştüğü an, onun karşında belirivermesini seversin.. Dinlediğin bir şarkıyla bile yeniden duygularını harmanlamasına hayran olursun..

BU yazmaya çalıştıklarım, kendimce anlatmaya çalıştığım yalnızlığın, romanımsı anlatımı aslında.. Şimdi bunun tamamını değil de, bir kısmını bile bir daktıra (!) anlatsam, sizce teşhisi ne olur dersiniz???



Yoksa içinizde dr. mı var?
 

 

13 Aralık 2016 Salı

Geçmiş zamanın, geçmeyen tarihleri..


Batıl olmak nedir bilir misiniz?

Doğru ve haklı olmayanmış..

Çürük, temelsiz, asılsızmış..
Ve, "Geçersiz!" diye noktayı koymuş lügat!!

Annem, PEK ÇOK konuda o konulara akılcı bir yaklaşım sunmasına karşın, batıl inançları olan bir insandı.. "Bir inançtır ve kimseye bir zararı olmadığı sürece de kimseyi ilgilendirmez" derdi.. Babam da, (bizlere göre kavga, onlara göre fikir tartışması) batıl olmanın geçersizliği konusunda annemce hiç geçerli olmayan örnekler sunardı.. "Mesela yola çıkan birisinin arkasından su dökmek bir inançtır ve kimseye bir zararı yoktur" derdi annem.. Babam da “su israfı” der keser atardı.. annemin "ruhsuz" deyişine de "batıl" diye cevap verirdi.. Kafalarımızı bir sağa bir sola döndürüp sesimiz çıkmadan izler sonra kendi aramızda kim haklı kim haksız kavgasına tutuşurduk..

Ben pek çok konularda batıl inançları olan bir insan olmama rağmen yine de babama hak verirdim, konu fareleri öldürmek günahtır konusuna gelip dayandığı için!!

Uyanık ve okumuş bir kadındı annem ama konu tarih olarak ayın 13üne gelip dayandığında… akan sular dururdu. O gün biçki biçilmez.. yola çıkılmaz.. bir işe başlanmazdı.. aynı şekilde Salı günleri de uğursuz bir gündü annem için.. işlerinin ters gittiği hiçbir işinin rast gitmediği bir gündü annem için Salı günü ve o gün asla temizlik yapılmaz yemek pişmezdi.. Babam "İstanbul salı günü fethedildi nasıl uğursuz olur o gün?" der dururdu konu açıldığında.. ama kendi söyler kendi dinlerdi..

Bir gün üst kattaki gardırobun rafında duran kuran' ı getirmemi istemişti annem gidip getirdim. Getirirken de  arka sayfalardaki el yazısı notlar takıldı gözüme. Arapça harf mi rakam mı anlayamadığım bir sürü yazı vardı. Anneme sorduğumda bunlar ne diye “babamı kaybettiğim tarih” demişti. Sonra bir gün o tarihi kayıt edip tarih hocama sormuştum "13 teşrini-sani"  diye cevap vermişti..

Her çocuk, annesi ölene kadar çocuktur! denir..
Keşke çok uzun yıllar çocuk kalabilseydim!..
Keşke, çok genç yaşta derdimi-sevincimi- notaların tınısını- şükranımı paylaşabileceğim insanı kaybetmeseydim.. 


Ve .. keşke bir cevap bulabilseydim, ya da bir cevap verebilen olsaydı  o yıldan bugüne dek, o sorduğum sorulara bir cevap!..


 Keşke giderken bile düşüncelerinde haklı olduğunu kanıtlar gibi 13 aralık Salı günü bizleri terk edip gitmeseydin dağın ardına Annem..






Bir buruk gülüşle dudaklarında,
bura bura yüreklerimizi
bırakıp gittin bizi annem..

İyiliklerine karşılık buldun mu?

Hep oturdun yıllardır
yürümeyen ayaklarınla..
Olman gereken cennette

koşup yoruldun mu?

Bilinmiyor,
umulanların nerede bulunduğu;
sen, hak ettiğin güzellikleri

gittiğin yerde buldun mu?

13/Aralık- Salı