Pazar
mutlu yıllar
i̇ki bin on sekiz mutlu geç. sağlık dolu, huzurla geç. yen şu kibri, doymazlığı; barış getir. merhamet doldur yürekleri. sultanların sürdüğü saltanat yeter, günlerin yenilesin gezegeni...
Cumartesi
Tatliş
Günlerdir buralara uğrayamadım. Köpeğim Tatliş, ilkin hafif üşüttüğünü sanmıştım. Veterinere götürdüm iki gün antibiyotik tedavisi uyguladılar. Sonra durumu iyiydi. Onu annemlere bırakıp Ankara'ya gittim fakat her şey daha da kötüye gitti. Ankara'dan apar topar döndüm. Gece sadece burnundan nefes alabildiğini ve sürekli titrediğini gördüm. Günün ilk ışıkları ile soluğu veterinerinde aldık. Röntgen çekildi. Ciğerinin üzeri enfeksiyon ile kaplıydı. Kalp atışlarında aritmi gözlemlendiği için bir de kalbe baktık. Kalpte büyüme vardı. 10 cm olması gereken çeper 12 cm idi. Köpeklerde kalp büyümesi ani ölüme sebep oluyor bunu daha evvel duymuştum. Genç yaşlardaki köpekler bile bu duruma dayanamazken benim 14 yaşına basmak üzere olan pasnavurum bunun üstesinden nasıl gelir? Çalışan dört veteriner hekim ayrı ayrı kalbine baktı. İstişare ettiler, sağ olsunlar çok ilgilendiler. Bir yandan tedavi programını söylerken diğer yandan hazırlıklı olmam konusunda konuştular. Kalp büyüdüğü için yeterli pompalamayı yapamıyor içeride ödem atılamıyordu bu da bünyesindeki enfeksiyonun hayati risk taşıdığını gösteriyordu. Tatliş'in on senedir veterineri olan Koray Bey hekimlik hayatında gördüğü en yaşlı pekinesin Tatliş olduğunu, epilepsi hastası olduğu halde bu yaşa kadar bakabildiğim için çok mutlu olmam gerektiğine dair teselli cümleleri kuruyordu.
Boynundan aşağısını hareket ettirmeye gücü kalmamış köpeğime sarılarak ağlamaya başladım. "Şimdi değil, şimdi değil beni bırakma sakın." sürekli bunları tekrarlayarak ağlıyordum. İğneler, haplar, kucağımda battaniyeye sarılı titreyen küçüğüm. Hava kararmak üzereydi, eve dönerken Tatliş ile yaşadığım her an, her an gözlerimin önünde toz bulutu gibi dağılıyordu.
Eve geldim. Kaslarını tutamıyor, yürüyemiyordu. Kucağımdan bırakır bırakmaz çişini yaptı. Kucağıma yapmamak için yol boyunca tuttuğunu görünce daha da üzüldüm. Sağdan sola bile dönemiyor, boğulur gibi sesler çıkarıp devamlı öksürüyordu. Hiçbir şey yemedi. Ben de öyle. Tüm gece gözünün içine baktım. Nefesini dinledim. Yanında ağlamayıp, onun yaşam mücadelesini yitirmemesi için moral vermeye çalıştım, konuştum, yapacaklarımızı anlattım. Bir hafta bu şekilde geçti. Her sabah veterinere götürdüm üç iğne oldu. Haplarını içirdim. Sonra bir şeyler yemeye çalıştı. Sonra ayağa kalktı, yürüdü, havladı. Kızım geri döndü. Bu sabah kliniğin kapısından girdiğimde öyle neşeli "Günaydın" demişim ki hemen "Atlattı mı?" dediler. Pofuduğumun tedavisi devam ediyor. Enfeksiyon tamamen temizlenene kadar iğnelerini olacak. Ancak kalp büyümesini durdurmak için bundan sonraki yaşamı boyunca sabah-akşam hap içirmek zorundayım. Bir tabletini bile asla atlamamalıyım. Merdiven çıkmayacak, uzun yürüyüşler yasak. Heyecanlanmak yok. Zaten epilepsi olduğu için stresten uzak tutuyordum ama şimdi daha dikkatli olmalıyım. Birden müziğin sesini açmak ya da "Gool!" diye bağırmak yok. İçimden sevinirim, içimden üzülürüm. Ona yansıtmam.
Benim dünyalar güzelim, basık burunlum, kollarımda büyüttüğüm, bana endişe ve korku dolu bir hafta yaşattı ama atlattı. Hatta klinikteki yeni mezun stajyer kız, veterinerimize dönüp "Hocam bu yaşta bu nasıl mümkün oluyor?" diye sordu. "Mucize gibi." diyerek gülümsedi hekim. Ben biliyorum, şimdiye dek el uzattığım kimsesiz hayvanların, başını okşadığım köpeklerin armağanı bu dönüş. Cebimdeki son parayla mama aldığım hatta yanımda hiç para yokken tanımadığım bir markete girip "Parayı birazdan getireceğim, şuradaki zayıf köpek gitmeden salam, sosis alabilir miyim?" diye utanarak sorduğum, kendim aç kalsam bile yapamayacağım bir hareketi sahipsiz bir köpek için yaptığım için, yağmurdan sonra ezilmesin diye yoldan alıp çimenlere koyduğum salyangozlar için, yanlışlıkla çantama çıkan karıncayı yuvasına tekrar götürmek için sıcakta yokuşları tırmandığım için, iyilik olsun diye değil, zorunlu hissettiğim, hesabını kitabını tutmadığım, karşılık beklemediğim için bu dönüş. Tüm o canların teşekkürü belki de.
Boynundan aşağısını hareket ettirmeye gücü kalmamış köpeğime sarılarak ağlamaya başladım. "Şimdi değil, şimdi değil beni bırakma sakın." sürekli bunları tekrarlayarak ağlıyordum. İğneler, haplar, kucağımda battaniyeye sarılı titreyen küçüğüm. Hava kararmak üzereydi, eve dönerken Tatliş ile yaşadığım her an, her an gözlerimin önünde toz bulutu gibi dağılıyordu.
Eve geldim. Kaslarını tutamıyor, yürüyemiyordu. Kucağımdan bırakır bırakmaz çişini yaptı. Kucağıma yapmamak için yol boyunca tuttuğunu görünce daha da üzüldüm. Sağdan sola bile dönemiyor, boğulur gibi sesler çıkarıp devamlı öksürüyordu. Hiçbir şey yemedi. Ben de öyle. Tüm gece gözünün içine baktım. Nefesini dinledim. Yanında ağlamayıp, onun yaşam mücadelesini yitirmemesi için moral vermeye çalıştım, konuştum, yapacaklarımızı anlattım. Bir hafta bu şekilde geçti. Her sabah veterinere götürdüm üç iğne oldu. Haplarını içirdim. Sonra bir şeyler yemeye çalıştı. Sonra ayağa kalktı, yürüdü, havladı. Kızım geri döndü. Bu sabah kliniğin kapısından girdiğimde öyle neşeli "Günaydın" demişim ki hemen "Atlattı mı?" dediler. Pofuduğumun tedavisi devam ediyor. Enfeksiyon tamamen temizlenene kadar iğnelerini olacak. Ancak kalp büyümesini durdurmak için bundan sonraki yaşamı boyunca sabah-akşam hap içirmek zorundayım. Bir tabletini bile asla atlamamalıyım. Merdiven çıkmayacak, uzun yürüyüşler yasak. Heyecanlanmak yok. Zaten epilepsi olduğu için stresten uzak tutuyordum ama şimdi daha dikkatli olmalıyım. Birden müziğin sesini açmak ya da "Gool!" diye bağırmak yok. İçimden sevinirim, içimden üzülürüm. Ona yansıtmam.
Benim dünyalar güzelim, basık burunlum, kollarımda büyüttüğüm, bana endişe ve korku dolu bir hafta yaşattı ama atlattı. Hatta klinikteki yeni mezun stajyer kız, veterinerimize dönüp "Hocam bu yaşta bu nasıl mümkün oluyor?" diye sordu. "Mucize gibi." diyerek gülümsedi hekim. Ben biliyorum, şimdiye dek el uzattığım kimsesiz hayvanların, başını okşadığım köpeklerin armağanı bu dönüş. Cebimdeki son parayla mama aldığım hatta yanımda hiç para yokken tanımadığım bir markete girip "Parayı birazdan getireceğim, şuradaki zayıf köpek gitmeden salam, sosis alabilir miyim?" diye utanarak sorduğum, kendim aç kalsam bile yapamayacağım bir hareketi sahipsiz bir köpek için yaptığım için, yağmurdan sonra ezilmesin diye yoldan alıp çimenlere koyduğum salyangozlar için, yanlışlıkla çantama çıkan karıncayı yuvasına tekrar götürmek için sıcakta yokuşları tırmandığım için, iyilik olsun diye değil, zorunlu hissettiğim, hesabını kitabını tutmadığım, karşılık beklemediğim için bu dönüş. Tüm o canların teşekkürü belki de.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)