[go: up one dir, main page]

21 Ocak 2026 Çarşamba

21 Ocak Çarşamba

Sabah dışarıda işlerim vardı. Halledince vakitlice eve dönmeye çalıştım.  
Bir kaç gündür annem eski dünürünü ağırlayacak olmanın mini heyecanını yaşıyordu. 
Eski dünür, çocuklarımın babaannesi tabii ki. Bizimkiler bayramda seyranda ararlar birbirlerini, hal hatır sorarlar. 
Bugün onlar ana kız (adlı adınca söylersem, kaynana ve görümce)  geldiler anneme, biz de ana kız ve ortak torun olarak onları yemeğe buyur ettik. 
Yemek, kahve, sohbet derken, torunları iki ihtiyarın da gönlünü hoş etti. 

Günün akşamüstü saatlerinde bu aralar popüler olan Ayrılık da Sevdaya Dahil dizisine başladım ve üç bölüm çabucak bitti. Devamı da akıp gidecek gibi.



Bugün hızlıca gidip gelirken fotoğraf çekmeye ihmal etmişim.
Telefonumda günün tarihine uygun olarak "12 yıl önce bugün" diyen bu fotoğrafı görünce, gerçekten zaman yolculuğu yapar gibi oldum.
Nasıl da havalara yükseldiğim, içimde kelebeklerin kanat çırptığı günlerdi.
Bir akşamüstü iş çıkışında karşıya geçerken bu günbatımına denk gelmiştim.
Bakmaya doyamamışım, arka arkaya fotoğraf çekmişim.
Ahh o günler o günler, şimdi yabancı gibiler...

20 Ocak 2026 Salı

20 Ocak Salı

Yapmam gereken bir iki iş için karşıya geçmem gerekiyordu. 
Dünkü deli havadan sonra bugün bulutlu, soğuk ama sakin bir hava olacağı bekleniyordu, tahminler doğru çıktı. Bu fırsatı kaçırmadım ve öğlen tatilinden sonra karşıda olacak şekilde evden çıktım.

Metroyla Kadıköy'e ulaşması kolay, sonrasında alternatifler var. Bu defa karşıya geçmek için en yakın seçenek Beşiktaş motoruna binmekti. Beşiktaş'ta henüz varlığını sürdüren ender dolmuş hatlarından olan Beşiktaş Taksim dolmuşuna son yolcu olarak bindim ve kısa zamanda meydana ulaştık.

Taksim'deki işimi hallettikten sonra meydandaki nostaljik tramvaya selam verdim ve İstiklal Caddesine girdim. Galatasaray'a ulaştığımda, arkamsıra meydandan hareket eden tramvay ve Tünel'den yola çıkmış tramvay  GS Lisesinin önünde önce buluştular ve sonra  kendi yollarına devam ettiler. 

Birazdan İstanbul Barosu binasın sokağına girdiğimde bina önündeki kalabalığı görünce şaşırdım, meğer genellikle perşembe günü yapılan avukatlık yemin töreni bugün de varmış. Yemin edecek, mesleğe yeni başlayacak genç meslektaşlarımın heyecanı beni gülümsetti, dilerim yolları açık olsun.
Yıllık aidatımı ödedikten sonra yoluma Tünel'e doğru yürüyerek devam ettim, 

Tünel'e binerek Karaköy'e indim, Kadıköy vapuru on dakika sonra geldi, arka kıçta oturdum ve yine denize bakarak, köyümüze ulaştım.
Bu arada vapurda uzun zamandır rastlamadığım bir şey oldu, bir satıcı tam eski usul tanıtımla sebze soyma bıçağı reklamı yaptı ve epey de sattı. 

 

Fotoğraf geçen haftadan,
Ağaçtaki kargalar, kayaların üstündeki kediler,
Hepsi kendi alemindeler...

19 Ocak 2026 Pazartesi

19 Ocak Pazartesi

Bugün blue monday / hüzünlü pazartesi imiş. Ben demiyorum, birileri  gözlemiş düşünmüş taşınmış, budur demiş. 
Kısaca şöyle ifade edeyim, yılın üçüncü haftasının  pazartesi günü, insanların bir sene içinde kendilerini en depresif hissettiği günü imiş. 

Bizim hüzünlü pazartesimiz, günü kar yağışını seyrederek geçirince, sanki biraz neş'eli oldu.  Ne de olsa kar insana çocukça bir keyif ve eğlence hissi veriyor.
Sabah uyandığımda kar yağmış, hem de ağaçların üstünü biraz beyazlamış görünce şaşırdım, birazdan durur diye düşündüm.
Dışarı çıkacaktım, göz tedavisi ve ardından pilates dersi vardı, çıktım. Biraz kar, biraz sulu kar derken öğleden sonra eve dönüş yolunda kar oldukça hızlı ve bol yağdı. Bu sene kar yağarken yürümedim, diyemem, şemsiyemin üstü bembeyaz oldu.

Akşamüstü kar kesildiğinde youtube'da çıtır çıtır odun yanan şömine görüntüsü üzerine Chopin dinleyerek ve kabak çekirdeği çitleyerek kar romantizmini sürdürdüm.
Daha ne isterim?



İşte kar evden böyle gözüküyordu,
Akşamüstü sulu kar yağınca o beyazlar da eridi gitti.

18 Ocak 2026 Pazar

18 Ocak Pazar

Sabah annemde kahvaltıyı hazırlarken mutfak penceresinden gördüm, kar hafif hafif atıştırmaya başlamıştı.
Öğlende dışarı çıktığımda hava güneşliydi, bir saat bile olmamıştı, dönerken yine kar atıştırmaya başlamıştı. 
Şimdi dışarıda kar taneleri nazlı nazlı havada uçuşmakta. 
Bu sene bizim kısmetimize düşen bu olmalı, havada kar taneleri var, yerde, ağaçta, çatıda  beyazlık görünmüyor.

Öğleden sonra annemle beraber çocuklarla konuştuk; bu hafta Hamburg bir öncekine göre daha yumuşak geçti dediler. Önceki hafta kar fırtınası olmuştu, hava çok soğumuştu.

Kestane almıştım pazardan, ancak henüz kebap haline getiremedim. Önce biraz suda bekletip, sonra kesip pişirince daha iyi sonuç alınıyor.
Ve fakat, hiç bir usulde sokakta kestane kebap satanların yaptıklarının yerini tutmuyor, bence. 



Bugün sahile inmedim, Kozyatağı tarafındaydım.
Havanın griliği böyle olmalı diye düşündüm.
Bir de deniz kenarındaki sazlar hoş gözüktü, gözüme.

17 Ocak 2026 Cumartesi

17 Ocak Cumartesi

Dünden daha gri, dünden daha soğuk bir günü geride bırakıyoruz. 
Öğlene doğru yürüyüşe çıktığımda 7 derece olan sıcaklık değeri dönüşte 4 dereceye düştü, şimdi 2 derce gösteriyor. 

Yürüyüş sırasında Şulemin sevgili ablası Şefocuğumla karşılaştık, ilginç bir bakışma anıydı. Ben karşıda duran kadın bana bakıyor, neden acaba, tanıdık mı diye düşünürken, meğer o da benzer şekilde düşünüyormuş; karşıdan gelen Sevin'e benziyor, beni tanırsa odur, diyerek.
Bu anında tanıyamama haline sebep, soğuk nedeniyle sıkı giyinmiş ve berelerimizi gözlerimize kadar indirmiş olmamız, haliyle. 
Neyse, sarıldık, öpüştük, ayaküstü sohbet ettik, arkadaşı gelince ayrıldık.

Dün akşam, kızım, uzun süredir umutla beklediği ve olumlu olmasını arzuladığı bir haberin maalesef olumsuz şekilde sonuçlandığını öğrendi. 
Onun üzüntüsünü teselli etme isteği bir yandan, onun üzülmesine üzülmek diğer yandan çelişkili duygular yaşadım. 
Bu sabah, artık önümüzdeki maçlara bakacağız diyerek teselli olmaya çalışıyordu.



Dünkü sahil yürüyüşünden,  ana kız olduklarını düşündüğüm, 
Hık demiş diğerinin burnundan düşmüş, biri büyük biri ufarak iki kedi.

16 Ocak 2026 Cuma

16 Ocak Cuma

Sabah çok bulutlu ve güneşsiz bir güne başladık, ama hava soğuk sayılmazdı. Öğleden itibaren ince ince yağmur başladı  ve hava epey soğudu.
Hafta sonu sulu kar ve kar ihtimalleri gündemde. Her zaman olduğu gibi yağsın da ne olsa razıyım.

Öğlende pazara gittim, iki evin haftalık alış verişini yaptım. 
Sonra alınanları yerleştirme, balık ayıklama derken zaman geçti bile.


Sabah göz tedavisinden dönüşte sahilden yürüdüm.
Gökyüzü, deniz gri, gri ve griydi.
Ağacın arkasında adalar gizli, görünüyorlar.

15 Ocak 2026 Perşembe

15 Ocak Perşembe

Bugünün önemli işi, anneme geçen hafta verilen ilk demir serumunun tekrarını sağlamaktı. Geçen haftaki işlemden sonra araya giren soğuk ve yağışlı havaların ardından, ilk uygun zaman bugün oldu.
Kardeşim öğlene doğru geldi, hastaneye gittik, geçen defakinin aksine pek kalabalık yoktu, fazla beklemeden serum verildi.
Hastane dönüşü evde biraz sohbet, biraz çorba içmektir, üstüne çay da içelim derken, akşamüstünü bulduk.

Dün sabah radyo dinlerken çok eskilerden bir parçaya denk geldim. Eskiler derken çocukluk zamanı. Dinleyelim, hatırlayacaksınız. 
Şarkıyı dinlediğim gün blog mailimde bir eposta buldum. Yerköy'deki çocukluk zamanlarımla ilgili paylaşımlarımı blogda okuyan bir kişi, bunları facebook grubunda paylaşmak için izin istiyordu.
Nasıl bir tesadüfse, o yılların kendini tekrar hatırlatması?...



Nostaljiye devam edelim.
Çocukken sokakta oynamaya çıktığımızda bakkaldan bir çay bardağı ölçüsünde ayçekirdeği alır elbiselerimizin cebine doldururduk. Sonra çitleye çitleye oynar, zıplardık.
Kabakçekirdeğini daha az severdim, şimdilerde ise tersine kabakçekirdeğini daha çok tercih ederim, sanki.
Siz hangisini seversiniz?