Görüyoruz, duyuyoruz,
bakıyoruz, dinliyoruz.
Bazen üzülüp, bazen şaşırıyoruz.
Sevinçler saklanmış,
Sessizlik yerleşmiş.
Sadece umutlar kalmış.
Masmavi, kıpkırmızı, yemyeşil…
Uzun sözün kısası, velhasıl,
Hayallere tutunup, yaşıyoruz.
eylül
Hayata dair...
Görüyoruz, duyuyoruz,
bakıyoruz, dinliyoruz.
Bazen üzülüp, bazen şaşırıyoruz.
Sevinçler saklanmış,
Sessizlik yerleşmiş.
Sadece umutlar kalmış.
Masmavi, kıpkırmızı, yemyeşil…
Uzun sözün kısası, velhasıl,
Hayallere tutunup, yaşıyoruz.
eylül
Öğretenleri onurlandırma günü bugün. Her yıl bu tarihte içim bir garip olur. Sevinç ile hüzün arasında kalmış bir gülümseme kalır yüzümde. Engel olamam, hislerimi yok sayamam, en azından gün bitene…
Hiç unutmam, ilkokul ikinci sınıftaydım ve şehir değiştirme sebebiyle okul, öğretmen yeni. Çalışan anne, yeni ortam, yeni sıra arkadaşı filan. Öyle bir zaman ve Öğetmenler Günü. Annemin telaşını unutamam, sabah itina ile paketlediği bir kutu çikolatayı çantama koyup, elime de bahçenin çiçeklerinden bir buket tutuşturmuştu. Dediği de : “ öğretmenine teşekkür edip verirsin”… Söylediklerini yaptım elbette. Çiçekleri ve paketi uzatıp teşekkür ettim. Öğretmenim buketi alıp gülümsedi, paketi görünce… “ hediye alamam” deyince… Unutmadım sebepsiz ve gereksiz utancımı. Öyle işte.
Yıllar sonra öğretmenlik mesleğini deneyimledim. Görüşüm ve anlayışım berraklaştı.
Ne güzel bir duygudur bu, öğretmek, kollamak, büyütmek. Hakkıyla, doğruyla, kendinden vererek, ışığını tüketerek aydınlatmak.
Bugün Öğretmenler Günü. Hakkını yüreği ile verenlerin.
eylül
Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ‘e ithafen
Üzgün olabilir, ya da biraz öfkelisin. Canın yanmış, kalbin kırılmış belki.
Solgun, sessiz günlerin, rüyalarına dadanmış kabusların olabilir.
Bir yarın hayatta diğeri nefesini tutmuş; sesler, yüzler, kelimeler uzaklaştıkça, kaybolmuş gibisin . Korkmuş mu, yalnız mı kalmışsın, ağlıyor musun yoksa?
Vazgeçme, ne olur, kendinle kal, çık karanlığından, bir tek adım yeter,
ruhun aydınlanınca gülümsemeyi hatırlarsın.
GÜLÜMSE.
eylül
Dökülen yapraklara tatlı bir telaş karışır bu mevsim,
havada bir bekleyiş, yağmurun kokusu var.
Akşamlar ürperir hafiften, rüzgara tutunur dalgalar.
yüzünde yazın yorgun izleri kalmış bu şehrin...
Eylül, koşar adımlarla gelip geçti sokaklardan,
soluklandı eski taş merdivenlerde,
İstanbul'u seyretti, yedi tepeden,
sonra sessizce gitti, hüzünlendi sonbahar...
eylül
Nefes alamamak nasıldır bilir misiniz? Hıçkırıklarla boğulduğunuzu hayal edin. O an çaresizliğiniz ile yüzleşirsiniz. İlahi komedya yazılmış, içindesiniz, öylesine çıkmak mümkün değil.
Yaşamanın tarifi budur diyenlere karşı çıksanız da gerçeği inkar edemezseniz. Sizi oyalayacak çok şey var, ya kapılıp sürüye kapılırsınız ya da içinize kapanıp küçük küçük yok olursunuz.
Yok olmak derken?..
Gücünüzün farkına varmanıza bağlı.
Yüreğiniz ile var olmak gücünüzdür.
eylül
eylül
Gündemin etkisinde herkes, ister istemez. Nerede o huzurlu zamanlar, sadece kendine dair sıkıntılarda boğulmak. Nerede o nezaket ile seslendirilen selamlaşmalar, saygı mesafelerin asaleti nerede. Geçmiş ile ilişkilendirilmemek adına: nerede insanlık? Ah…
Öyle bir dönem ki göz göze gelmek, itiraz etmek suç. Öyle bir dönem ki din, mezhep sorulur olmuş, insan olmak yetmemiş. Öyle bir zaman ki ehil olan cahilin kölesi edilmiş. Sağa dönsen, sola dönsen, düz gitsen varlığına küfür.
Kaçıp gidesin gelir…