[go: up one dir, main page]

Sayfalar

Perşembe

Hızlı ve Yavaş

Tavşan ve kaplumbağa birbirlerine zıt karakterler. Tesadüf bu ya ikisine de denk geldim, fotoğraflayabildim. Bu tavşan bu şekilde dakikalarca kaldı, onu gördüğümde epey uzağındaydım yaklaştım yaklaştım hiç istifini bozmadı belki de ürkekliğinden heykel taklidi yaptı. Yanına sokulunca, sevmek için yaptığım ilk hamlemle beraber pııır diye toz oldu. İnsan bu minnoşluk karşısında kayıtsız kalamıyor. Öte yandan bu küçücük hayvana kürkü ya da eti için göz diken ırkımı düşündükçe sinirleniyorum. Şu kara gözlerinin üzerine kremler, boyalar sürüp resmen işkence çektiriyorlar. Öyle kozmetiğin canı cehenneme, karşınızda yapılsa bu hareket çoğunuz almazsınız biliyorum, göz görmeyince gönül katlanıyor ama kullandığınız markalara bir bakın hayvanlar üzerinde test yapııyor mu diye, almayın bu günaha ortak olmayın.


Şu tospiğe bakınca biraz sinirim geçti asdsdsdds Neyse bu kaplumbağa, ailesi ile evin yakınlarında yaşıyor. Beni fark eder etmez hoop kabuğuna çekiliyor, toparlak bir şey oluveriyor. Kapıyı çalıyorum,kabuğuna bir iki tıklatıyorum, hemen savunmaya geçip garip bir tıslama çıkarıyor. "Aman çok korktum seni fındık suratlı, al bakalım akşam yemeğin benden olsun" deyip önüne bir kuru çiçek atıyorum. Renkli şeyleri yemeye bayılıyor. Ağır ağır ve yan yan yiyor yemeğini. Kaplumbağa, tasavvuf da zamanı simgeliyormuş, ne hoş değil mi?


Cuma

Yaz Yağmurunda Lavanta Bahçesi

Pencereler kapalı olmasına rağmen belli belirsiz bir koku çalındı burnuma. Toprak kokusu, "Yağmur mu?" diye fırladım balkona. Yağıyordu, yüzümde kocaman bir gülümseme, elimi uzattım gökyüzüne.
Lavanta bahçesi yağmur altında değişti sanki, daha bir güzelleşti. Arılar, ıslanmaya aldırış etmeden hercaice döndüler mor bahçenin çevresinde, ben de öyle...







Perşembe

Karahindiba

Tek bir nefes ile uçtu bembeyaz tohumlardan biri, sessizce düştü bir yamaç kenarına. Rüzgar savurdu bir parça toprağı, sonra bir çiğ tanesi düştü üzerine. Yeniden yeşerdi karahindiba, adına inat renklendirdi kara toprağı.Tohumları yeniden uçuşuncaya dek orada işe, bozkırda sapsarı sana gülümsüyor.






Swimtrainer Yüzme Simidi

Ata, deniz kenarında büyüyen bir çocuk olduğundan deniz araçlarını çok fazla kullanıyor. Şimdiye dek aldığım simidin haddi hesabı yok. Hiçbirinden memnun kalmadım. Kendi kendine durduğu yerde havası inen mi dersin, şişirme pompasına dayanamayıp o anda patlayan mı dersin... Güya bir de araştırıp alıyorum, güvenilmez çıkıyorlar. Deneyip de memnun kaldığım farklı bir yüzme simidinden bahsetmek istiyorum. Araştırma yapanlara belki faydam olur. Swimtrainer yüzme simidi, yaş gruplarına göre üç farklı rengi var. Ata bebekken kırmızısını kullanıyordum şimdi 2-6 yaş olan turuncuya terfi ettik. Bu simit aslında yüzme okulları için tasarlanmış, çocuğu hep yatay pozisyonda tutuyor böylelikle çocuğun hareket alanı genişliyor.

Ata ayaklarını çırpıp ilerlemeye başladı bile, aynı anda eller ve ayaklar diye ona öğretmeye çalışıyorum. Dik pozisyonda durmadığı için su yutma ihtimali daha yüksek bu yüzden hemen bir kol boyu uzağında olmanız gerekiyor. Benim küçük su samurum tam bir deniz tutkunu, ben takla attığımda, dalıp taş çıkardığımda ya da Jaws geliyooor oynadığımızda çok mutlu oluyor.
Ufaklıklar denizden korkuyorsa bence önce sahilde elinden tutarak dalgalarla bir ayak oyunu oynanabilir. Denize gireceği zaman yüzünü açığa değil de sahile dönmesi sağlanırsa, korkusu en aza inecektir. Denize gitmeden evvel duş sayılarını sıklaştırmak da geçişi kolaylaştırabilir.