[go: up one dir, main page]

19 Ocak 2026 Pazartesi

Vijdanı olmalı insanın

                                                                                                 










                                                                  Fotoğraflar Fas gezisinden

          Sabah doktora gitmek için erkenden uyandı. Sabah ezanı daha okunmamıştı. Şehir karanlıktı. Çocukları , gençleri işe gidenleri düşündü. Erken uyanırdı ama daha uykuya ihtiyacı vardı. Gözlerini zor açıyordu. Dolmuşla otobüsle mi gitse diye düşündü. Otobüs riskti randevusuna geç kalırdı. En iyisi dolmuşa bineyim dedi. Hava koyu kurşini  griydi. Uzun zamandan sonra yağmur yağmıştı. Barajlar boşalmıştı. Akşam üzerleri sular şehirde kesilmeye başlamıştı. Neden akşam üstü keserler ki diye düşündü. İnsanlar işten geliyor, yemek hazırlayacaklar, çoluk çocuk okuldan gelecek. Akşam suyun en fazla kullanıldığı zamanlardı. Altı milyonluk kentte su tabii yetişmez. Peki kesinti ile çözümlenecek mi? Niye daha çok ağaçlandırma yapılmıyor. Her yer beton. Artık yer de yok o yüzden şehrin silüeti değişiyor. Dikine binalar elli altmış kat. Burada oturanların trafiğe çıktığını düşünün nerede nefes alacak. zihninden bu sorulara cevap ararken az kalsın dolmuşu kaçırıyordu. Dolmuş doluydu. kendinden önce durakta bekleyen yolcu buyurun dedi. "Ama siz önce geldiniz."  dedi arkadan bindi. Son boş koltuğu kibarlık yaparken  kaçırmıştı. İçinden "neyse ayakta giderim çok uzak değil" dedi. Dolmuşun camları buhar olmuştu. Ayaktaki yolcu sayısı oturanlardan daha çok olmuştu. Dışarıya bakmak istiyordu camı peçeteyle siliyor beş dakika olmadan yine buhar oluyordu. Her şey sanki bir sisin içinde kaybolmuş gibiydi.

         Kalabalık dolmuşta kendine ufak bir rahatlama alanı bile açamamıştı. Hala geleneksel ilişkiler içinde bulunmak zoruna gidiyordu. Beklentiler, laf çarpıtmalar. Her görüşmede yanından ayrılırken mutsuz oluyordu. Bir dönem alınma dedi kendine " İdare ediver. Alınırsan da kırmadan cevap ver. O senin kalbini kırıyor ama senin küçüğün öyle düşün. Karısı arkadaşın o eşinden ayrıldı yalnız  kalmasın." diyordu Kendisi altmışlı yılların sonundaydı Onun yaşı da ellili yılların başıydı. Eşinden ayrılalı iki yıl olmuştu. Kapısını kimse açmaz. Lafı söylerken en son söyleyeceğini ilk önce söyler. Evi geçindirmek için emekli maaşı yetmiyor. Küçük ama düzenli bir iş bulmuştu. İşten zaten yorgun argın geliyor. İnsan teşekkür eder. Lafını bilmez nerede ne konuşacak. Mecbur muydu ona bakmaya.  Bazı şeyleri mecbur olmasak da yapıyoruz. Yaşımız ne olursa olsun. kırılan kalbimiz olsa da. Ama ne ağır geliyor insana "vicdanı olmalı " Bazen diyor insan vicdanımız tamam olmalı. Ama senin de olmalı ya. Olaylar tek taraflı değil. Vicdan sadece karşımıza yüklediğimiz sorumluluk olmamalı. 

          Bir gün bir arkadaşı ile dertleşiyordu. Arkadaşı ile yaşadığı sıkıntısını anlattı. "Bak dedi sen de haklısın o da haklı. İnsanlar yaş aldıkça bencilleşiyor. Büyük şehir kalabalık ama seni anlayan o kadar az ki. Birbirimize muhtacız. Artık laf çarpıtma alınma dönemlerini çoktan geçtik. Ortada yaşadığımız bir gerçeklik var. Yaşlıyız, yalnızız. İlişkilere bu açıdan bir de bak."

          Bu sabah yapay zekaya yazdırdığım yazıyı ilave edeyim. sadece merak ettiğim için yazdırdım.

Herkes Meşgul, Kimse İyi Değil


Herkes çok meşgul.

Takvimler dolu, bildirimler susmuyor, yapılacaklar listesi hiçbir zaman bitmiyor. Ama garip bir şey var: Bu kadar meşguliyetin içinde kimse gerçekten iyi görünmüyor.


Sorunca “iyiyim” diyoruz.

Çünkü başka bir cevap uzatıyor sohbeti.

Çünkü kimsenin kimseyi gerçekten dinleyecek vakti yok.

Çünkü iyi olmadığını anlatmak, başlı başına bir yorgunluk.


Günümüzün ruh hâli biraz böyle:

Sürekli koşturmak, ama nereye olduğunu bilmemek.

Sürekli üretmek, ama ne için olduğunu unutmak.

Dinlenmeyi hak etmek gerektiğine inanmak ve o hakkı bir türlü kendine verememek.


Herkes yetişmeye çalışıyor.

Hayata, zamana, başkalarına, hatta kendi geçmişine.

Ama bu telaşın içinde bir şey eksiliyor: durup hissetmek.

Yorgunluk fark edilmeyince, tükenmişlik sessizce yerleşiyor.


Ama belki de tam burada bir ihtimal var.

Her şeyi düzeltmek değil,

Her şeye yetişmek değil,

Sadece bir anlığına durmak.

       En iyisi ne en doğru ne belirsiz. Yaşadığımız hayat hangi süprizi getirir bakacağız.

18 Ocak 2026 Pazar

Eşik


                                                                   Yukarıda  sol tarafta benim kaybolmak adlı oyun atölyesi. Ayrıca Kaybolmak yazısı içinde diğer atölye çalışması olan Benim bedenim benim kararım var.

       Hayatın her dönemi ayrıdır. Gençlik, öğrencilik, çalışma hayatı orta yaş, emeklilik. Biri biter biri başlar kışın sonu bahar ben kış insanı değilim. Yürüyüşler azalır, kilo alırım hareket azalır neyse önümüz bahar. Kış eşiğini atlatmama az kaldı. Bu gece ve üç gün boyunca Ankara gece  - 8 derece. Sabah gazete almaya gideyim biraz da yürüyeyim dedim. Yolu uzatmaktan vaz geçtim. Soğuk çok soğuk. Hemen gazeteyi alıp eve döndüm. İnşallah bu soğukta dışarıda kimse yoktur. Gece çalışanlara kolay gelsin diyorum.

        Aynı zamanda yaşlılık eşiği. Geri dönüp baktığımda aman diyorum bir şeyler yaptın yapıyorsun. Diğer yanda koltuğun üzerindeki zamanlar televizyon, internet tek düze zamanlar. Sonra diyorsun ki  ne oldu bunca zamanda. Niye böylesin memnun musun hayır değiştirmek için ne yapıyorsun bilmem o zaman çıkamazsın içinden engel olan ne o eşiği aşman için ne yapacaksın bol bol kitap aldım okuyorum sorguluyorum bedenime bakıyorum. Yavaşla diyor ama bu kadarda değil. 

     Hayatımda stres yaratan durumları azalttıkça dış dünyadan kopuyorum. Evden çıkmak demek konfor alanından çıkmak demek. 

      Çevremdeki insanlara bakıyorum. Benden daha yaşlı ama ruhları genç olan insanlara. Nasıl başarıyorlar diye soruyorum gözlem yapıyorum.

       Bu arkadaşlarımdan Demirtaşlar karı koca ressam. 

        Resimleri ve gravürleriyle bir sergiden diğerine gidiyorlar. Sürekli üretiyorlar. 

        Bazı insanlar eşiği atlıyor bazıları atlamıyor. Bazıları yaş eşiğini hissetmiyor hep genç. Bazılarının ruhu yaşlı. Bazıları hep genç. Kimisi de farkında değil. Her insanın yaşadığı yer yaşı alışkanlıkları farklı.

        Bir zamanlar Sinop Bienalinde "Kaybolmak, Benim bedenim benim kararım" adlı oyun atölyesinde Yönetmen Hülya Karakaş'tı. Sinop İçin güzel bir çalışmaydı. Ben de atölye çalışmalarına katılmıştım. Ayrıca Emre Koyuncuoğlu'nun atölye çalışması oyun yazma üzerine eğitim verilmişti. Bir haftada oyunlar yazılıp Sinop halkına bir hafta içinde hazırlanarak oynamışlardı.  " Kum zambağı "adlı oyunu yazmıştım. Kendi ayakları üzerinde duran bir kişinin hayatıydı. Tıpkı Kum zambağı zor koşullar içinde açan bir çiçek gibi bir hayat. Bir de drama çalışmasına katılmıştım. Mahir Namur'un Sinop Bienali kapsamında. Sinop Bienali bana sanatın şehrin her yerinde yapılacağını her bireyin katılabileceğini öğretti. Buraya nereden geldim. Facebookta dolaşırken Sinopale'de  Kaybolmak adlı atölye çalışması paylaşılmıştı. Birden o günlere döndüm. 

                                                                          


           Sokullu Mehmet paşa Lisesi'nde beraber çalıştığım arkadaşlardan emekli grubunda yaşı yetmişli yılların sonu seksen olan arkadaşlar var. Ruhları genç beraber geziyoruz. Eylül ayında Baltık Ülkeleri Letonya, Estonya ve Litvanya'daydık. Zeynep Öğretmenim, Fatma Öğretmenim. Ölmeden gidecekleri ülkeleri sayıp plan yapıyorlar . Enerjilerine hayranım.

        Hep genç olmak mümkün değil. Hangi dönem olursa olsun o eşiği atlayabilmek güzel. 

       

16 Ocak 2026 Cuma

yazın tadı Tiflis yollarında

.                Sümele Manastırı Trabzon




                       Borçka Karagöl
                                    Tiflis
                  Batum  Ali ile Nino hekeli
Tiflis Gürcü anne heykeli bir elinde Kılıç bir elinde şarap. İyilikle gelene şarap. Kötülükle gelene savaşmak

                                        Tiflis

                                                                                   Batum


                                                             Giresun Gölcük travertanlar
                                                                     Ayder Yaylası


                                 Bu yaz Sinop'tan Karadeniz, Batum ve Tiflis gezisine katıldım.

    Yaşam bir kumar mı? diye düşündüm. Sinop'tan yerel bir turla esas amacım Tiflis'i görmek onun için Karadeniz ve Batum içinde tura gidiyorsun. Yaşadıklarını görünce diyorsun ki olmaz böyle şey Amatör bir tur. Kırık bir koltuk. Kapanmayan kolluk. Peki dersin hiç mi güzelliği yok. Var tabii ki Ama otobüs eski bacak aralığı dar ve zıplatan siyatik siniri, uykusuz günler. Bir daha katılır mısın? Yok Sinop'tan tura katılmama. Konfor arıyorum Bazı temel şeyler olmalı Araba eski olmamalı. 

       Tiflis yollarında tura katılmadan önce insan merak ediyor Oda arkadaşım nasıl birisi? Huyu suyu nasıl? Kaprisli mi, nemrut suratlı mı? Huyu nasıl? Zorluk çıkartır mı? aman hiç birini düşünme der deli gönlüm. Geçici süre alttan alırsın daha dikkatli olursun. Yine de için içini yer bir merak anlatamam. 

      Varan iki otobüste kura çekiyorsun. Ben çektim şansa bak en arkanın bir önü. Bari en arkayı çekseydim. Geniş geniş otururduk. Koltuğun kolçağı kalkmıyor kıçımıza bata bata mosmor oldu. Birde yerde bir kapak var. Sıcak hava yükseliyor. Kapak havalanıyor bütün vidalar çıkık. Yoksa üç harfliler otobüste ziyarete mi gelecek. Bazı koltuklar arkaya yatmıyor. yandakinin kolçağı kırık ha bire atkı sardı koluna batmasın diye . O da ha bire yerde. Pencere tarafına oturdum. Aman Tanrım siyatik siniri sinirlerimi zıplatmakla meşgul. Sol tarafa oturup ayağımı uzatmam lazım. Neyse yol arkadaşım anlayışlı o sol tarafa geçti. O da bel fıtığı ameliyatı olmamış mı? Ayağını uzatacak yer yok. Bazıları akıllı minik oturak almış koridora doğru uzatıyor ayağını ben öndeki koltuğa uzatıyorum. Yanlışlıkla ayağım değiyor. Açıklama yapıyorum. Cevap olarak ayakkabı var zannettim. Yandaki arkadaş bir yarım saatliğine genç kıza rica etti. yanındaki bir rahat vermedi. Haydi kızım ne zaman geçeceksin. Ya keyiften geçmedi orayı da satın almadı. Bir de tur sonrası yazdığı yazıyı buraya yazayım "Bu gezide iki kişilik koltukta bir kişi olarak oturanlar iki kişi mi para verdiler. Kurada usulsüzlük yaptılar .Birde Trabzon'da tekrar kura çekeceğiz deyip çekmeyenler bu büyük ayıptır. Arkadaş kayırmaları var." diye yazmış. Pes dedik arkada beş kişilik yerde üç kişi oturdunuz Hem de tam ortada. Gündüz evimizin hali bu.

        Aziz Nesin'in meşhur hikayesi dur bakalım ne olacak. Başka hangi sürprizlere gebeyiz. İlk gece akşam yemeği onda Bütün gün pasta börek olduk börek gibi.

        Batum'a uzun yollardan sonra vardık. Otoparkta bir saate yakın bekledik. Otele girdik Rezervasyon yapılmamış. Odalar ayarlanacak Bize neredeyse aynı yatak verilecek bir gece önce tanışdığım insanla aynı yatak biraz değil çok zor. Bari kumar oynasak belki orada kazanırız. Ama sevmem ki kumar oynamayı. Hayat bir kumar zaten bu tura katılmam ona keza. Çektiğim koltuk  ona keza bazıları iki tane çekip birine bakıp iyi olanı seçmişler . hile yap. Oh ne güzel. Yolda önümüzdeki arkadaş tur düzenleyene sesleniyor. ya oda arkadaşım asık suratlı niye bana bunu verdiniz. Ben nereden bileceğim huyunu suyunu. Sana uygun özellikli bir kişi için keşke önden bana yazsaydın. Ben de içinden seçerdim. Fesüphanallah dediriyorlar. Neyse biraz oda arkadaşı ses çıkardı biraz da turda tanıdığız arkadaşın yardımıyla odamız tek kişilik oldu. yatmamız saat dördü bulduk. Kalkmamız altı. Evde olsak uykusuzluktan gebeririz adım atacak halimiz olmaz. O uykusuzluk hali ile Tiflis yollarındayız.

         Yazım olumsuzluklarla başladı. Birde gezdiğimizin güzelliklerinden bahsedelim. Karadeniz'in yeşili ayrı güzel mavisi ayrı güzel. mavi Göl'ü akşam saatinde gördük adı oldu sarı göl. Travertanlar buz gibi havada giremedim. Onlar da ayrı güzel. Esas amacım Tiflis'i görmek için katıldığım bir turdu. Yine de gezmek güzel. Kapıyı açıp yeni yerlere gitmek yeni arkadaşlar edinmek büyük mutluluk. 

13 Ocak 2026 Salı

Benim yalnızlığım senin yalnızlığını döver

                                                                           




                                                       Fotoğraflar balkan gezisinden Üsküp

                     Tuba arkadaşım bu başlığı çok sert buldu." Neden dövsün ki" dedi Yok burada anlatmak istediğim zorbalık değil. Benim yalnızlığım seninkinden farklı kimsenin ki kimseye benzemez o zaman anlat hikayeyi biz dinleyelim. 

         Sabah on buçuk gibi elimde paketler pazardan dönüyorum. Çocuk parkı orada birisi oturuyor . Hemen paketlerini topladı bana yer açtı. Sohbete başladık. havadan sudan derken daha özellere konu geldi. İnsanın aklındaki neyse  bir şekilde konuyu oraya getirirmiş. İkimizde hayat hikayelerimizi anlatmaya başladıkça  farklılığımız ortaya çıkmaya başladı. karşıdaki daireyi gösterdi orda oturuyormuş. Ben kışın kasvetli havalarda çok sıkılıyorum deyince sen telefonda arkadaşların ile konuşurken o sana terapi olur. İki kız dört erkek kardeşiz. Geçen yıl eşim öldü beş yıl öncede otuz bir yaşında oğlum. Ne arayan ne soran var. Bak dedim burası büyük şehir küçük kasabalarda daha iyi biz yirmi dairelik apartmanda oturuyoruz kimse kimseyi tanımıyor. Karşı dairenin dışında kimse ile görüşmüyoruz. Asansörde karşılaşır bazen selam veririz bazen  selam vermeyiz. Çünkü çok sirkulasyon var. Kim kiracı kim ev sahibi kim satıcı anlayamıyorsun.  Küçük yerlerde aynı dedi Habibe Hanım Büyük ihtimalde benden küçük benim kız kırk üç yaşında . O arada eşarbını düzelti. Benim adım da Fatma dedim. Dünya değişti. kimse kapısını yabancıya açmıyor. Tanımadığı ile selamlaşmıyor. Doğru dedim yabancılaştık. On on beş dakika içinde samimi olduk. "Sen okumuş benziyorsun "dedi. "Evet emekli öğretmenim."" belli oluyor" .Artık dinlenmiştim öğlen can dostlarla buluşacağım geç kalmayayım dedim saate baktım On bir zamanım varmış. Habibe hanım ayrılırken bak dedi senin yalnızlığın ile benim yalnızlığım farklı senin ki seçilmiş yalnızlık benim ki isteğimin dışında oluşan benim tercihim olmayan yalnızlık. Sen hiç şikayet etme. ikimizin yalnızlığı birbirinden farklı benim  yalnızlığım  ile senin yalnızlığı ilgisi yok. Gerçekten öyle diye düşündüm. 

      Bizim toplumumuzda yaşlı bekar çok insan var. Eşi ölmüş yalnız kadınlar evliliği düşünmezler. Özgür olmuşlardır. Bazı erkekler eşi öldükten sonra yalnız kalır hemen evlenmek ister. Mukadderat diye filmi geçenlerde izledim. Nur Sürer oynuyor eşi öldükten sonra hemen evlenmek istedi. Çok iyi bakmadı çevre ve oğlu .

        Çoluk çocuk evden gidince evler de sessizleşir , kapı zili çalmaz olur. Ev hep aynı kalır. 

        Çocuklar, torunlar olan yerde yastıkların yeri değişir dolap kapakları açıktır masalar dağınıktır. Evi toplarsın arkanı dönmeden dağılır.  Desin ki bırak dağınık kalsın içinde yaşanmışlıklar vardır.

       Yalnız ve yaşlı evler ağır olur konular hep bana kim bakacak hastalanınca ne yaparım derdine düşülür. 

      Bizim kızlar bile   sohbet konumuzda yaşlanınca ne yapacağız. Özel bakım evleri mi yoksa kendi miz mi yeni bir yer açalım. En iyisi evimiz gibi.

        Aman kimse yalnız kalmasın.

7 Ocak 2026 Çarşamba

Torunlar ve nine dün ve bugün

                                                 




               

         Bazen insan geriye doğru bakıp hayatın neresinden gelip nereye gittiğinin tanığını arar. Çocukluğunu anlatacak kimse kalmamıştır. Tuttuğu günlükler yok olmuştur. Anılar belleğinden çıkmıştır. Unutuyorum...  dün yaptıklarımı, çocukluğumu hepsini unutuyorum. İçin için çok üzüldüğünü hisseder . "O zaman yaz kızım veya oğlum en iyi hatırlama yazmaktır. Kimse okumasa da kendin için yaz" düşüncesi ile güne başlar.

       Size bugün torun ile nineyi yazmak istedim. Büyük torun on üç yaşında komiklik yapmayı sever. keman çalar, kayak yapar, ayrıca basket oynamaktadır. Büyük torun artık ağır ağabey. bazı şeyleri sessiz ve içinde yaşıyor. Dün kardeşini tekerlekli sandalye ile eve götürürken (Küçük torunun ayağı alçıda çatlak var.) Büyüdü kardeşini taşıyor diye düşündüm.

      Küçük torun o da keman çalmakta kayak yapmakta onun dışında da şu an tenise gitmekte. Daha önce karateyi denemiş ondan vaz geçmiştir. En son örgü ve punçh merakı sardı. Ninesini gecenin bir vakti arayan odur. "Yarın bize gelecek misin? Okul çıkışı yalnız kalmayı sevmiyorum." "Ama evde ağabeyin var. "Olsun nine sen işin yoksa gelir misin? Nine düşünür "Benle vakit geçirmiyor ama benim orada olmamı istiyor beni önemsiyor birisi sizi görmek istiyorsa neden onun yanında değilsin o zaman gitmeliyim." Evden çıkmış olurum oğlumu kızımı görmüş olurum. Evde bilgisayar veya televizyon karşısında pineklemekten çok daha iyidir. Koşa koşa hazırlanır.

     Aklına çocukluğu gelir ne anneanne ne babaanne hayattadır. Komşu bir teyze vardır. Çocuğu yoktur ona babaanne demişlerdir. 

        Yıllar öncesi  düşer aklına. Kendisi o yaşlarda nerededir ne yapıyordur Yetmişli yıllar unuttuğunu düşünür sadece çok kitap okuduğunu babasının Almanya'dan getirdiği siyah beyaz kutuyu adı televizyon      

         Ablama sormalıyım der anılarım bölük pörçük. Resim yapmayı sevdiğini hatırlar. Sulu boyada Akhisar çapında Emlak Bankasının açtığı yarışmada orta ikinci sınıftadır ikinci olmuştur. Aldığı para ödülüdür. Nedense tümü bankaya yatırmıştır neden onu harcamamıştır bilinmez. Üniversiteye başladığında bankadan gider parayı çeker  o para ile ancak bir çile yün alabilmiştir. Paranın değerinin yitirdiğini anlaması için altı yedi yıl geçmiştir. Kitap okumaya çok meraklıdır. Bütün evi kitaplarla kaplıdır. Annesi "çocukluğunda sana çeyiz yerine kitap vereceğim demiştir. " Şimdi kış depressif durumundan ya da yalnızlığını unutmak istese hemen ya kitapçıya gider ya da internetten kitap alır.

           Ayda dört beş kitap okur. 

      Sabah güneşinde balkonda çiçeklere bakarken  anıları gözünün önüne gelir. Sıcak bir yaz günü koltuğun arkasına saklanır ve en sevdiği kitaplardan biri olan Alkatraz Kuşcusunu okur.  Ev halkından saklanmıştır. Mutludur hayallere dalmıştır. O kitap sayesinde kompozisyon dersinden en yüksek not almıştır. İşte der benim çocukluğum ve şimdi ki çocuk olan torunlarımın hayatı. Onların elinde pek kitap görmez ama anneleri her akşam yatmadan kitap okumaları yaptığını söyler.

      Çocukluğumda en sevdiğim anılarımdan biri Urganlı kaplıcaları. Babamın siyatik ağrılarından ailecek gittiğimiz iki saatlik yoldaki geziler ve kamyonla gidilen piknikler. Kasım başında gittiği gezi aklına gelir. Paris , Amsterdam, Brüksel.

       Bu yazıyı yazarken çiçeklerine bakar toprakları kurumuştur. "Su vermeli der." ne çok çiçek var kiminin toprağı azalmış toprak almalı gübre birde evde yaptığı toprak çiçeklerine bakmalı insan.

      Annesini anımsar beş çocuk avludaki ortancalar, havuzun kenarındaki sardunyalar, maviler, zambaklar, reyhanın ve fesleğenin kokusu annesini anımsatır eline sürer dalından bir tane koparır fesleğinin. İçeriden odun ateşinde pişen patlıcan böreğine karışır kokular çamaşır yıkanmakta bir yandan. Şimdi börek yapmak için yufka almalıyım der. Annem yoksa da yanımda ablam var. Anılarımın unuttuklarımı hatırlatır bana.

        Ablasıyla sabah kahvesini içerken çocukluğu düşer dört bir yanına.

    


5 Ocak 2026 Pazartesi

Bir dal çiçek, bir saksı ve hatırlattıkları

                                   




          Sürekli göreyim diye çiçeği karşıma aldım. Baktıkça anılar dört bir yana saçılıyor. Tanju Okan'ın Kadınım şarkısını hatırlatıyor.

                                                                            Kadınım

Eşyalar toplanmış seninle birlikteAnılar saçılmış odaya, her yereSevdiğim o koku yok artık bu evdeSen
Masamız köşede öylece duruyorBardaklar boşalmış, her biri bir yerdeSanki hepsi hasret senin nefesine

Sen, kadınım     

          Hikayemiz şu halamız 92 yaşında "Artık gücüm kalmadı yemek yapmak için mutfağa gitmek yerimden kalkmak vb." için diyor ve bakıcı kadını hastalanıyor Ülkesine dönüyor. Kızı başka şehirde o da 74 yaşında ve annesini  yanına almak için evine geliyor ve eşyaları ve evi temizleme aşamasında. 

           Biz de ziyarete gidiyoruz. İçeriden mantosunu getiriyor. Hiç giyilmemiş gibi naftalin kokuyor yakasında kürkü. Kazaklar çıkarıyor dolaptan. Hiçbiri olmuyor. Ne yapabiliriz? diyorlar. "Kırk yıllık sucuya verelim." diye düşünüyor. Ya da yardım dernekleri, sokaktaki giysi kutularına koyabilirsiniz diye konuşuyoruz.

            " Kızım şu kristallerden al." Ben diyorum evime yakışmaz dolap içine saklamak için almam. "Hatıra olarak çiçek alayım" diyorum. Bir saksı hafif ve bir çiçeğin dallarından koparıp eve getiriyorum. İçimi bir hüzün kaplıyor. Bir yerde okumuştum.  "eşyalara ve insanlara güvenme" Dolapta bekleyen eşyalar kıyamadığımız koltuklar, halılar ve yarın lazım olacak diye dolap içlerinde biriktirdiklerimiz. Yaşlı evleri ağır olur. Yılların anıları sinmiştir ağırlığından. Her bir eşyanın anısı vardır. Kocasının aldığı ekstra parayla şu vitrini ve masayı  100 liraya almıştım diyor hangi yıl? diyorum.

           Annemin evi aklıma geliyor. "Biz ne olacağız?" diyorum. "Bizden sonra bu eşyalar ne olacak." Annemin bahçe ve terasından hiçbir çiçeği alamadım. Memleket uzaktı nasıl götürecektim. Ama annem ve babamın çiçek sevgisi bana ve kardeşlerime geçmişti. Her bir çiçeğimin dalında yaprağında annemin ruhu çiçeğe olan sevgisi yaşıyor. Eşyaların bir kısmı ablamda. Kayınvalidemin eşyaları da ona keza bazılarını yıllarca kullandım sonra eşimin teyzesi kullandı. Bazı tabakları bende. Annemin tabakları ablamda.

,         Gidiyorum dolaptan en güzel giysimi alıp giyiyorum. En güzel misafir için ayırdığım tabağı çıkarıyorum. Yemeğimi onda yiyorum. En güzel bardakları çıkarıyorum çay için arkadaşlarımı akrabalarımı çağırıyorum. En güzel yemekleri hazırlamalıyım diyorum. Yarın bu ev bensiz olduğunda hatırlamak için bu yazıları yazıyorum.Ayrıca okuduğum kitapları arkadaşlarıma, derneklere hediye etmeliyim. Yazdığım kitabı da ona keza. 

          Halamın aynı koltuğunda unutmamak için fotoğraf çekiyorum. Videoya almalıyım diyorum. Bilgisayarın tozlu sayfalarında fotoğraf ve videoların kaybolacağını düşünüyorum. Bu sefer ağırlık ben de oluşuyor. Gidenler, yaşayanlar ve  anılar.  Gözümde yaşlar aktı akacak. Evin en güzel yerine konmuş çiçeğe bakıyorum halamın adını veriyorum. 

        Hayatın anlamsızlığı karşıma geliyor. Anlamsızlık içinde anlam arıyorum. 

        Kendimi nasıl rahatlatırım bilemiyorum. en iyisi çiçeğe iyi bakmak ve kırdığım dalları köklenince saksılara dikmek. 

         Yarını düşünmüyorum. Önemli olan şu an benden sonra ne olacağının hüznüne kapılmaktansa bir çay koyuyorum. Yaşadıklarımızın anısını raflara kaldırmadan doyasıya yaşamak gerekir diye düşünüyorum.

        








      

5 Ağustos 2025 Salı

şiir tadında bir hayat


.                       Sinop orman




.                                Sinop Yuvam

                                       Sinop

           Yaşadın mı tam yaşayacaksın elalem ne der o ne der bu ne der vazgeç her insan kendi köşesinden kendi alışkanlığından bakar. Onların seni anlaması çok zor be güzelim. Zaten anlaşılmak içinde yaşanılmaz ya. Yüzündeki çizgiyi gördüğünde üzülme. Geçmişe dön güzel anıları hatırla. Yapamadıklarının vardır bir sebebi. Ya çok istememişsin ya da zorunlu görevler nedeniyle öncelikler yer değişmiştir. Olsun be gülüm dişcim, öğretmenim idolumsun dediği vakit akan sular durur. Dur ya dersin. iyi şeyler var hayatta. Kötü olduğu gibi. Nerden baktığına bağlı. Kalk bir çay koy geçmişi yaşama anı yaşarken düşlerin gelsin önüne. Bazısını hayal et bazısını es geç. Düş kurabilmenin keyfini çıkar. Günümüzde düş kurmak da hayal oldu. Yaşadıklarımıza bakınca her şey belirsiz. Gelecek belirsiz. Her şey gerçek ötesi. Yaşadıklarımız gerçeküstü. Düşler ile gerçekler birbirine dolanmış yaşadıklarımız gerçek olamaz diyoruz. Bak martı sesleniyor bir yerlerden. Martı olup uçmak istedim. Sabah yürüyüşlerinde rastlıyorum. Kimisi uçuyor, kimisi düşünüyor. Bazen balık olup etrafındalar bazen aç kalınca çöpteler. 

           Şiir tadında hayatı yaşamak mümkün mü? diye sordum kendime. Zor dedi gönlüm. sabah martı sesi ezan sesine karıştı.

        Deniz kenarında kadınlar konuşuyor bugün cenaze var. Meraklandım kim diye. Meğer parklara bakan onların otlarını temizleyen bir kadın ölmüş. parklar onsuz ota bürünmüş parklar onsuz öksüz kalmış. Bilirsiniz dediler yollarda rastlamışsınızdır. Farkında bile değiliz bakmadan geçiyoruz insanlara. Kim ne yapıyor kim var çevremizde. Bakışlarımız dar bir alana kelepçelenmiş. Öksüz kalan parklar onu hatırlayacak mı. Kim bilir bir plaket dikerler belki bir yere. Tanıyan yerli halk farkında onun. Bizde adını bile bilmiyoruz. İsimsiz karamanlar geçiyor hayatımızın içinden.

         Geçmiş günlerdeki notlar bilgisayarda önüme düştü. Uzun zaman oldu yazmayalı ne çok şey var anlatılacak. Yine de kendi halinde yaşamak gerek. Haberleri açınca bu da olmaz diyorsun. Televizyonun düğmesini kapatır gibi hayatın olumsuzluklarını kapatmak mümkün olsa. Sahte diploma, orman yangınları, yapay et vb. 

          Hayatta denge olmalı birşiirle yazıyı bitirelim

          

İki Kalp Şiiri

İki kalp arasında en kısa yol:

Birbirine uzanmış ve zaman zaman

Ancak parmak uçlarıyla değebilen

İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,

Beklemek gövde kazanması zamanın;

Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,

Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmış göçüyorlar

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

                                                                                     Cemal Süreya

25 Haziran 2025 Çarşamba

Vögelsberg kuşların dağı şehrindeydim


Yaz


                                                              Alsfeld


         Almanya günlükleri. 

          Sevgili oğlum Almanya 'ya benim yanıma uzun zamandır gelmedin bak şimdi evimde var deyince Balkanlar gezisinden sonra  bir Almanya seyahati yapmak nasip oldu. 

        

         Kuşların dağı.

Transalmanya turu :Ankara Frankfurt uçak üç saat yirmi dakika sürdü. Sevgili oğlumla buluşma. Frankfurt'tan Giessen'e tren yolculuğu, Giessen'den Lauterbach'a trenle geliş ve Nihayet Reutersdeyiz. Sabah yedi buçukta başlayan seyahatim akşam yedide ateşin karşısında oğlumla yaptığım sohbetle devam etti. Doğanın bin bir yeşil tonu, çayırlar, tarlalarda açan çiçekler eşlik etti. Vögelsberg (Kuşların dağı) şehrindeyim.

                                                                           


                                                                        Alsfed
                                                                   Fulda

                                                                   Lauterbach
                                                                         Vögelsberg

           Bu sabah guten morgen iyi sabahlar anlamına geliyor. Dün gece on bire doğru hava karardı. Ben yine Ankara saatine göre altı buçukta uyandım. Siyatik sinirimin azması dışında iyiyim. İyi olma hakkımı kullanmak istiyorum. Manisa belediye başkanı Ferdi Zeyrek'in ölümü bana dayımın ölümünü hatırlattı. Dayım çok daha erken yanlış hatırlamıyorsam otuz altı yaşında inşaat ustasıydı elektrik çarpmıştı. İyiler erken ölür dört çocuk en küçüğü bir yaşında kalmıştı. Ferdi Zeyrek çok iyi belediye başkanı iyi bir insan ailesine ve sevdiklerine sabır ve baş sağlığı diliyorum. Şimdi gel de iyi ol. Biraz sonra köy havası almak için sokağa çıkacağım.

        Donnerstag günlerden perşembe. Sabah deliksiz dinlenmiş  uykudan uyanmak ne güzel! Bugün  sabah yürüyüşünü orman yoluna yapayım dedim. Kapının dışına çıktığımda tel örgüleri  aşan keçiler çiçekleri yemekle meşgul. İki alman komşu bir türlü bahçeye yönlendiremiyor. Yardımcı oldum. O tüylerinin güzelliği başı simsiyah bembeyaz yumak gibi bir beden dokundum, sevdim. Oradan orman yoluna yöneldim. Kuşlar, ayak seslerim, dünkü benim, alışkanlıklarım hepsini dünde bıraktım. Yeni bir ben, ağaçlar, kuşlar, beraber yürüdük. Güneş düne göre daha sıcak gölge soğuk. Sessizliğin sesi arkadaşım oldu. Bu sabah sadece kendimle ile beraber olmak iyi geldi.

        Bugün günlerden Giesen ve Marbug. Sabah kahvaltıda Burçak'ın ev arkadaşı vardı. Konu konuyu açtı. Kitabımdan şiir okudum. Şiirimin psikolojik tahlili yapıldı. Şiire dalınca Giesen'deki dişci randevusuna az kalsın geç kalınacaktı.  Şiirle başlayan hikayeye Marburg 'ta taze demlenmiş çay eşlik edince bende bayram havası. Mutluluk uzakta değil insanın hayatına bakıştadır. 

        Marburg masal kahramanı kurbağa birden karşınızda beliriyor. Masal yazarı Grimm kardeşler Alman. Keşke her şey masal olsa bir kurbağa çıksa savaşları durdursa.

           Lauterbach köye en yakın şehir ikinci dünya savaşında bombalanmamış tahminen on üç bin nüfusu var. Sevdim güzel sakin bir yer. Evler eski tipik Alman evleri. MS 400 800 yılları arasında kurulmuş. Şehrin içinden nehir geçiyor. İçinden nehir geçen şehirler ayrı güzeldir. Oğlumun kaldığı yere altı km uzaklıkta. Market, elektronik ,çiçek alışverişi dışında şehirde mağaza sayısı az . Ama ihtiyaçları karşılıyor. Festival olması nedeniyle ayakkabı mağazasında % 20 indirim vardı.

         Fulda  hessen eyaletinde bir şehir. Fulda nehri üzerinde kurulmuş. Alışveriş evdeki eksiklikleri tamamlamak için elektronik eşya mağazasından ihtiyaçlarımızı aldık. Oğlumun arkadaşı Filip sağ olsun bizi arabayla getirdi. Biz şehri gezmeyi tercih ettik o döndü. Büyük bir şehir. İkinci dünya savaşında bombalanmış ama hala eski yapılar var. Eski şehirde gezdikten sonra karnımız acıktı. Dönercide soluğu aldık. Bu şehir aklımızda kalmasın . 

       Giesen. oğlumun yedi yıl yaşadığı şehir. İlk önce kaldığı yere gittik. Üniversite şehri. Müze gezdik.

       Marburg evet içlerinde en sevdiğim şehirlerden birisi İnişli çıkışlı şehir bombalanmadan nasibini iyi ki almamaış. Her yer tarih . Ve Türk çayı bulduğum şehir. Oğlumun tanıdıklarının bulunduğu bir yer . Performans izledik. Sokaklarda masal kahramanı kurbağa rastladık Grim kardeşleri çağrıştırdı yoksa buralılar mı deyince oğlum evet dedi

        Alsfeld günlerden pazar otobüsler çalışmıyor sabah çiçek dikimi, bahçe işleri derken yorulmuşuz. Kısa bir dinlenme molası. Ev sahibi Alsfeld 'gidiyorum gelmek ister misiniz? Neden olmasın hızla hazırlandık. Şehir masallardan çıkmış gibi Bremen' e gidemedik ama buraya gelmiş. Rapunsel üst balkondan bakıyor, kurbağa prensesini bekliyor, günlerden pazarher yer kapalı, meydana çıkıyoruz suduzluğumuzu gideriyoruz. Şehir hakkında bilgi 19yy alınan karar herkes kendi evinin tamiratından sorumlu eski evleri yıkmak yasak. O yüzden şehir korunmuş. Bizde eski evi görünce yıkıp beton yapıyoruz. Muhafaza etme yerine.

          Lauterbach Dönercide pizza yiyen ben yanlış tercih yapmışım. Tıpkı hayat gibi gözünün önünde olması gereken yerine sen eski alışkanlığa dön. Dönercinin çırağı beni uyarmasına rağmen. İnsan niye bile bile lades der. Dönercide döner yenir. İtalya yemekleri yemek istedik. Akşam üzeri açılıyordu. 

         Sabahını, akşamını, gündüzünü, gecesini gördüm. Bilmediğim sokaklarda dolaştım. Suyunu, ayranını, birasını, şarabını içtim. Trenine otobüse bindim. Yeni insanlarla tanıştım. Havasını kokladım. Doğasını sevdim.250 yıllık evde kaldım. Çiçeklerine sevdalandım oğlumla özlem giderdim. Elveda derken kalbimi burada bıraktım.

          


            Vögelsberg oğlumun kaldığı ev iki yüz elli yıllık


Vijdanı olmalı insanın

                                                                                                                                            ...