Biliyorum bu önerme hümanist yaklaşım ile taban tabana zıt ancak şunu da çok iyi biliyorum ki insancıllığın zerresi kalmadı bende. Elbette yalnızca siyaset düşürmedi beni bu hale. İnsanları gördüm. Onlar ki genç kayın ağaçlarını kestiler, onlar ki av turizmi denilen açgözlülük yüzünden zengin olana tüfek verip ayıları, geyikleri katletme imkanı verdiler. Onlar ki tecavüz ettiler bir bebeğe, sigara yanıklarıyla donattılar minnacık bedenini. Onlar ki yaktılar yurtlarını, bayraklarını. Kendilerini kurtaran o eşsiz adamın büstlerini kirlettiler nankörce! Onlar ki zenginleri daha zengin yoksulları daha yoksul kıldılar. Onlar müslümandılar, hristiyandılar, dinsizdiler ne fark eder? Onlar A partiliydi, B partiliydi ne fark eder? Onlar doğuluydu, batılıydı ne fark eder? Merhametsizlik en büyük hünerleri oldu; kibir, yalan, bencillik ile donatılmış insanoğlu... Beni düşman ettiler kendilerine. İşte bu yüzden insancıl bir yanım kalmadı benim.
Şimdi söylüyorum 18 yaşını doldurmak yeterli olmamalı oy kullanmaya. Kabileden iki isim sayamayan, haritada Ankara'nın yerini bulamayan, bilenle bilmeyen bir olur mu hiç?
Hadi bu insanlar doğuştan şanssızdı. İmkansızlıklar yüzünden okuyamadı, ekmek derdine düştü de TBMM'nin açılımının ne olduğunu kırkına geldiği halde öğrenemedi. Hayat, adil davranmadı onlara peki ya yarı cahillere ne demeli?
Çoğu kentliydi onların. Okudular elbet ama boşuna. Kendilerini kimin yönettiğinden bihaber en büyük emelleri hangi saç renginin tenlerine yakışacağı, hangi ojenin ince gösteceği o dolma parmakları, hangi arabanın otobanda kaç basacağıydı. Ama sorsan kendileri siyasetin ta içinden gelmekte.
"Oyum şu partiye" Lakin nedeni yok. Altyapısı yok. Bilmiyor ki sorgulamıyor. Şarkı sözlerini ezberlemekten seçim bildirgelerini okumaya zamanı olmuyor. Politikada dönen dolapları göremiyor çünkü cuma gecesi kaçtıkları mekanlarda herbiri zaten birer dolap çevirmekte.
Bu insancıkların bir kısmının muhalefete oy atmalarındaki tek neden,
"Aman şeiat gelmesin, içki yasakları olmasın, sonuna kadar içelim, sevişelim, dejenere olalım." Cumhuriyetin temel dinamiklerinin yok edilmeye çalışılması, özelleştirmeler, Ergenekon davaları, özel okullar, özel yetkili mahkemeler, yeni Anayasa, güdülen bir halk umurlarında değil. İndirimde olan deri bir çizmenin kendilerine göre olanını bulamayışları yahut yaza damgasını vuracak bir şarkının sözlerini henüz ezberleyememiş olmaları bütün o saydıklarımdan daha büyük bir kahır meselesi.
Boşvermişçilerin kalan yarısı da görüşlerimle taban tabana zıt olan partiyi desteklemekte. Öyle bir cehaletle karşı karşıyayız ki bir adamın kollarını aça aça yürüyüşüne, özgüvenine, bıyığına, eşinin kafasındaki bez parçasına göre bile oyları şekillenmekte. Din kisvesi adı altında manevi duygularının sömürülmesine izin veren bu seçmenler laikliği yaşamları için en büyük tehdit olarak algılamakta. Göremedikleri nokta, dinin temelde vicdana dayalı olduğu gerçeği. Vicdandan yoksun bir iktidar
"Bizden olmayanı asarım keserim" diyerek, kul hakkı yiyerek yalnızca göstermelik namazla, oruçla gerçek dindar olabilir mi?
Kim ne derse desin. Seçmen olmanın da vekil olmanın da bir ehliyeti olmalı. A ile b harfini yan yana getirmekten bile aciz eski topçuların, dağlarda askerleri bombalayan eski teröristlerin elini kolunu sallayarak meclise girmelerine demokrasi denmemeli.