[go: up one dir, main page]

Sergi Haberi: Evin'den Şamanlar ve Mitler

EVİN, 22 Ocak – 28 Şubat 2026 tarihleri arasında Mehmet Aksoy’un Şamanlar ve Mitler başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar. 



Yapıtlarında Anadolu kültürü, mitolojik ögeler ve doğayla kurduğumuz ilişkiyi odağına alan Aksoy, Şamanlar ve Mitler sergisinde bu referansları çağdaş heykel dili içinde ele alıyor. Sanatçının da vurguladığı gibi, mitler ve şamanlar dünyası insanlığa bilinmeyeni keşfetme, çözümsüz olanı çözme kapısını aralıyor. Kadim hikayeler hayal gücünden beslenerek doğayı kutsamayı, her varlığın bir ruha sahip olduğu inancıyla doğayla iç içe ve uyum içinde yaşamayı öğütlüyor. Aksoy, sergide bu değerleri hatırlatarak modern dünyada giderek başkalaşan insan-doğa ilişkisine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Şamanlar ve Mitler, mitolojik anlatıların yalnızca geçmişe ait değil, bugün de insanın doğayla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi anlamlandıran bir düşünce alanı sunduğunu görünür kılıyor. 

Sergide, Aksoy’un mermer ve metal gibi geleneksel malzemelerle ürettiği heykellerinin yanı sıra, dijital ortamda üç boyutlu modelleme teknikleriyle tasarladığı ve 3D yazıcı teknolojisiyle hayata geçirdiği heykelleri de ilk kez izleyiciyle buluşuyor. Sanatçının tablet üzerinde dijital olarak modellediği bu yapıtlar, güncel teknolojilerin geleneksel heykel pratiğine sunduğu yeni olanakları görünür kılıyor. Mermerin fiziksel sınırlarının ötesine geçen bu yapıtlar sayesinde Aksoy’un form ve yüzey ilişkisine dair yenilikçi arayışları ön plana çıkıyor. Şamanlar ve Mitler, geleneksel malzemelerle dijital üretim tekniklerini aynı düşünsel zeminde buluşturarak mitolojik anlatıların günümüz heykel pratiği içinde nasıl yeniden okunabileceğine dair bir öneri sunuyor. 




Mehmet Aksoy’un Şamanlar ve Mitler başlıklı kişisel sergisi 22 Ocak - 28 Şubat 2026 tarihleri arasında Pazar ve Pazartesi günleri hariç 11.00–19.00 saatleri arasında EVİN’de görülebilir.

Sergi Haberi: Sevda Üstüne

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Sevda Üstüne” adlı sergisi 12 Ocak – 7 Şubat 2026 tarihleri arasında Galeri Selvin’de açılıyor. 



Türk resim sanatının en önemli isimlerinden Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bugüne kadar hiç sergilenmemiş 50 adet desen ve renkli çalışmalarının yer aldığı bu özel seçki sanatçının üretim sürecine, desen anlayışına ve renk duyarlılığına yakından bakma imkanı sunuyor. 

Bedri Rahmi’nin halk sanatından da beslendiği görsel dili, şiirsel anlatımı, büyük ölçekli eserlerinin dışında kalan, daha içsel ve samimi üretimini ve bu yaratıcı mirasını yeniden keşfetmek isteyen sanatseverler için önemli bir buluşma noktası olabilir. 




Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911–1975), Türk resim ve edebiyat dünyasının en özgün ve çok yönlü sanatçılarından biridir. Ressam, şair ve yazar kimliğiyle Anadolu’nun kültürel mirasını çağdaş sanat diliyle buluşturmuştur. Halk motifleri, kilim desenleri, doğa ve insan temaları Bedri Rahmi’nin eserlerinde güçlü renkler ve yalın bir anlatımla hayat bulur. Sanat yaşamı boyunca resim, mozaik, seramik ve yazın alanlarında önemli yapıtlar üretmiş; sanat eğitimine ve düşüncesine kalıcı katkılarda bulunmuştur. 

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Sevda Üstüne” isimli resim sergisini 12 Ocak – 7 Şubat tarihleri arasında Arnavutköy Galeri Selvinde görebilirsiniz.

Güneş Çağlarcan'dan Gölgelere Ağıt

Nisbetiye On’un içinde yer alan Loft Art’taki Güneş Çağlarcan’ın Requiem for Shadows adlı sergisini 28 Aralık’a kadar gezebilirsiniz.

Öncelikle Loft Art Project’ten kısaca söz edecek olursak, burası bağımsız sanatçılar için eserlerini sergileyebilecekleri sanat alanı yaratmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Akfen Holding bünyesinde faaliyet gösteren ve sanat piyasasında fırsat eşitliği yaratmayı hedefleyen Loft Art, bağımsız sanatçıların üretimlerini desteklemek ve sanat piyasasında onları görünür kılmak hedefindedir. Akfen Holding’in sürdürülebilir olmaya verdiği değeri benimseyen bu sanat alanının elde ettiği gelirler TİKAV’a bağışlanmaktadır.


28 Aralık
’a kadar gezilebilecek olan güncel serginin teması adından da anlaşılabildiği üzere gölgeler -ve temsil ettikleri- üzerine. Çoğu zaman renkli bedensel formlar ve arkasındaki derin gölgelerden oluşan resimlerindeki ışığın ve renklerin siyah ve koyu karanlıkla bir araya gelişinde hem çok tezat hem de çok doğal bir şey var. Hem çok çarpıcı hem de çok gerçek. Hayatın ve insan varoluşunun çok katmanlı yapısını anlatır nitelikte.

Derin gölgeler bastırılmış duyguları, söylenmemiş hayalleri ve gizli iç dünyaları saklıyor. Gölgeler burada bir eksiklik değil, aksine varoluşun kaçınılmaz tanıklarıdır. Yalnızca karanlık olanı temsil etmez, aynı zamanda hafızayı, kayıpları, unutulmayanları ve insanın kendi içindeki çatlakları simgeler diyor sergi alanındaki yazıda. Sanatçı, karanlığın içinde adeta davet niteliğinde bir boşluk alanı olduğunu söylüyor. Anılarınızla, sessizlikle, unutulan anlarla dolmayı bekleyen bilinçli olarak bırakılmış bir boşluk var o gölgelerin arasında. Requiem for Shadows da hem görsel bir yolculuk hem de ışık, karanlık ve ses arasındaki sessiz bir sohbet gibi yapılandırılmış. 



Sanatçı Güneş Çağlarcan sergi açılışında piyano eşliğinde kendi özgün Shadows besteleriyle izleyicisine -ve dinleyicisine- çok daha bütünsel bir deneyim sunmak istemiş. Bir nevi sadece görmeye değil hissetmeye davet gibi. Çok daha derin ve duyumsal bu deneyimi yaşamayı isterdim doğrusu. Belki bir dahaki sefere. Deneyimin görsel kısmı ise 28 Aralık’a kadar Loft Art'ta bizleri bekliyor.

 

“Requiem for Shadows, unutmak ile hatırlamak arasındaki ince çizgide yürüyen bir sergidir.

Bir son gibi görünür…

Ama her ağıt gibi, içinde yeni bir başlangıcın titreşimini gizler.”

Sergi Haberi: Özge Kahraman'ın Karanlığın Hafızası Sergisi Haliç Sanat 2'de

Özge Kahraman ilk kişisel sergisi “Karanlığın Hafızası” ile 13 Kasım 2025-15 Şubat 2026 tarihleri arasında İBB Kültür ve İBB Miras’ın katkılarıyla sanatseverlerle buluşuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından restore edilerek birer kültür sanat merkezine dönüştürülen Balat Fener Evleri’ndeki Haliç Sanat 2’de yer alan sergi, yeraltını zaman, hafıza ve bilinçaltı arasındaki ilişki üzerinden ele alıyor. 



Özge Kahraman’ın bu sergideki pratiği, on iki yıllık mağaracılık deneyiminden doğan beden-temelli bir araştırma alanına dayanıyor. Mağaraya fiziksel iniş, zaman içinde depolanmış maddi hafızayı belgelemenin aynı zamanda zihinsel hafıza ile bağ kurduğu bir eylem. Her iniş; dış mekândan iç mekâna, görünen zaman ölçeğinden yavaş, çok katmanlı jeolojik zamana geçişi temsil ediyor. Bu kayma, sanatçının üretiminde metodolojik bir düşünme biçimine dönüşüyor. 

Kahraman eserlerini üretirken farklı dijital veri toplama yöntemlerini, çizimsel aktarım tekniklerini, noktalama yöntemini, ölçüm temelli yaklaşımları ve mekânın bellek yapısını araştıran bir çeşit arkeolojik çalışma olarak birbirine eklemliyor. Çizim, 3D modelleme, lidar, haritalama, video, fotoğraf gibi araçlar birbirini destekleyen ve veriyi zamanın katmanlaşmış izine dönüştüren ortak bir metodun parçalarını oluşturuyor. Teknoloji burada bir hedef değil; mağaraların hafızasını, psişik izini ve maddesel birikimini yeniden okuyabilmek için kullanılan bir araca dönüşüyor. 

Bu üretim biçiminde nokta; yalnızca resmi oluşturan birim değil, hem jeolojik birikimin hem bilinçaltı parçacıklarının hem de hafızanın mikroskobik bir temsili. Noktalar çoğaldıkça mağara formu görünür ve aynı anda zihnin karanlık bölgeleri de konuşur hâle geliyor. Bu nedenle eserlerde mağara, dışsal bir mekân olarak değil; içsel bir hafıza alanının maddi izdüşümü olarak karşımıza çıkıyor. 

Mağaranın karanlığında beliren her mineral yüzey, zihnin içindeki görünmez katmanların yansıması hâline geliyor. “Karanlığın Hafızası”, 15 Şubat’a dek Haliç Sanat 2’de ziyaret edilebilir. 




Özge Kahraman hakkında: 

Özge Kahraman, İstanbul merkezli bir sanatçı ve mağaracıdır. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki lisans ve yüksek lisans eğitimini dereceyle tamamlayan Kahraman’ın eserleri Pera Müzesi, CerModern ve Akbank Sanat gibi birçok kurumda sergilenmiştir. Türkiye Tekstil Bienali ve Artweeks İstanbul gibi etkinliklerde yer alan sanatçı, 2025 yılında Piksel Yeni Medya Misafir Sanatçı Programı’na seçilmiş ve program kapsamında ürettiği, mağara oluşumlarına odaklanan eserlerini Noise Media Art Fair’de izleyiciyle buluşturmuştur. Disiplinlerarası bir yaklaşımla çalışan Kahraman, İstanbul’da yaşamaya ve üretmeye devam etmektedir. 

Haliç Sanat 2 Adres:

Yavuz Sultan Selim, Çukur Mescit Sk. No:23, 34083 Fatih/İstanbul 


Ziyaret Saatleri:

Her gün: 09:00 – 17:00


Sergi Haberi: Tanrıçaların Mevsimi Galeri Selvin'de

Maria Kılıçlıoğlu’nun “Tanrıçaların Mevsimi” isimli heykel sergisini  10 Ocak 2026 tarihine kadar Arnavutköy Galeri Selvin’de görebilirsiniz. 



Maria Kılıçlıoğlu” Tanrıçaların Mevsimi” adlı yeni heykel sergisi ile izleyicileri doğanın döngüsel ritmi ve kadim dişil gücün sembolleri ile buluşturuyor. Bronz, fiberglas üzeri krom boya gibi malzemelerden oluşan heykeller tanrıçalarla bir anlatı kurarak mevsimlerin dönüşümünü bizlere yeniden yorumluyor. Her mevsim bir tanrıçadır, çünkü doğa sessizce hep yaratmaya devam eder. Bu sergi mitlerle bugünün insanı arasında bir bağ kurmayı amaçlıyor. Sanatçı, mitolojiden aldığı ilhamı çağdaş plastik formlarla birleştirerek, hem tarihsel belleğe hem de güncel kadın temsiline dair yeni bir bakış sunuyor. 


Maria Kılıçlıoğlu
1958 yılında Sofya’ da doğdu. Ünlü bir heykeltıraşın kızı olan sanatçı 1978 - 1985 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitimi görmüştür. 1988 yılından bugüne Türkiye’de bronz döküm ve resim çalışmalarını bir arada yürütmektedir. Eserleri Almanya, İtalya, Fransa, Japonya ve Amerika’da birçok koleksiyonda yer almaktadır. Sanatçının 1993 yılında yapmış olduğu bronz Atatürk büstü TC. Sofya Büyükelçiliği’ne hediye edilmiştir. 

Galeri Selvin, Pazar günleri hariç 11:00 – 18:00 saatleri arasında açıktır.

Kuşaklar Arası Sanat: Trilogy of Time Sergisi The Stay Boulevard Nişantaşı’nda

Sanatın farklı disiplinlerini aynı çatı altında buluşturan ve kültür-sanat alanındaki varlığını güçlendirerek sürdüren The Stay Boulevard Nişantaşı, Renko London iş birliğiyle yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Trilogy of Time” sergisi Türk sanatının üç efsanevi ustası Devrim Erbil, Süleyman Saim Tekcan ve Zeki Faik İzer ile onların mirasını geleceğe taşıyan sonraki kuşağın temsilcilerini bir araya getiriyor. Sergide, Devrim Erbil ile Renk Erbil’in ortak çalışmaları ile Eda Tekcan ve Ayşegül İzer’in eserleri yer alıyor. 



İstanbul’da sanatla iç içe olmayı bir kurum kültürü haline getirerek kültür sanat alanına değer katmaya devam eden The Stay Boulevard Nişantaşı ve Londra merkezli sanat platformu Renko London iş birliği ile Renk Erbil küratörlüğünde hayata geçen “Trilogy of Time” sergisi, Türk sanatının üç efsanevi ustası ile onların mirasını geleceğe taşıyan sonraki kuşağın temsilcilerini bir araya getiriyor. 

Sergide, ‘Resmin Şairi’ Devrim Erbil ile Renko London’un kurucusu Renk Erbil’in hem bireysel hem de ortak hazırladıkları eserleri yer alırken, çağdaş özgün baskı sanatının kurucu ismi ve Türkiye’de atölye kültürünün mimarı Süleyman Saim Tekcan’ın kızı ressam Eda Tekcan ve usta ressam ve fotoğraf sanatçısı Zeki Faik İzer’in torunu Ayşegül İzer’in eserleri bulunuyor. Sergi, üç aile ve üç kuşağın paylaştığı sessiz bir diyaloğu görünür kılıyor ve sanatın ustalarının, sanatın içine doğan çocukları ve torununun ellerinden çıkan bir seçki sunuyor. 

Geçmiş, bugün ve geleceğin aynı anda hissedildiği bir buluşma alanı 

Geçmiş, bugün ve geleceğin aynı anda hissedildiği bir buluşma alanı yaratan “Trilogy of Time” sergisinde miras, yalnızca korunmakla kalmıyor, Renk Erbil, Eda Tekcan ve Ayşegül İzer tarafından yeniden inşa ediliyor. Eserler aracılığıyla zaman; çizgiye, renge ve harekete dönüşüyor. Geçmiş ile gelecek, birbirini besleyen bir kompozisyon olarak ortaya çıkıyor. Bir kuşaktan diğerine aktarılan bu yaratıcı iz, kimi zaman materyalin doğasında, kimi zaman ritimde hayat buluyor. Böylece seçki, yalnızca aktarılmış bir mirası değil; değişime açık, sürekli yenilenen bir yaratım sürecinin izlerini sunuyor. 



Yaklaşık 30 eserin sergilendiği “Trilogy of Time”, üç aile arasında kuşaklar boyunca süregelen görünmez bir diyaloğun belgesi niteliğinde. Bir imgenin, bir çizginin, bir düşüncenin, bir kuşakta kök salarken bir diğerinde yeni anlamlara dönüşmesini gösteriyor. 

“Trilogy of Time” sergisi, 27 Kasım - 17 Şubat 2026 tarihleri arasında The Stay Boulevard Nişantaşı’nın 1. katındaki sergi alanında ziyaret edilebilir.

Sergi Haberi: EVİN’Salon II

EVİN, 2 Aralık - 3 Ocak 2025 tarihleri arasında EVİN’Salon II başlıklı sergi serisinin ikincisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar.

Kübra Su Yıldırım - Güneş Doğar, Gölge Düşer Yola

EVİN’in geçtiğimiz yıl düzenlemeye başladığı Paris’in tarihi Salon sergilerinden esinlenen EVİN’Salon yıllık sergi serisi, sanat alanında geçmiş ve geleceği, geleneksel ve yenilikçi yaklaşımları, bireysel ve kolektif üretimleri bir arada düşündürmeyi amaçlıyor. Sergi, çok yönlü pratikleri bir arada barındırma amacı güden yapısıyla, farklı kuşak ve disiplinlerden sanatçıların üretimlerini aynı mekânda buluşturarak günümüz sanatının dinamik yapısını görünür kılar.

18. yüzyılda Paris’te düzenlenmeye başlayan Salon sergileri, kamuya açılmalarıyla birlikte modern sanat eleştirisinin doğuşuna zemin hazırlamış; yalnızca bir sergi formatı değil, sanatsal yeniliği ve kamusal etkileşimi teşvik eden bir kültürel fenomen olarak tarihe geçmiştir. EVİN’Salon sergileri bu tarihsel fenomene çağdaş bir bakış getirerek, günümüz sanatının biçimsel çeşitliliğini besleyen düşünsel süreçlere ve estetik arayışlara odaklanır.

Devin Oktar Yalkın - Rosa İçin

EVİN’in temsiliyetini üstlendiği sanatçıların yanı sıra misafir sanatçıların da yapıtlarının yer aldığı sergi, toplumsal dönüşümle birlikte değişen izleyici-yapıt ilişkisine dair yeni okumalar sunar. Sanat yapıtlarının galeri mekânında sergilenmesi, deneyimlenmesi ve kamusal alanda tartışılmasının önemini vurgulayan EVİN’Salon sergi serisi, izleyiciyi bu sürecin aktif bir parçası olmaya davet eder. Sergi süresince düzenlenecek buluşmalar, bu diyalog alanını genişletmeyi amaçlar.

EVİN’Salon II, yalnızca bir sergi değil; farklı kuşaklardan sanatçıları, yazarları ve izleyicileri bir araya getiren bir buluşma noktası olmayı amaçlıyor. Bu yıl Gizem Kâhya İyem ve Osman Nuri İyem tarafından ortak bir çalışmayla tasarlanan sergi, geçen yılın klasik atmosferine göre daha modern bir yaklaşımla kurgulandı. EVİN’Salon II, izleyiciyi sanat yapıtlarıyla dengeli bir diyalog kurabileceği yaşayan bir galeri mekânında buluşturmayı hedefliyor.

Sevde Hallaç - Timsah

Sanatçılar: Rahmi Aksungur, Setenay Alpsoy, Cemile Çolak, Şükriye Dikmen, Kader Genç, Mehmet Güleryüz, Hakan Gürsoytrak, Ilgaz Gürün, Sevde Hallaç, Nasip İyem, Nuri İyem, Temür Köran, Nuri Kuzucan, Kübra Su Yıldırım, Hare Sürel, Emin Turan, Devin Oktar Yalkın

EVİN’Salon II, 2 Aralık 2025 - 3 Ocak 2026 tarihleri arasında, Pazar ve Pazartesi günleri hariç, 11.00 – 19.00 saatleri arasında EVİN’de ziyaret edilebilir.


Sergi Haberi: Evvel Zaman, Ahir Mekan, İşte; İnsan

EVİN, 2 Aralık - 3 Ocak 2025 tarihleri arasında Kader Genç’in Evvel Zaman, Ahir Mekan, İşte; İnsan başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyar. 



Kader Gençin Evvel Zaman, Ahir Mekan, İşte; İnsan başlıklı sergisi, zamanın doğrusal akışını kıran, mekânın kesinliğini belirsizleştiren ve geçmişle şimdinin iç içe geçtiği sahneleri odağına alır. Sanatçının yapıtları, bireysel deneyimlerinden beslenirken, aynı zamanda kolektif belleğe işaret ederek, varoluşun izlerine temas eder. 

Genç’in pratiğinde geçmiş, yalnızca kişisel bir hatırlama alanı değil; toplumsal bir tanıklığın, paylaşılan bir duyumsamanın zemini hâline gelir. “Ben sadece onların arasında dolaşan, bazen izleyen, bazen ifşa eden bir tanığım,” diyerek sanatçı, kendisini bir otorite ya da anlatıcı olarak değil, sahnenin içindeki bir özne olarak konumlandırır. Bu yaklaşım, klasik sanat anlayışının sanatçıyı yücelten, izleyiciyi ise edilgenleştiren yapısına karşı alternatif bir perspektif sunar. Bu bağlamda sanatçının yapıtları, eşitlikçi estetik düzlemde konumlanarak, seyirciyi edilgen pozisyondan çıkarıp onları kendi hikâyelerini keşfetmeye davet eder ve izleyicinin belleği ve çağrışımlarıyla birlikte çoğalan çok anlamlı bir katman oluşturur. Zaman, mekân ve insan arasında kurulan bu çok katmanlı diyalog, izleyiciyi hem tanık hem de katılımcı olmaya çağırır. 



Genç’in yapıtlarında her figür bir hikâye taşır; kimi unutulmuş bir anın tortusunu, kimi ise gündelik yaşamın grotesk bir yansımasını barındırır. Bu figürler, izleyiciye kendi hafızası ve geçmiş deneyimlerinin şekillendirdiği şu an ile yeniden ilişki kurmasına olanak tanır. Yapıtlar, bir temsilden çok bir karşılaşma alanı olarak var olur; izleyici artık edilgen bir göz değil, anlamın ortak üreticisi hâline gelir. 

Evvel Zaman, Ahir Mekan, İşte; İnsan, 2 Aralık 2025 - 3 Ocak 2026 tarihleri arasında, Pazar ve Pazartesi günleri hariç, 11.00 – 19.00 saatleri arasında EVİN’de ziyaret edilebilir.

Salt Beyoğlu'nda Açık Sinema Gösterim Programı: İhtimamın Hâlleri

Mimarlık ve bakım pratikleri arasındaki ilişkileri ele alan “İhtimamın Hâlleri” gösterim programı 3 Aralık’ta Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da başlıyor. 

Garanti BBVA tarafından kurulan Salt’ın yeni gösterim programı İhtimamın Hâlleri, yapılı çevre, yaşlanma ve bakım pratikleri arasındaki çok yönlü ilişkileri merkeze alıyor. Hastaneden bakımevlerine, ev içi mekânlardan kentsel altyapılara uzanan seçki, hem bedenlerin hem de binaların zaman içerisinde nasıl dönüştüğünü irdelerken, ihtimam ve bakım kavramlarını dayanırlığın başat unsuru olarak konumlandırıyor. 

Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştirilecek program, 3 Aralık Çarşamba saat 19.00’da The Bubble [Balon] filminin gösterimiyle başlıyor. ABD’nin emeklilere yönelik en büyük yaşam alanlarından The Villages, Florida’da geçen 2021 yapımı belgesel film, 150 bini aşkın kişiye “ideal” bir hayat sunmak için inşa edilmiş bir yerin mimarisi ve çelişkilerini inceliyor. Kapalı kapılarının ardında sonsuz güneş ışığı ve boş zaman vadeden bu geniş “kasaba”nın bölge sakinlerini ve yerel ekosistemleri nasıl etkilediğini gözler önüne sererken mülkiyet, kamu erişimi ve yaşlanmanın politikasına dair kritik soruları gündeme getiriyor. 


5 Aralık Cuma saat 19.00’da gösterilecek 11’e 10 Kala, İstanbul’da yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir apartmanın kapıcısı ile yaşlı bir koleksiyoncu olan sakini arasında oluşan beklenmedik bağı konu alıyor. Pelin Esmer’in 2009 yapımı filmi, bir arkadaşlık hikâyesi üzerinden dönüşen kentsel doku içerisinde hafıza ve aidiyet kavramlarını irdeliyor. 

6 Aralık Cumartesi saat 15.00’te gösterilecek Rehab (from Rehab) [İyileştiren Mimari] (2023), Basel’de fiziksel ve nörolojik hastalıkların tedavisine yönelik olarak Herzog & de Meuron tarafından tasarlanmış yenilikçi rehabilitasyon merkezi REHAB’i odağına alıyor. Ila Bêka ile Louise Lemoine’in yönettiği belgesel film, iyileştirici ortamların tıbbi uzmanlığın yanı sıra materyal ve mekânsal unsurlara gösterilen özenle de ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. 


9 Aralık Salı saat 18.30’da gösterilecek Where We Grow Older [Yaşlandığımız Yer] (2023) ise Barselona ve Baltimore’daki iki konut modeli üzerinden, yaşlanan nüfusun mimari ve sosyal yapıları nasıl yeniden şekillendirdiğini irdeliyor. Yapımını Canadian Centre for Architecture’ın (CCA) üstlendiği bir üçlemenin parçası olan belgesel film, uzayan yaşam süresi ve değişen demografik dinamiklerin topluluklar ile mimari sistemleri nasıl etkilediğini sorguluyor; kentsel tasarım ve politikanın bu zorluklara yanıt vermedeki rolünü tartışmaya açıyor. Gösterimin ardından, saat 19.00’da gerçekleştirilecek “Yaşlanmanın Mimarisi” başlıklı konuşma programıyla, filmin üzerinde durduğu bu meselelerin yerel mekânsal ve kültürel dinamiklerle ilişkili olarak değerlendirilmesi amaçlanıyor. 


16 Aralık Salı ve 19 Aralık Cuma günleri iki kısa film seçkisi ile devam edecek program, 20 Aralık Cumartesi günü yönetmen Denys Desjardins’in Le Château [Şato] (2020) ve J’ai placé ma mère [Annemin Ardından] (2022) filmlerinin gösterimiyle sona erecek. 

Salt’tan Alâ Taleb tarafından hazırlanan İhtimamın Hâlleri gösterim programı herkesin katılımına açık ve ücretsizdir. Ayrıntılı bilgi için: saltonline.org.

Bir Adım Var Vakfı Desteklediği Sanatçılarla 26-30 Kasım’da BASE’te

Bir Adım Var Vakfı, BASE ile beş yıldır sürdürdüğü iş birliğini bu yıl da devam ettiriyor ve görsel sanatlar bursiyerlerinin eserlerine yer verdiği seçkisiyle 26-30 Kasım 2025 tarihleri arasında BASE’te yer alıyor. Bu iş birliğiyle genç sanatçı kadınların profesyonel sanat dünyasına ilk adımlarını atmalarını destekleyen Bir Adım Var Vakfı, bursiyerlerin görünürlüklerini arttırırken sanat profesyonelleriyle tanışmalarına da fırsat yaratıyor. 



İpek Ilıcak Kayaalp’in kurduğu, sanat yolculuğuna başlayan ya da üretimini derinleştirmek isteyen, Türkiye’nin farklı bölgelerinden genç sanatçı kadınları destekleyen Bir Adım Var Vakfı, resim, heykel, grafik tasarım, seramik, görsel sanatlar, moda tasarımı gibi alanlarda eğitim gören bursiyerlerin kişisel ifade biçimlerini güçlendirmeleri, üretim pratiklerini geliştirmeleri ve sanat ekosistemiyle bağ kurmaları için çok yönlü destekler sunuyor. Bir Adım Var Vakfı, görsel sanatlar bursiyerlerinin, portfolyo hazırlama, sergi katılımı, görünürlük desteği ve kariyer gelişimine yönelik eğitimlerle üretim süreçlerine eşlik ediyor. Aynı zamanda mentorluk, atölye çalışmaları ile ilham veren sanatçılarla bir araya gelmelerini, alanlarındaki deneyimlerini paylaşmalarını ve profesyonel dünyaya hazırlanmalarını sağlıyor. Bursiyerlerin kendi anlatılarını oluşturmalarına ve sanat yoluyla güçlü bir ifade alanı kurmalarına destek oluyor. 

Bursiyerlerin her yıl yeni ürettikleri eserlerle BASE’e katılımı teşvik edilerek, sanat alanındaki görünürlükleri, iş birliği kurma olanakları ve güncel sanat dünyasını keşfetme süreçleri destekleniyor. Bu edisyonda 12 görsel sanatlar bursiyerinin resim, heykel, çizim, rölyef, fotoğraf, video yerleştirme, dijital tasarım ve storyboard, lif sanatı ve baskı gibi eserleri ile disiplinlerarası bir seçki sunuluyor 

Bu yıl Bir Adım Var Vakfı iş birliğiyle BASE’te yer alacak sanatçılar (alfabetik sırayla): 
Arzu Şemşi Kaygusuz, Bahar Kıyıklık, Deniz Ada Depecik, Feyzagül Korkmaz, İlayda Almaz, Melis Sürüç, Sara Akkuş, Sevinç Orman, Sudenaz Korkmaz, Şevval Yılmaz, Ümre Akalp, Zenetsu Umul. 

Bir Adım Var Vakfı sanat alanındaki üretim ve mentorluk destekleri ile birlikte sanatçıların görünürlüğüne ve sanat yolculuklarına devam etmelerine katkıda bulunabilme gayesi ile BAV Koleksiyonu’nu oluşturdu. Koleksiyon sosyo-kültürel ve toplumsal konuları üretimlerinde tartışan ve irdeleyen farklı kuşaklardan sanatçıların eserlerinden oluşuyor. BAV Koleksiyonu’nun amaçları arasında sanatçıların görünürlük kazanmaları, seslerini duyurmaları ve yaratıcı yolculuklarında desteklenmeleri yer alıyor.   



Bir Adım Var Vakfı hakkında:   

Bir Adım Var Vakfı; bilim, teknoloji, sanat ve spor alanlarında eğitim gören üniversiteli genç kadınlara burs ve gelişim desteği sağlar. Genç kadınların ilerledikleri yolda karşılaştıkları engelleri aşmalarına yardımcı olur, ihtiyaç duydukları teknik ve profesyonel desteği sunar.  Mentorluk programları, eğitimler ve kariyer rehberliğiyle yollarını açar; hayallerine güçlü, özgüvenli ve cesur adımlarla yürümelerini destekler. Amacı üniversiteli genç kadınlara burs, mentorluk, eğitim ve profesyonel gelişim olanakları sunmaktır. Kendi potansiyelini keşfetmek, özgüvenle yol almak ve hayallerine ulaşmak isteyen her genç kadına destek olmayı hedefler. Bilimden sanata, spordan teknolojiye attıkları her adımda fırsat verirken, ilham olur ve dayanışmayla güçlenmelerini sağlar. 

BASE Adres: The Ritz-Carlton Residences Istanbul, B Blok, Fulya Girişi Öğretmen Haşim Çeken Cad. No:4 Şişli, İstanbul, 34330

Sergi Haberi: Berk Güntürk'ten Corpus Prohitum

Berk Güntürk'ün Corpus Prohitum sergisi C.A.M Gallery'de 15 Kasım'da açılıyor. Sergiyi 31 Aralık'a kadar gezebilirsiniz. 

İnsanın bedeni yalnızca biyolojik bir varlık değil; politik, ahlaki ve dini söylemlerin kesiştiği bir savaş alanıdır. Corpus Prohibitum — yani “Yasaklı Beden” — bu savaş alanına ayna tutarak, bireyin arzularını, kırılganlığını ve varoluş mücadelesini baskı rejimlerinin görünmez ağları içinde ele alır. 



Bu sergi, yasakların, tabu ve dogmaların kuşattığı toplumsal coğrafyalarda var olma mücadelesi veren bedenlerin hikâyelerini konu edinir. Sanatçı, bireyin kendi bedenine, arzularına ve kimliğine yabancılaşmasını; dini ahlak, politik propaganda ve geleneksel cinsiyet rolleriyle örülmüş toplumsal normların içinde bedenin bir “suç mahalli”ne dönüşmesini sorgular. 

Ötekileştirme, dışlanma ve marjinalleşme bu anlatının merkezinde yer alır. Her figür, toplumun dayattığı görünmez hücrelerde sıkışmış, nefes alan ama konuşamayan bir varlık gibidir. Bu hücreler, hem metaforik hem fiziksel anlamda “kafesler”dir — bazen duvarlara, bazen bakışlara, bazen de sevgiyi taklit eden toksik yakınlıklara dönüşür. 



Sanatçının kullandığı barok ışık, dramatik kompozisyon ve figüratif dil, tarihsel kutsal temsillerin estetiğini bugünün travmatik gerçekliğiyle çarpıştırır. Böylece beden, artık günahın değil, varoluşun ikonası hâline gelir. Corpus Prohibitum, yasaklar çağında bedenin kutsal, politik ve erotik anlamlarını yeniden düşünmeye davet eden bir sergidir — bireysel özgürlüğün, mahremiyetin ve sınırların nerede başlayıp nerede bittiğini sorgulayan çağdaş bir ikonografi denemesidir.

C.A.M Gallery'de 31 Aralık'a kadar görülebilir.
İyi gezmeler. 

Sergi Haberi: Aslı Özdoyuran’dan “Yuvarlak Sayılar”

Aslı Özdoyuran’ın “Yuvarlak Sayılar” isimli kişisel sergisi 21 Kasım’da BüroSarıgedik’te açılıyor. “Yuvarlak Sayılar” evrensel ve kurgusal ağırlık birimlerini ve tartma eyleminin gündelik hayattaki karşılıklarını ele alıyor. 



Sergideki işler, aynı kökü paylaşan “mahkeme” ve “muhakeme” kelimelerinin çağrıştırdıklarından yola çıkıyor ve bu terimlerin birbirleriyle ilişkisini irdeliyor. Özdoyuran, duruşma salonlarından ve özellikle Silivri ve Çağlayan Adliyeleri’nden aklında yer eden mimari detaylara dayanan çizimlerinde, mekânın yeniden ürettiği ideolojiyi ve bu ideolojinin dayandığı ve yarattığı şiddeti tanımlamaya çalışıyor.

Çizimlere eşlik eden heykeller ise, sanatçının gündelik konuşmalar sırasında duyduğu ve not ettiği kısa ifadelerden esinleniyor. Bu alıntılar, Özdoyuran’ın kişisel yaşamının yanı sıra, etrafında tekrar eden politik söylemlerin izlerini taşıyor ve sergideki işlere isimlerini veriyor. “Yuvarlak Sayılar” adalet duygusunu, ölçme biçimlerini ve konuşma diline sızan güç ilişkilerini araştıran bir düşünme alanı sunuyor. 



1994 yılında İstanbul’da doğan Aslı Özdoyuran, mimari, tarih ve arşiv pratikleri arasında dolaşıyor ve çalıştığı konulara heykel disiplininden bakıyor. Geçtiğimiz yıl, modernleşmenin sembolik bir mekânı olarak yorumladığı yüzme havuzunu ve ulus-devletlerin sporcu bedenini bir temsil aracı olarak kullanmasını konu edindiği “Kulaç” isimli sergisi 5533’te açılmıştı. School of the Art Institute of Chicago’da Heykel (BFA) ve Eleştirel Teori (BA) alanlarında eğitimini tamamlayan sanatçı, üretimine İstanbul’da devam ediyor ve BAS sanatçı kitapları koleksiyonunda çalışıyor. 

Adres: BüroSarıgedik, Meclis-i Mebusan Caddesi 31/2 Fındıklı, Beyoğlu 

Sergi Haberi: Dilek Işıksel'den "Ruhu Yakalamak"

İstanbul, yüzyıllardır ruhunu devamlı tamamlayan bir şehir. Dilek Işıksel “Ruhu Yakalamak” adlı sergisinde İstanbul’un karmaşık bütünlüğünü sezgisel bir resim diliyle yeniden kuruyor. Onun tuvallerinde kent, bir mekandan öte bir duygu alanına dönüşüyor. Işıksel’in fırça darbeleri, ne geçmişin nostaljisine sığınıyor ne de bugünün karmaşasına teslim oluyor, aksine, her iki zamanında ruhunu duyumsatıyor. Ruh, yakalanmaz belki ama hissedilir. Ve o his, bu sergide usulca izleyicinin kalbine dokunur. 



Ankara'da doğan Dilek Işıksel, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra girdiği İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’nden 1972 yılında mezun olur. 1996 yılına kadar Ankara ve İstanbul`da çeşitli eğitim kurumlarında resim ve sanat tarihi öğretmenliği yapar. 2004 yılında Paris de MAC 2000 sanat fuarı ve 2006`da yine "Fransa da Sanary sur Mer" bienali gibi uluslararası etkinliklere de katılan sanatçı Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinde yetişmiştir. Eserlerinde, İstanbul`un binlerce yıllık kültür mozaiğini şekillendiren kubbeler, iç mekânlar, laleler, balıklar, Ayasofya ve melekleri, Galata kulesi ve çevresi ile zaman kavramı üzerinden ezoterik figür ve kompozisyonlar üzerine yoğunlaşmaktadır. 


Dilek Işıksel’in “Ruhu Yakalamak” isimli resim sergisini 6 - 29 Kasım tarihleri arasında Arnavutköy Galeri Selvin’de görebilirsiniz.

Deniz Pelister’in Kişisel Sergisi “Kül” Studio Karaköy'de

Sanatçı Deniz Pelister’in “Kül” adlı kişisel sergisi, 17 – 31 Ekim 2025 tarihleri arasında Studio Karaköy’de izleyiciyle buluşuyor. Gündelik yaşamın izlerini farklı formlarda görünür kılan sanatçının yeni sergisi, seyahatlerindeki gözlemlerine ve anılarından detaylara dayanıyor. 

Üç yılın ardından ikinci kişisel sergisiyle izleyiciyle buluşan Pelister, sergiye adını veren “kül” başlığıyla yeniden başlama, dönüşüm ve doğuşu betimliyor. Geçiciliği ve aynı zamanda iz bırakmayı simgeleyen kül, yanıp bitenin ardında kalan, hatırlatan ve dönüştüren bir hâl olarak karşımıza çıkıyor. Gündelik hayattan sahne, figür ve nesnelerin yeniden yorumlandığı sergide; atlıkarınca, dondurma, kuş ve çocuk gibi figürler tanıdık görünen ama alışıldık anlamlarının dışına taşan imgeler olarak karşımıza çıkıyor.



Nesneler, yüzler ve anlar küçük kaymalarla yeni bağlamlara yerleşirken, sıradan olanı yeniden düşünmeye davet ediyor. Bordo, kırmızı ve pembe renklerin ağırlıkta olduğu, tezatlıkların buluştuğu, çocuksu detayların bir araya geldiği resimler, bir bilinç akışının izdüşümü gibi gözler önüne seriliyor. Çocuksu masumluğun içindeki zorlayıcı renkler, gözü yoran detaylar, huzursuz ve tekinsiz anlar güven ve güvensizliği bir arada sunuyor. Pelister sergisi vesilesiyle önce kendi önyargılarını kırıyor ardından bizi de bu deneyime çağırıyor. 



Deniz Pelister hakkında: 
Deniz Pelister, 10 Mart 1990’da Hamburg, Almanya’da doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını Hamburg’ta geçirdikten sonra 20 yaşında İstanbul’a taşındı. Sanata ilgisi her zaman var olsa da profesyonel anlamda resim yolculuğuna 29 yaşında başladı. Pelister’in eserleri, içsel dünyasının izlerini ve yaşamdan taşıdığı renkleri bir araya getirerek özgün bir ifade alanı yaratır. Resim, onun için yalnızca bir sanatsal üretim değil, aynı zamanda hayatla kurduğu en güçlü bağdır. İlk kişisel sergisi “Human Race”i, 2022 yılında Vision Art Platform’da açan sanatçı ardından çeşitli karma sergilerde yer aldı, Artweeks ve Contemporary İstanbul’a katıldı.

Sergi Haberi: Naz Can'ın "Bombyxmori’nin Kanadında" Sergisi Galeri Selvin'de

Naz Can’ın sergisi "Bombyxmori’nin Kanadında" 7-31 Ekim tarihleri arasında Arnavutköy Galeri Selvin’de açılıyor. İpek iplikler üzerine sanatçının kendi geliştirdiği teknikle yaptığı resimler sanat severlerle buluşuyor. 



Naz Can, ipek böceğinin (Bombyxmori) yaşam döngüsünü tamamlayan bir duyguyla yaptığı resimlerini “Tuvalim, ölmüş ipek böceklerinin ağzından çıkan saf söz,”diyerek tanımlıyor. Resimlerdeki karakterler, ipeğin uçucu görüntüsüne eklenirken düşün içinden çıkarcasına bulutsu ve düşsel bir etki yaratıyor. Sergi 31 Ekim tarihine dek açık kalacak. 

Sergi ile ilgili Sn. Mehmet Zaman Saçlıoğlu şöyle der; 

“Tuvalim, ölmüş ipek böceklerinin ağzından çıkan saf söz,” diyor Naz Can. Üstünde düşünülecek bir cümle bu. Ölmüş böcek bir söz söyleyemeyeceğine göre söylenen sözler nedir bu sergide diye meraklanıyoruz. Sergiyi gezdiğimizde her yapıtın ayrı ayrı söylediği sözleri de hepsinin birlikte söylediği sözleri de işitiyoruz. 

İpek böceği, kozasını örmeye başladığında bir başka hayatı da oluşturmaya başlar. Koza, yeniden doğumu hazırlayacak mezardır. Dut ağacının dallarında yavaş yavaş yürüyen tırtıl, rüzgârı kanatlarının altına alıp bir süre yakın gökyüzünün tadını çıkaracağı özgür bir yaşama geçeceği sırada, kozasının içinde değişimin düşlerini görürken, bir cinayete kurban gider. İnsan, tırtılın yirmi günlük ömrü içinde en çok on gün sürecek kelebekliğe olan özlemiyle üç günde ördüğü kozayı kelebekten önce ele geçirir, ipeğin sahibi olur. 

Tırtılken, peygamber devesi gibi yırtıcı böceklerin avıdır, kelebek olduğunda küçük kuşların. Koza içindeyken ise insanın. Ötekiler karınlarını doyurmak için tırtılı öldürürken, insan kültür için öldürür. Evet, ipek bir kültürdür. Binlerce yıldır insanın giysi için, tekstil için ürettiği dokumaların en değerli malzemesidir ipek. Bir kozadan kesintisiz elde edilen lif ortalama bin iki yüz metredir. Kendi ağırlığının üç-dört bin katını kopmadan taşıyabilir. Bu, Naz Can’ın bu sergideki işleri yaparken kullandığı orta boy bir fırçanın ağırlığına eşittir. 
İpeğin bir kültür olması hem işlevi hem dokusu hem de insanın ona kattığı estetik sayesindedir. Giysi olur, halı, perde, masa örtüsü olur, kaftan olur bir kralın üstünde gösterir kendini, para kesesi olur zenginliği taşır. Kağıdından para bile yapılmıştır. Ameliyat ipliği olur sağlık getirir, paraşüt kumaşı olur insanı uçurur. Gittiği yollara kendi adını verir ve bir lif bulutsusu olarak Naz’ın tuvallerinde bambaşka duygular oluşturur. 

Endüstrinin ve teknolojinin ipeği ile Naz Can’ın ipeği birbirinden farklıdır. Endüstri ipek böceğinin trajedisini unutturmaya çalışırken Naz Can, bu trajediye dikkat çeker. Binlerce lifin oluşturduğu yüzeye ipek böceğinin, kozanın, kozadaki özlemin, oluşamamış kanatların, oluşamamış kelebeğin düşlerinin izini yansıtır Naz. Kimi resimde uçucu çiçekler olarak güzel bir kızın saçlarına dolanır bu düşler, kimi resimde bir güvercinin saf beyazlığını gösterir. İpek uçucudur, hafiftir, ışıklıdır, ama doğa ressamın zihninde zıtlıklarla çalışabilir. İpeğin taşıyamayacağını sandığımız ağırlıklar sanat sayesinde hafifler, bu bulutsu yüzeyin üstünde uçucu bir hal alır. Ağır bir gergedan ya da fil bizi hafiflikleriyle gülümsetir, ressamın oyununa ortak eder. Naz Can, ipeği bir yüzey olarak kullanırken doğa içinde hayat bulamamış kelebeği resimlerinde kanatlandırıyor, sanki ona borcunu ödüyor, ipek böceğinin yaşam döngüsünü sanatla tamamlıyor.

Arnavutköy Dere Sok. No:3 Arnavutköy Beşiktaş İstanbul 
Tel: 212.263 74 81  
Pazar günleri hariç 11:00 – 19:00 saatleri arasında açıktır.