[go: up one dir, main page]

December 23, 2021

Ay Resmen Sene Bitiyor

Ayın 23'ü olduğunu dehşetle fark ettim biraz önce, hâlâ ayın ilk haftasındayız filan diye düşünüyordum. Neler oldu o arada peki?

Diş randevuma gittim, yarın bir daha gideceğim. Tatsız bir gelişme oldu bu, hiç anlatmayayım. Bok gibi bir süreç başlayacak yarın.

Karşı komşunun yavru köpeğini iki defa daha gördüm. İlki kadar törensel olmadı ama gene o günün en güzel hadisesi oldu iki defasında da. Bir yandan da barbar kocamın ofisinin arka bahçesinde yavru köpekler var, düşünür müsünüz safkan sokak köpeği yavrusu evlat edinmeyi? Aşırı yuvarlaklar şu anda ve bütün gün birbirleriyle güreşiyorlar. Kara burunlu, kara kaşlı, kahverengi yavrular. Bir ara fotoğraf çekeyim, tekrar yazayım yavruları. 

Ben de çocukluk arkadaşımın yavrusuyla güreşiyorum fırsat buldukça. Bir akşam otururken ensesinden çekiverdim.


Dünden hazırmış, yapıştırdı valla sırtımı yere. 12 yaşında bu çocuk, nasıl oldu bilmiyorum. Seri halinde fotoğraflar var, bu yukarıdakinde gene insanlık onurumu üç gram filan koruyabilmişim.

İki gün önce 3. doz aşı oldum, bir hayli perişan etti beni. Anca bugün kendime gelebildim. Evde ateşim fırlamış, kas ağrıları içinde sürünürken Mubi'de güzel bir film seyrettim, Sevda tavsiye etmişti, Microhabitat diye Kore filmi.


Yoksullukla boğuşan Miso'nun hikayesi. Evlere temizliğe gidip ucu ucuna denk getiriyor kirasını ve hayattaki tek lüksü olan bir kadeh viski ve sigarayı. Bir gün sigaraya zam geliyor ve bütün bütçesi alt üst oluyor, yeni bir plan yapmak zorunda kalıyor Miso. Çok insancıl, esprili ve nazik bir filmdi. 

Ekmek hamuru yapmıştım, gidip ekmek yapayım. Başka da bir planım yok. Nasılsınız, iyi misiniz? Yılbaşında ne yapacaksınız?

December 8, 2021

Botlarımı Hâlâ Boyamadım

Ama dün pazıyı pişirdim ve biraz önce diş hekiminden randevu aldım. Cuma gününe. Umarım kanal tedavisi filan gerektiren bir şey değildir diyerek gene süratle kapatıyorum bu konuyu.

Sabah köpeklerle terasta dikilmiş sokağı seyrederken gözümün ucuyla beyaz bir leke gördüm karşı apartmandaki balkonlardan birinde. Hiç selam sabahımız olmayan bir komşu, kapalı balkonunun bir kanadını açmış iki eliyle bir yavru köpeği havaya kaldırmış bana gösteriyordu. Aynen şöyle:


Aklımı kaçırdım ahhahhha! Küçük bir çığlık atmışım, "AYYERİMÇOKGÜZELAĞĞĞĞ" diye hislerimi ifade ettim, karşılıklı el salladık, içeri girdiler. Umarım bundan sonra her komşu, eve giren her yeni kedi-köpek ile bu töreni tekrarlar, valla günüm harika başladı. 

Hafiften yağmur yağıyor ama hava çok soğuk değil. Anlatacak başka bir şeyim de yokmuş bugün. Gidip evdeki bakliyatları haşlamak suretiyle salataya çevireyim. Bir de gene çorba. Ay sizde de önlenemez bir karbonhidrat yeme isteği var mı? Ekmek arasına makarna dökesim var, kendimi zor tutuyorum. Bu seneyi kontrolsüzce kilo alıp vererek geçirdim, kendimden bıktım. 

Giderken birkaç günlük Sam Fender videosu bırakayım, şarkı sözlü video. En azılı düşmanı kendi kafasının içinde yaşayanlar için:

December 2, 2021

Bez Parçası Ama Havada Dönüp Duruyor

Okuduğum polisiyenin çevirisiyle kavga ediyorum, o kadar da yavaş okuyorum ki canımdan bezdim. "Havada dönüp duran bez parçaları"ndan bahsediyor, üç defa bahsetti şimdiye kadar, ne bu bez parçaları ay deliricem? Mısır'da geçiyor olaylar, çöl kenarında perişan bir kasaba, nasıl bez parçası bunlar, neden durduk yere havada dönüp duruyorlar? 

Bir yandan da çeşitli arabaların sürücülerinin "ayaklarını şiddetle yere vurması" hadisesi yaşanıyor sayfalar boyunca. Sürücü ayağını şiddetle yere vuruyor, sonra araba fırlayıp gidiyor. Bildiğiniz gaza basıyor sürücü, en dandik online sözlükte mevcut karşılığı. Yav insan bir düşünmez mi, neden araba sürecek insanlar ha bire ayaklarını yere vuruyor? Hangi yere vuruyorlar şoför mahallinde? Ayh. Kitap boyunca ne dediğini kesinlikle anlamadığım cümleler de var, tabii ki var.

Polisiye serisini beğendim ama özensiz çeviriyle okumak istemiyorum, e-kitap bulurum bundan sonrası için. 

Spotify 2021 listeleriyle eğlendik dün akşam. Zihnin Arka Sokakları'nın dev katkısıyla benim listem şu:


Zihnibeyciğim müdahale edene kadar günlük programım şöyleydi; kalkar kalkmaz caz listesi, öğlen gibi araya daha funky danslı bir şeyler sıkıştır bir saat kadar, sonra gene caz, akşamüstüne doğru 80'ler-90'lar hard rock/heavy metal grupları, saat 17:00 olunca bir kokteyl. Bazen gece yarısına kadar çalışmaya devam ettim, bazen güneş batmadan bırakıp terasta kitap okudum. Stres seviyemi nispeten kontrol etmeyi ve aynı zamanda çalışmayı başardığım bir program oldu bu. Sonra, tam olarak 19 Temmuz'da, "Geçen izlediğim bir filmde keşfettim. Sam Fender diye genç bir çocuk varmış." diye bir email geldi.

Ay işte ondan sonra ben döne döne çocuğun ilk ve tek albümünü, canlı performanslarını, cover ettiği şarkıları dinlemeye başladım. "Springsteen şarkıları söylüyor" referansıyla yollamıştı Zihnibey, olaylar aldı başını gitti. Derken ikinci albümü çıktı, onu da aynı tutkuyla dinlemeye başladım. Yeri gelmişken bahsi geçen emailden alıntı yapacağım şuraya: "Yeni albümü de ilki kadar iyi çıkarsa alnıma dev puntolarla Sam Fender yazdıracağım." Buyrun Zihnibeyciğim, sizi dinliyoruz.

65+ rock camiasıyla Sam Fender kapışacak diye tahmin ediyordum, bizim çocuk galip gelmiş. En çok dinlediğim 5 şarkıdan da ikisi Sam Fender, diğer üçü caz. 

Şu kitabı bitireyim bugün allahım lütfen artık. Dolaptan botlarımı çıkarıp boyayacağım. Salondaki bitkileri sulayayım. Ne zaman aldığımı hatırlamadığım pazılar dolapta çürümediyse onları pişireyim. Sam Fender bırakayım bir adet, gideyim. Placebo geliyormuş yaza, Bığğrayyğğn diye haykırabilme ihtimalim belirdi eğer bilet alabilirsem. Şu çocuğu da getirin lütfen, buna da haykırabileyim, çok şey mi istiyorum?



November 30, 2021

Yağmur Ama Doğal Afet

Eveth. Bir numaralı gündem maddesi: Diş hekimini arayıp randevu almak çünkü dişim ağrıyor. İki haftadır direniyorum o telefonu etmeye, şimdi de koşarak hava durumuna geçeceğim.

Fırtına var. Birkaç saattir karşı apartmanın çatısına sonradan kondurulan dandik endüstri tipi bacaya bakıyorum. Bacayı belinden bir iple çatıya tutturup önlem almışlar ama o kadar yalpalıyor ki sağa sola, umarım uçmaz. Yaza yaza kendim de dahil herkesi bunalttığım mesele, konut olarak tasarlanmış apartmanın zemin katı lokantaya dönüştürülünce çatısına da lokanta bacası ekleniyor. O bacalar bir boka yaramıyor. Aynı yağlı dumanı 3 metre yukarıdan mahalleye salıyorlar. Mahalleyle kavgam bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor. Her gün yenisi açılan kahveciler de bitecek gibi görünmüyor. Bir sokağa 8 kahve dükkanı düşmeye başladı. Ayh neyse.

Kendimi sakinleştirmenin yollarını arıyorum mütemadiyen, anlaşılan anda kalabilen biri değilim, nefesime odaklanıp zihnimi boşaltamıyorum. Bunlar olmuyor. Bu sabah "Ulan o düğüne neden o korkunç eteği giydim ben?" diye uyandım. Bahsi geçen düğünün üzerinden 20 sene geçti. Etek hakikaten korkunçtu. Bluz da berbattı, bluzu kahve yaparken hatırladım. 

Neyse, normalde gün içinde kafam dağılıyor ama tez yazarken sabah 6 - akşam 6 masada oturup konsantre olmam gerekiyordu. Yaz başında SonikPanik bir miktar eğlenceli internet şeyleri yolladı, içlerinde bir de ortam sesi oluşturabileceğiniz bir internet sitesi vardı. O ortam sesi size yemin ederim benim verimliliğimi en az %50 arttırdı, sinirlerimi yatıştırdı, günde 12 saat çalışmamı sağladı. Şu ses:

https://environment-other.ambient-mixer.com/cozy-library

Şömineli kütüphane sesi. Biraz kurcalarsanız istediğinizi ekleyip çıkarmanız da mümkün. Bazen hafif yağmur sesi ekliyorum. Başka bir sürü seçenek de mevcut, orman morman, Harry Potter yemek salonu, ne isterseniz.

Sabah açtım canım kütüphane ortamımı, üzerinde de yumuşak klasik müzik açtım. Camın önünden uçarak leğen geçti mesela ama evin içinde bir Hobbit ambiyansı var. Bundan sonra hayatımı böyle geçireceğim.

Masamın altında da şu var:

Fırtına ve yağmur anksiyete veriyor bu buzağı ebatlarındaki köpeğimize. Gene bugün fena değil, normalde işi gücü bırakıp battaniyeye sıkıca sarmam ve avutmam gerekiyor. 

Endüstriyel dandik baca hâlâ uçmadı, fırtına devam ediyor, gidip çorba yapayım. Çorba en asil duyguların gıdası bence. Naapıyorsunuz, iyi misiniz?

November 26, 2021

Doktor Ama Bir Faydası Yok

Komşular, Romalılar, buralarda mısınız? Hellö.

Ayh ne biçim bir yazdı ve ne biçim bir sonbahar. Buraya yazmadığım ayları aynen şöyle geçirdim:

Oha 5 ay olmuş! Neyse ama, inanmazsınız doktoramı bitirdim, jüriye çıktım, geçtim. Ve bu sefer kaçmayıp o insanı doğduğuna pişman eden "Odtü'ye tez teslim ediyorum" sürecinden de geçip mezun oldum. Jüri ne güzeldi ama ondan sonra ters gidebilecek her şey ters gitti. Tabii ki bir gece önce kütüphanenin database'ine yüklediğim pdf, ertesi gün yüklediğim yerde yoktu filan. Kayıp formlar, yağmur gibi sağdan soldan gelen "Hocam, bir sorun var" emailleri. Ohh allahım. Merkür şaapıyordu tam bu dönem ahhahhha!

Neyse, herkesle beraber bu ikiliye de teşekkür ettim tezin başında:

Elbakyan'ın Sci-Hub'ı olmasaydı ben nah yazardım bu tezi. Dio'nun verdiği moral desteği de başka yerde bulamazdım. Bir video çakıp gideyim, tez dışında da çeşitli aydınlanmalar yaşadığım bir yaz oldu, umarım yavaş yavaş her şeylerden bahsederiz birlikte. 


Ağğğğğ Bığraaayğğn! Eğer İstanbul'a gelirlerse aynen böyle haykırmak üzere giderim o konsere. Gelmezlerse evde haykırırım zira Türk lirasının hiçbir manası kalmadı (Shut up.) Bayağı battı memleket (Shut up.) Fakat albüm çok güzel galiba (Shut up.) Yazık değil mi hepimize? Delirir gibi oldunuz mu çünkü ben oldum galiba?

June 27, 2021

Arkadaşlar 7: Birlikte Dans Edemediğim Arkadaşa Arkadaş Demem

Yıllardır görmediğim, çok iyi dans eden arkadaşım Tarık'tan başlayıp bir akşam bir barda aniden Sweet Child Of Mine çalmaya başlayınca bana eşlik eden hiç tanımadığım oğlana uzanan geniş bir ölçekte danslı anılar geçiyor aklımdan. Ama yani bir yandan da pek o kadar dans kalmadı hayatımda. Barbar kocamla çok sık müzik dinliyoruz evde, ben bazen salonun uygun bir köşesinde go-go girl gibi sanatımı icra ediyorum. Bazen kocam da seyrettiğimiz Hendrix ve Rolling Stones konserlerindeki kızlar ve oğlanlardan kaptığı figürlerle kendini ifade ediyor.

Neyse yani, aslında bütün arkadaşlarımla dans etme imkanı bulunca dans ediyoruz. Ederdik? Bilmiyorum, hayat çok değişti. Bu aralar gene varoluşsal sorguluyorum kendimi, gene o zaman zaman patlak veren "Şu anda olduğum şey gerçekten ben miyim yoksa eski ve orijinal benden geriye kalan kırıntılar mı bu?" krizinin tam ortasından sesleniyorum, merhaba. 

Hangi eski, hangisi orijinal? Ayh neyse. Bir arkadaşımın düğününden bir kare buldum:

Sene 2008, gördüğünüz gibi aşırı dramatik ve dışavurumcu dans eden biriyim ahhahhha ay ne gülmüştük bu fotoğrafa! Tek bir prensibim var bu konuda: bir kere ortalığa attıysan kendini dans edeceğim diye, ne olursa olsun hareket etmeye devam et.

Bugün bu çalarken kendi kendime dans ettim:


Arkadaşlardan bahsetmem gereken şalanjda %90 kendimden bahsederek ilerliyorum. Ama başlarken demiştim bir yerlerde, toplam 3 filan arkadaşımla niye giriyorum ben bu işe diye. 

Geri gelip hiç utanmadan "birlikte yol yapılacak arkadaş" yazacağım, yola çıkmaktan nefret eden suratsız bir güve olarak. 

June 24, 2021

Arkadaşlar 6: Tatil İçin Bir Arkadaş

Ay gene süründürdüm şalanjı, 10 gündür açıp açıp sağını solunu kurcalıyorum bu yazının, bir türlü şaapamadım. Her şey çok anlamsız geliyor bugünlerde. Gene de kaldığım yerden devam edeyim. Tatil deyince aklıma hâlâ 80'lerde gittiğimiz Bodrum geliyor. Şurası Gümüşlük'tü:


Gümüşlük'tü, artık değil, bir santimetrekare boşluk kalmadı artık Bodrum'da. Neyse.

Babam ve piposu filan, aşırı entellik. Çocuk olduğum için tabii ne dert ne tasa, sabahtan akşama kadar kum ve deniz, en güzel tatiller bunlardı. Gözlerimi kapatıp düşününce aklıma söğütlerin hışırtısı, burnuma da Bodrum mandalinalı cin tonik kokusu geliyor. Enteller bunlarla besleniyordu o yıllarda Bodrum'da. Bir de çok uzun kalırdık, herhalde bu yüzden de aklımdan çıkmıyor bu tatiller. Şu yaşımda hâlâ gittiğim yere yerleşmek istiyorum, 2 günlük tatillerden hiçbir şey anlamıyorum. Dinlenemiyorum 2-3 günde, tam tersine, yol gitmek ve dönmek beni bunaltıyor. 

Hayatımda bir defa pek tanımadığım insanlarla tatile gittim, korkunç geçmişti. Kötü insanlar değillerdi fakat tatil denen şey, genel olarak hayat, insani barınma koşulları filan gibi konularda beklentilerimiz çok farklıydı. Bu yüzden tatil için yıllardır alıştığım ve uyum sağladığım ve daha önce birlikte tatile gitmişliğim olan bir grup eşim dostumdan başka kimse aklıma gelmiyor. 

Kardeşimi çok özledim, iki senedir görmüyoruz birbirimizi, önümüzdeki ay Türkiye'ye gelecek. En çok buna seviniyorum bu aralar. Bu tuhaf yaz mevsimine uyum sağlamaya çalışıyorum. Biraz sardunya filan ektim. İlk doz aşıyı oldum, Avrupa Kupası'nda Almanya'yı tutuyorum. 

Naapıyorsunuz, iyi misiniz?