[go: up one dir, main page]

Sayfalar

Pazartesi

27.1.20

bi müddet uğrayamadım bursa'daydım daha doğrusu bursa'dayım. haberler de pek iyi değil zaten yıkımlar, ölümler, hastalıklar gezegenin yakasında. neşeli ne yazabilirim ki.

bursa'da aileyle buluşma gibi bi şey oldu. kalabalık ortamlara pek alışkın olmadığımdan buranın hengamesi bana eğlenceli geliyor. kuş ve köpeği de yanımda getirdim ankara'dan ailemizin diğer köpek üyesi çavi de gelince ev renklendi. karşılaşmamaları için dört dönüyoruz birbirleriyle pek anlaşamıyorlar. çavi bütün gün nineler gibi dışarıyı izlerken tatliş içeride horluyor. bursa deprem bölgesi olduğundan evdekiler zaman zaman endişeleniyor. ben ona buna takılarak milleti güldürmeye çalışıyorum. mutfakta gece tost makinesi başında akraba dedikodusu çevirmek kısa bi an da olsa havayı dağıtıyor. el ayak çekildiğinde de russell okuyorum ve rise of empires: ottoman izliyorum. henüz bitmedi ama izlediğim kadarını eyyorlarsam benden geçer not aldı. hiçbi şeyi beğenmeyen bi gudubet olduğum düşünülürse iş yapar demek oluyor.

tarihi kurgu kitaplarının hastasıyım kitaplığımın ağırlığını bu tür oluşturuyor. haliyle bu yapıma da açık arar gözle başladım. fatih sultan mehmet'i canlandıran cem üzümoğlu'nu çok beğendim sahnenin birinde elini mum üzerinde gezdirip karizma yapmaya çalışırken yakması dışında rolün hakkını vermiş, o sahne yeniden alınabilirdi ama ben başa alıp tatlı kaçırışını gülümseyerek izledim. ana dili türkçe olan oyuncuların ingilizce repliklerle oynaması tonlama ve jestleri vermelerini zorlaştırmıştır ancak bana göre birkaç kişi hariç pek sırıtmadı özellikle cem ve baki davrak'ı çok beğendim. bazı kareler tekrar kullanılmış montajcılıktan mıdır bilmem ama gözümü tırmaladı. bilgisayarda hazırlanan savaş sahnesi de iki kule'deki miğfer dibi savaşından arak. bi de şu figüran sorununu artık çözsek, özellikle giustiniani'nin askerlerini bilgisayarda kalabalık hazırlayıp yakın çekimlerde az adam olarak vermek hoş değil. tarihi yalnızca meb kitaplarından öğrenen tayfa şimdiden bolca gömmüş ama objektif gözle izlenildiğinde çok güzel bi dökü-dramaya imza atılmış, izlenmesini öneririm.

Çarşamba

8.1.20

geceler geçiyor. ajanslar, güney yarım kürede binlerce hayvanının katledileceğini, orta doğu'da bi ülkenin kuzey amerikalı askerleri öldürdüğünü, bi yerden bi yere bombalar atıldığını, genç bi kadının intiharını yazıyor.

çok derin bi sessizlik var odada. köpeğim eve gelince koltuğun üzerine attığım tişörtümün üzerine kıvrılmış uyuyor. tişörtüm uyuyor, kafesteki kuş uyuyor, mesih çiçeği uyuyor. odada her şey uyuyor. çiçek, uzun zamandır açmadı. pembe minikleri kayboldu.

minik kuş kostas geldiğinden beri ara ara klimayı sıcak modda çalıştırır oldum. tatliş'in üzerini örttüğümden üşümüyordu ama geçenlerde eve geldiğimde kosta parmağıma tutundu ve ayakları buz gibiydi. senelerdir ısınmak için hiçbi şey kullanmadım. antalya her ne kadar ılık kış geçirse de ısınma ihtiyacı zaman zaman oluyor. yıllar evvel bi haber okumuştum. siz de hatırlıyor musunuz yoksulluktan odun alamayıp ısınmaları için çocuklarına fön makinesini açtıktan sonra diğer odada kendini asan anneyi? bu haberi ben hiç unutmadım ve tek başımaysam ısınmak için radyatör ya da klimayı çalıştırmadım. ısınmaktan utanır mı insan, ben utandım.